CIA yeni direktörü Rusya’da “gazetecilik” adı altında casusluk mu yaptı?

İran’da TÜRK varlığının devlet statüsüne taşıma aktiviteleri

DONALD TRAMPIN QARABAĞLA BAĞLI PLANIMI VAR?

İtalya’da Masonlar Amerika’da Trump dertli!

İran’ın Yeni Dış Politika Kimliği Ve Söylemi

Gündem, İran, Manşet Üstü 26 Şubat 2016
508

İran’ın Yeni Dış Politika Kimliği Ve Söylemi

Arap Baharı, yarattığı sosyolojik, siyasi, kültürel ve ekonomik sonuçlar ile hem bölgesel hem de küresel ölçekte önemli kırılmalara sebebiyet vermiştir. Tarihte eşine az rastlanır şekilde, öngörülemez niteliği ile kendisini gösteren bu sürecin meydana getirdiği karşı konulamaz değişim dalgası kısa zaman içerisinde neredeyse tüm Ortadoğu coğrafyasını etkisi altına almıştır. Kendine has karakteristiği ile ön plana çıkan bu süreç, bazı ülkelerde, uzun yıllardır statik durumda olan siyasal ve sosyal yapıda kökten değişimi gündeme getirip nispi istikrarın oluşmasını sağlarken, bazı ülkelerde kanlı iç savaş tablolarının ortaya çıkmasına, uluslararası müdahalelere yol açmış, diğer bazı ülkelerde ise değişim gücü kapasitesinden yoksun ayaklanmalar şeklinde karşımıza çıkmıştır. Fakat, Arap Baharı, sahip olduğu bölgesel ve küresel nitelik sebebi ile yalnızca etkisi altına aldığı ülkeler ile sınırlı bir çerçeveye sahip olmamıştır. Süreci doğrudan sınırları içerisinde tecrübe eden ülkelerin yanı sıra, özelikle küresel güçler ve bölgesel aktörler de bu sürecin temel bileşenleri konumunda olmuşlardır. İran, Arap Baharı sürecinde, özellikle Suriye eksenindeki belirleyici rolü ile söz konusu aktörlerin başında gelmektedir. Tunus’da patlak veren ve 2016 yılı itibariyle Suriye düzleminde varlığını hissettiren süreç içerisinde İran dış politikası ve bu bağlamda ortaya konan hamleler, Arap Baharı’nın seyrine doğrudan etki eden faktörler olarak görülebilmektedir. Bu bağlamda, İran’ın, genel tablo itibari ile Arap Baharı, spesifik olarak ise Suriye krizi konusunda sahip olduğu potansiyel kesinlikle yadsınamayacak bir gerçeklik olarak görülmelidir.
Bu bağlamda, bu süreç, İran’ın dahli ve etkisinin yoğun şekilde hissedildiği bir süreç olmasının yanında, İran’ın dış politikasına, söylem ve kimlik vurgularına da temelden etki etmiştir. Özellikle, 1979 İslam Devrimi süreci ve sonrasında, kimliğini Anti-Batı ve İslamcılık söylemler üzerine inşa eden İran’ın son yıllarda bu çerçevede yaşadığı değişim dikkat çekicidir. Devrim sürecinin ardından, uzun bir dönem İslami hareketlerin ve İslamcılık ekolünün siyasal düzlemdeki dayanağı kimliğine sahip olan İran, bu yönüyle uluslararası alanda “diğer ülke rejimlerinin güvenliğine tehdit” ve “terörizmi himaye eden ve destekleyen ülke” nitelendirmeleri ile tanımlanmıştır. Bu durumun somut yansıması olarak uluslararası tecrit ve ambargolar ile karşı karşıya kalan İran buna rağmen söz konusu söylem ve çizgisini aynı eksende sürdürmeye devam etmiştir.
2011 yılında Arap Baharı sürecinin başlangıcı, sürecin etkisi altına aldığı ülkelerin İslam ülkeleri oluşu ve sürece dahil olan ve yön veren temel aktörlerin İslamcı tandanslı örgüt ve partiler olması, İran’ın bu süreci başlangıçta “İslam Uyanışı” olarak nitelendirmesine imkan vermiştir. Fakat sürecin Suriye düzleminde İran açısından “karakter” değiştirmeye başlaması ve Bahreyn hadiseleri, kısa bir zaman içinde İran’ın bu sürece yönelik bakışını neredeyse kökten değiştirmiştir. Bu itibarla, Suriye ve Bahreyn hadiselerinin etkisi ile mezhebi söyleme dış politikada daha fazla vurgu yapmaya başlayan İran için dönüm noktası IŞİD’in bu süreçte artan etkinliği ve sağladığı alan hakimiyeti olmuştur. Bu durumun akabinde şu gelişmeler kendisini göstermeye başlamıştır:
• İran, mezhep vurgulu dış politika söylemini daha fazla yoğunlaştırmış, Şiiliğin tehdit altında olduğu yönündeki propaganda faaliyetlerini artırmıştır
• “Tekfirci terörist örgütlerle mücadele” mottosu İran’ın uluslararası alanda uzun zamandan beri süregelen dışlanmışlığını ve “öteki” imajını büyük ölçüde sınırlandırmış, böylece İran, bir dönem “terörizmi himaye eden ülke” konumundayken “terörizmle mücadelede işbirliği yapılabilecek ülke” konumuna gelmiştir.
• IŞİD’in Kuzey Kafkasya coğrafyasındaki etkinliği dolayısıyla ve Suriye krizindeki ortak tutum nedeniyle Rusya ile daha fazla yakınlaşan İran bu noktada hem Batı ülkelerinin hem de Rusya’nın desteğini kazanarak meşruiyet tesisi bağlamında önemli kazanım sağlamıştır.
• Gerek terörizmle mücadele, gerekse Şiiliğin fundamentalist Sünni terör örgütler tarafından tehdit altında olduğuna yönelik algı ile son dönemde büyük bir prestij sağlayan İran, aynı zamanda uzun yıllar İslamcı argümanlara dayanan dış politika kimliğini mezhepsel bir temel doğru dönüştürmeye başlamıştır. Söz konusu yeni kimlik İran için jeo-kültürel anlamda ciddi bir kazanım olarak görülmektedir.
Son dönemde, Batı dünyası ile arasında yeni bir sayfa açan İran Ortadoğu’daki belirleyici ve etkin konumunu sağlamlaştırma ve pekiştirme hamleleri gerçekleştirmektedir. İran-Batı ilişkilerinin seyri ve Suriye krizinin hangi çerçeveye evrileceği gibi faktörler ve İran’ın bu gelişmelere yönelik reaksiyonları hem İran dış politikasında hem de bölgesel eksende yaratacağı sonuçlar itibari ile büyük öneme sahip olmaya devam edecektir. Çağatay Balcı kafkassam

Yorumlar