Hocali Moskova’da anıldı

Avrasya Kombat ciu-citsu federasyonun yeni başkanı Aqil Acalov seçildi

Yeni okumalar ışığında Ziya Gökalp

GAZETELERDE TULÛAT TİYATROSU: STAKANCI MURAT-SİBİRYALI FATİH VE SELEFİ FETVACIBAŞI STAR WARS NURETTİN

Pentagon Trump’a darbe hazırlığında!

Gündem 15 Aralık 2017
125

ABD eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger; bir grup senatörle sohbet ederken şu soruyu sorar; “-Biz Amerika olarak neden güçlüyüz, biliyor musunuz?” sonrada “-çünkü…” der; “-bizler Amerika olarak içimizdeki vatan hainlerini çabuk öldürürüz. Dünyanın birçok memleketinde vatan hainlerini ise kahraman yapar, ülkelerinde önemli yerlere getiririz.” Henry Kissinger’ın bu sözünden yola çıkarak öldürülen ABD başkanları acaba hain miydi sorusu akla gelebilir. Siyasi suikastlar tarihi zengin olan ABD’de bugüne kadar 4 başkan uğradıkları saldırılarda can verirken; 2’si yaralı, 3’ü yara almadan kurtuldu. Abraham Lıncoln (Başkan): 14 Nisan 1865’de John Wilkes Booth’un kurşunlarına hedef oldu, ertesi gün öldü. Wıllıam Seward (Dışişleri Bakanı): Lincoln’ün vurulduğu gün Lewis Powell’ın suikast girişiminden yaralı kurtuldu. James Garfıeld (Başkan): 2 Temmuz 1881’de saldırıya uğradı, 19 Eylül’de öldü. Wıllıam Mckınley (Başkan): 6 Eylül 1901’de Buffalo’da kurşunlandı ve 14 Eylül’de öldü. Theodore Roosevelt (Başkan): Beyaz Saray’da görev yaptıktan sonra, 14 Ekim 1912’de bir kampanya sırasında kurşunlandı, ama ölmedi. Franklın d. Roosevelt (başkan): Miami’de 15 Şubat 1933’te uğradığı saldırıdan yara almadan kurtuldu. Olayda saldırgan Giuseppe Zangara’nın kurşunlarına hedef olan Chicago Belediye Başkanı Anton Cermak öldü. Harry Truman (Başkan): 1 Kasım 1950’de iki Porto Riko milliyetçisinin saldırısından yara almadan kurtuldu. John f. Kennedy (başkan): 22 Kasım 1963’te Dallas’ta makam arabasında öldürüldü. Yanındaki Texas Valisi John Connaly de yaralandı. Gerald Ford (Başkan): 5 Eylül 1975’de ve 22 Eylül 1975’de iki kez suikast girişimine uğradı. İki olayda da saldırganlar kadındı. Ronald Reagan (Başkan): 30 Mart 1981’de Washington’daki bir otelin girişinde aktrist Jodie Foster’a aşkını kanıtlamak isteyen John Hinckley’nin kurşunlarına hedef oldu. Yaralandı ve uzun bir süre hastanede kaldı.(1)
Tüm bunları neden yazdım? Çünkü ABD’nin çiçeği burnunda başkanı Donald Trump’a yönelik darbe girişimleri gündemde. 9 Kasım 2016’da “Türkiye İsrail ve Rusya’nın desteklediği Trump başkan oldu!” başlıklı değerlendirmemde; “ABD seçmeninin Trump’ı başkan seçmesi; yerleşik Amerikan müesses nizamının, Hillary Diane Rodham Clinton’ın kazanmasını isteyen Rockefeller’in nüfuz alanından sıyrılma teşebbüsü olduğu gibi, Rusya ve Çin ile Pasifik’te savaşmayı planlayan silah baronlarının da planlarını alt üst etmeye yetmiştir. ABD, kısa sürelide olsa savaştan değil barıştan yana tavır koymuştur. Ancak Donald Trump’ın, çıkarlarına çomak sokacağını bekleyen güç odaklarının, ABD’nin otuz beşinci başkanı Kennedy’nin öldürülmesi suikastında olduğu gibi girişimlere de ihtimal verilmediği söylenemez.” demiştim.