XVII. YÜZYILDA KIRIM HANLIĞI’NDAKİ GELİŞMELER

Հայաստանի չորրորդ նախագահի լիազորությունները

Afrin əməliyyatı və Suriyada yeni müharibə oyunu

Amerikalılar ve Ruslar Afrin’de PYD’yi Türk ordusunun önüne attı!

Şia’da İç Çatışma

Gündem, İran 30 Ekim 2017
63

İslam dünyasında, Hz. Osman’ın iktidarı ve şehadetinin ardından ayrılıklar başlamış, Cemel Vakası, Hakem Olayı ile birlikte Müslümanlar arasında kopukluklar belirginleşmiş ve Kerbela Olayı ile ayrılıklar derinleşmiştir. Hz. Ali’nin halifeliğinin esas olması gerektiğini iddia eden Şia ile Sünni kesim arasındaki mesafenin zaman içinde belirginleşmesi, dini yorumlardaki önemli farklılıklar iki kesimi birbirinden daha uzak tutmuştur. Bu dini yorumların farklı ülkeler tarafından politik bir figür olarak kullanılması, İslam dünyasının birlikte hareket etmesini de engellemiştir.

Prof. Dr. Musa El Musevi, her iki kesimi birbirini anlamaya çağıran ve Şia’ya önemli eleştiri getiren bir kitap yazmış: Şia’da İç Çatışma. Mevsimler Kitap etiketiyle çıkan kitabın tercümesini Doç. Dr. Abdullah Ünalan yapmış.

Kitabın aktardığına göre Prof. Dr. Musa El Musevi, büyük imam Seyyid Hasan El-Musevi El Isbehani’nin torunudur. Necef’te doğmuş ve İslam fıkhı eğitimi almıştır. Ortadoğu’daki çeşitli üniversitelerde İslam felsefesi dersleri vermiştir. Ardından Harward’a geçmiş, oradan da Los Angeles Üniversitesi’ne geçerek, profesör olarak ders vermeye devam etmiş.

Suyu bulandıran ve yaraları kaşıyanlara ortam hazırlayanlar

El Musevi, kitabının takdim kısmında Şia ile İslam’ın diğer unsurları arasındaki farklılıkların kendisini üzdüğünü, iki unsurun birbirine yaklaşması için, “taşlaşmış akılların, bağnaz insanların, çirkin tarafgirliğin desteklediği tutuma karşı büyük dedemizin attığı sağlam, cesur ve kararlı adımlar[ın]” devam etmesi gerektiğine inanıyor. (S.9)

Yazarın şu ifadeleri oldukça önemli: “Şia’nın hilafet problemini çözmede takip ettiği metoda bakın ki İmam Ali ve Şia imamları olan çocuklarının tutumlarıyla tamamen ters düşmektedir.” (S.16) Yazar, Şia ile Şiilik’in farklı iki unsur olduğunu iddia ediyor. Bu farklılığın oluşmasında ise Şiilerin ve Şii imamların imamet ve hilafet konusunda bazı uydurmalar yapmaları ve İslam’ı kötüleme çabası içine girmelerinin etkisinin büyük olduğunu söylüyor. Şiilerin bu olumsuz yaklaşımı, yazara göre, suyu bulandıran ve yaraları kaşıyanlara ortam hazırlamıştır.“İmam Ali ve arkadaşlarının, Müslümanların başkasını seçmesine karşın, İmamın Resullullah (sav)’ın hilafetine başkasından daha layık olduğu düşüncesi ile hilafet onun hakkıydı ancak elinden gasp edildi düşüncesi arasında büyük bir fark bulunmaktadır.” (S.25) Yazar, bu durum üzerine Hz. Ali’nin şu sözünü hatırlatıyor: “Ebu Bekir, Ömer ve Osman’a biat edenler, aynı şartlarla bana da biat ettiler. Bunu hazır olanın başkasını seçme şansı olmadığı gibi hazır olmayanın da reddetme şansı yoktu.”

Ardından Hz. Ali’nin şu önemli sözlerini okurla paylaşıyor yazar: “Vallahi hilafet ve yönetimde hiç gözüm olmadı. Ancak siz beni ona davet ettiniz ve bana yüklediniz. Bana tevdi edilince (bırakılınca) Allah’ın kitabına, bize gösterilen yola, uymamız emredilen hükme ve Resulullah (sav)ın sünnetine baktık ve onlara uyduk.” (S.41)

Bu ifadeler, Şiiliğin söylemi ile uyuşmamaktadır. Yazar buna dikkat çekerken, Cemel Vakası’ndan sonraki duruma dikkat çekiyor. Hz. Ali, Hz. Ayşe’ye saygı gösterirken Şiilerin bu saygıyı göstermediğini ve İfk hadisesini gündemde tutmaya çalıştıklarını belirtiyor.