(2) Ne yazık ki bu öngörümü doğrulayan gelişmelere tanıklık ediyoruz. ABD medyasında Trump’a yönelik itibarsızlaştırmanın ötesinde Trump’ı siyaseten yaşayan mevtaya dönüştürmenin hazırlıkları dikkat çekiyor. ABD Başkanı Donald Trump, “fake news” (sahte haber) üretmekle suçladığı anaakım Amerikan basını tarafından ağır biçimde eleştirilmeye devam ediyor.(3) ABD’nin ilk ve tek ulusal gazetesi USA Today gazetesi, keskin politik tartışmalara mesafesiyle biliniyor. Gazetenin 2016 başkanlık seçiminde tarihinde ilk kez bir aday (Trump) aleyhine, ‘başkanlık yapmaya ehil olmadığı’ gerekçesiyle başyazı yayınlaması diğer medya organlarına haber olmuştu. Gazetenin 13 Aralık 2017 tarihli başyazısında da Trump’ın başkanlık yapmaya ehliyeti olmadığı tekrar edildi ancak sonrasındaki ağır cümleler, en taraflı sol gazetelerde bile görülmeyecek sertlikteydi. ”Moral değerlerden, insanlıktan yoksun” diye nitelenen Trump’ın yaklaşımlarının mide bulandırıcı hale geldiği vurgulanarak, ”Sürekli aşağının aşağısına da inmeyi başarabilen bu başkan için vurabileceği bir dip yok görünüyor” dendi.(4) Anladığım kadarıyla Trump’ı başkanlıktan indirmenin yolları aranıyor. Ancak siyasi suikastlar tarihi zengin olan ABD’de, başkanları koltuktan indirmenin yöntemi belli, öldürülmeleri!
Pennsylvania Üniversitesi Yayınevinin editörü ve politika analisti Damon Linker’ın, “Otoriteryan sürükleniş Trump’ın seçilmesiyle hızlansa da onunla başlamadı. Trump bu gidişatın vücut bulmuş hali. Trump’ın bu gidişatın başarıya ulaşmasının mihengi olmaması için elimizden gelen her şeyi yapmak zorundayız”’ sözleri, ‘ellerinden gelen her şeyin’ ne olduğunu sorgulamamızı gerektiriyor. Ona göre Donald Trump; Amerikan devletinin 200 yılı aşkın süredir temeli olan ‘denge ve kontrol sistemini‘ arkaik olarak nitelendirerek Amerika’ya zarar verebildiğini bile savundu. Trump’ın hemen her gün, kontrol edemediği medyaya ve bağımsız yargıya yönelik aşağılayıcı, itibarsızlaştırıcı ve daha da önemlisi şeytanlaştırıcı söylemleri var. London School of Economics otoriter rejimler uzmanı Brian Klaas da bu endişeye katılıyor: “İnsanların vergi yasası, sağlık sigortası veya dış politika konusunda uzlaşamamaları bence hiç sorun değil. Ancak, Donald Trump, Batı ülkelerinin temel değerlerinin dışına çıkan yaklaşımlar sergiliyor”.
ABD medyasına yön verenler, Trump’ın kendilerine göre bir suç listesini bile hazırlamışlar; Trump’ın mevcut federal yargıçları sürekli aşağılaması ve boşalan federal yargı koltuklarına son derece ehliyetsiz kişileri sadece kendisine körü körüne itaat edecekleri için aday gösterebilme cüreti ve buna partisinden ciddi bir itiraz yükselmemesi de bir başka tehlikeli işaret. Damon Linker bir de kamuoyunun sessiz kalmasıyla demokratik ve anayasal işleyişin dışına kayışta destek verdiği gelişmeler olduğunu kaydediyor. Verdiği örnek ise Pentagon’dan yapılan, ‘’Amerikan askerinin Suriye’de gerek görüldüğü sürece kalmaya devam edeceği’’ açıklaması. Yurt dışında Amerikan askeri görevlendirmek Amerikan Anayasasına göre Kongre’nin yetkisinde bir konu ama ‘’ABD’nin Suriye’de asker bulundurduğu ve bu askerlerin süresiz olarak orada kalmaya devam edeceğini’ Pentagon kararlaştırıp duyuruyor. Kongre bunu haberlerden öğreniyor.(5) Damon Linker bence eşeğin kulağına kar suyu kaçırmak için Pentagon örneğini veriyor. Demek istiyor ki Pentagon, Kongre’nin üstüne çıkmıştır. ABD’yi yöneten güç Kongre değil Pentagon’dur. Haksızda sayılmaz. Çünkü Pentagon Trump’ın dış politika önceliklerini umursamayan icraatlar peşinde. Washington ile Moskova, tam da sözde ortak düşmanları olan Irak ve Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) Irak-Suriye sınırının her iki tarafında bozguna uğratılmış göründüğü sırada, Suriye’nin Fırat Nehri vadisi semalarında birbirlerinin savaş uçaklarına yönelik kışkırtıcı eylemlerde bulunma suçlamaları getirdiler. Pentagon’un açıklamaları, doğrudan doğruya, Suriye’de artan gerilimlerin, dünyanın en büyük iki nükleer gücü arasında hesaplanamaz sonuçlara sahip doğrudan bir askeri çatışmaya dönüşme olasılığını ima etmektedir. (6)
Scott D. Sagan, Foreign Affairs’ın son sayısında yayınlanan bir makalede, Kuzey Kore ile olası yıkıcı bir savaşın önlenmesinin, Trump’ın ordunun bazı kesimleri tarafından görevden uzaklaştırılması için azımsanmayacak bir itki sağlayabileceği uyarısında bulunuyor. Kim bu Scott D. Sagan? Siyaset Bilimi Profesörü, Stanford Üniversitesi Freeman Spogli Uluslararası Araştırmalar Enstitüsü bünyesindeki Uluslararası Güvenlik ve İşbirliği Merkezi’nde üye.(7) Scott D. Sagan’ın yazdığı Foreign Affairs; , Siyaset bilimi, ve ekonomi ile birlikte dışpolitik gelişmeleri, analiz eden bir dergi. 1922’den beri yayında. ABD Dış İlişkiler Konseyi (Council on Foreign Relations, CFR)’nin yayın organı. 1921’de Amerikalı banker J. P. Morgan tarafından New York’ta kurulan CFR, Amerikan kamuoyunda uluslararası bir ruh yaratılması amacıyla ülkenin en yetenekli diplomasi, finans, sanayi, ekonomi, ticaret, bilim ve iletişim beyinlerince oluşturulan bir çalışma grubu olarak sunuluyor.
CFR’nin amacı; dünya olaylarının daha iyi anlaşılmasının sağlanması ile Amerikan dış politikasına yeni açılımlar kazandırılması, Amerikan ulusunun en etkin liderlerinin deneyim ve katkılarının bir araya getirildiği ulusal bir hükümet dışı organizasyon kurulması ve gelecek nesil Amerikan dış politika lider ve teorisyenlerinin ortaya çıkarılarak, bunlara eğitim ve deneyim kazandırılması olarak açıklanıyor. CFR üyeleri eski ve yeni ABD başkanları, dışişleri bakanları, büyükelçiler, Wall Street yatırımcıları, uluslararası bankerler, spekülatörler, vakıf yöneticileri, Think-Thank yöneticileri, Lobici hukukçular, Pentagon ve NATO generalleri, büyük sanayiciler, medya patronları, medya yöneticileri, üniversite rektörleri, kilit profesörler, senatörler, Temsilciler Meclisi üyeleri, yüksek ve federal mahkeme yargıçlarından oluşmaktadır. CFR’nin günümüzdeki üye