Şiilerin bazı konularda aşırılığa kaçması

Bu durumu paylaşan El Musevi, Şia’nın sübjektif olmaktan kurtulması gerektiğini söylüyor ve ardından içinde bulunduğu camiaya sert bir özeleştiride bulunuyor: “Bu gezegenin her yerinde yaşayan Şiiler bilmelidir ki, fikri ve içtimai gerileyişin temel ve gerçek sebebi, mezhepsel liderinin arkasından gitmeleri ve hayvanlar gibi istenilen yere sevkedilmelerine neden olan körü körüne onlara itaat etmeleridir.” (S.58)

Azınlık psikolojisinin Şiilerde takiye yapmaya ortam hazırladığına, bu sürecin devamında ezanlarda okunan “eşhedü enne Aliyyen veliyullah” ifadesinin kullanmanın haram olduğu halde hiçbir Şii liderinin buna itiraz etmediğine ve durumun da Sünni ile Şii dünyası arasındaki mesafeyi gittikçe açtığına değiniyor.

Yazarın değindiği önemli bir nokta, Peygamberin (sav) ve İslam’ın aklı ön plana çıkarmasına rağmen Şiilerin bazı konularda aşırılığa kaçmasıdır. Örnek olarak yazar, Şii imam ve mezarlarının öpülmesi, mezar ziyaretlerinde Kur’an yerine Ziyaret’in okunmasını örnek olarak gösteriyor ve ekliyor: “Peygamberimiz ve Hz. Ali kimseye el öptürmedi!” “İmam Sadık, dayandığı asasını Resulullah (sav)ın asası olduğu gerekçesiyle öpmek isteyen birisine kızarak: (Eline işaret ederek) Yuh sana! Bu Resulullah (sav)ın eti ve kanıdır. Sana zarar ve fayda vermeyen bir şeyi niçin öpüyorsun, demiştir.” (S. 95)

Ayrıca Şii liderlerinin Hz. Hüseyin’in mezarını ziyaret için atılan her adımın karşılığından cennetten bir saray olduğunu belirtmesi, Kerbela ile Kabe’nin kıyaslanması, Hz. Hüseyin’in toprağına secde edilmesi gibi durumları örnek gösteriyor, El Musevi. Yazar, bu tür uygulamaların Safevi döneminde yazılan Şii din kitaplarının okunması ve hayata geçilmesinden kaynaklandığını belirtiyor.

Şiiliğin içinden muhalif bir ses

Yazarın eleştirdiği önemli bir nokta da binlerce insanın Kerbela olaylarını anmak adına sırtlarını kılıç ve kamalarla yarmaları ve kanlar içinde kalmalarıdır. Yazar, bu görüntülerin yıllarca İngiliz ve Avrupa basınında yer aldığını ve İngilizler tarafından bu olayların finanse edildiğini iddia ediyor. Uzun olmakla birlikte önemsediğim şu alıntıyı yapmak istiyorum: “İngilizlerin Irak’ı işgal ettiği dönemde, bu işgale son vermek için İngiltere ile görüşmeler yapmak için Londra’ya giden dönemin Irak başbakanına İngiliz yetkilisi şöyle demiştir: ‘Irak’ta bulunmamızın amacı, Irak halkını barbarlıktan kurtarıp mutlu bir halk haline getirmektir.’ Bunu duyan Haşimi sinirlenerek toplantı odasından çıkmışsa da İngilizler nazikçe özür dilemiş ve Irak’la ilgili bir belgesel seyretmesini istemişler. Belgesel, Hüseyin’in matem gününde Necef, Kerbela ve Kazımıyye sokaklarında yürüyen binlerce insanın vahşice sırtlarını ve başlarını kamalarla yardıklarının belgeseliydi. İngilizler bunu seyrettirmekle, medeniyetten birazcık nasibini alan bir milletin bu vahşi davranışlarda bulunması mümkün müdür, demek istiyorlardı.” (S. 109)

Musa El Musevi, Şia’da İç Çatışma adlı bu önemli eserinde Şiiliğin bir özeleştiriden geçmesi gerektiğini belirli başlıklar altında toplamış, bu öz eleştiri ile birlikte Sünnilerle Şiilerin bir arada ayrışmadan yaşayabileceğine inancını vurgulamıştır. Şiiliğin içinden muhalif bir sese kulak vermek isteyenlere tavsiye edebileceğim ufuk açıcı bir eser.

Musa El Musevi, Şia’da İç Çatışma, Mevsimler Kitap.

Sedat Palut

sedat.palut@gmail.com

Yorumlar