mevcudu 3.500 civarındadır. CFR’nin karar organlarının tümünde Beyaz Anglosakson-Protestan, (White Anglo-Sakson-Protestant, WASP) Amerikalılar vardır, kararları bunlar alır. Bu üyeler; Rockefeller, Carnegie, Hudson, Ford Vakıfları, Standart Oil of New Jersey (Exxon), Mobil, General Motors, IBM, Texaco, Chase Manhattan Bank, City Bank, Du-Pont, Boeing, Lockheed-Martin, CNN ve CBS gibi uluslararası tröstleri; ABD hükümetini, Cumhuriyetçi ve Demokratik Partiyi yönetirler. Başta Batılı emperyalist devletler olmak üzere diğer devletler üzerinde vakıflar, Think-Thank’lar, BM, Dünya Bankası, IMF, Dünya Ticaret Örgütü, OPEC ve NATO gibi kuruluşlar aracılığıyla doğrudan veya dolaylı şekilde denetim kurarlar.(8)
İşte bu CFR’nin teorisyenlerinden Scott D. Sagan; ABD’nin Kuzey Kore ile geriliminin, bazı açılardan, “güçlü sivil önderlerin ABD ordusunun tehlikeli bir şekilde savaş yanlısı içgüdülerine karşı koyduğu” Küba füze krizinden çok daha tehlikeli olduğunu belirtiyor. Pervasız tehditlerde bulunan, ABD’deki üst düzey siyasi önderliktir ve sağduyunun sesi işlevi görmek Savunma Bakanı James Mattis’e (eski bir general) ve üst düzey ordu subaylarının işi diyor. Sagan, şunları ekliyor: “Eğer üst düzey ordu komutanları herhangi bir anda Trump’ın özürlü olduğuna inanırlarsa, Trump’ın ‘makamının yetkilerini ve görevlerini yerine getirmekten aciz’ olup olmadığına ve dolayısıyla anayasanın 25. Değişiklik’ine başvurup başvurmamaya karar vermek üzere acil bir bakanlar kurulu toplantısı çağrısı yapması gereken Mattis ile bağlantıya geçmekle görevli olurlar.” Yani kitabına uydurun Trump’ı başkanlıktan indirin diyor! ABD II. Dünya Savaşı sonrası egemenliğinin çöküşünde görülmemiş bir hızlanmayla karşı karşıya olduğu için, basitçe Trump yönetiminin tehditlerini yerine getirmek üzere savaşa girme olasılığı vardır. Bu arada, Trump’ın görevi kötüye kullanma suçlamasıyla, istifaya zorlanarak ya da 25. Değişiklik’e başvurulması üzerinden görevden uzaklaştırılması konusunda artan söylentiler, yönetimin üzerindeki, ABD’yi saran iç siyasi krize savaş yoluyla bir çözüm bulma basıncını arttırıyor. (9)
Bakınız:
1- http://www.haberturk.com/dunya/haber/589966-abdde-4-baskan-suikast-kurbani-oldu
2- http://kafkassam.com/turkiye-israil-ve-rusyanin-destekledigi-trump-baskan-oldu.html
3- http://odatv.com/abd-medyasi-trumpin-bu-mesajini-konusuyor-1412171200.html
4- http://amerikabulteni.com/2017/12/13/abdnin-tek-ulusal-gazetesinin-basyazisinda-trumpa-cok-agir-ifadeler/
5- http://amerikabulteni.com/2017/12/14/abd-otoriteryan-rejime-mi-kayiyor/
6- Bill Van Auken/ IŞİD’in Suriye’deki yenilgisinin ardından ABD-Rusya gerilimleri tırmanıyor/ http://www.wsws.org/tr/articles/2017/12/15/syri-d15.html
7- https://cisac.fsi.stanford.edu/people/scott_d_sagan
8- http://www.turktoresi.com/viewtopic.php?f=136&t=6969
9- Andre Damon/15 Aralık 2017/ABD nükleer savaşın eşiğinde mi?/ http://www.wsws.org/tr/articles/2017/12/15/pers-d15.html
Ömür Çelikdönmez
Twitter: @oc32oc39

Yorumlar