Papalık Masonluk savaşında İngiliz Masonlarının Vatikan karşıtlığı!

Moskova Belediyesi Milletler Evi’nde Türk Müziği Konseri düzenlendi

Rus senatörden Yunanistan tepkisi: Türkiye tatilini seviyoruz

Yayınımız ses getirdi ‘Akın İpek’e Londra’da ev hapsi’

OSMANLI KUDÜS’Ü NASIL YÖNETTİ ?

Gündem 4 Temmuz 2016
827

OSMANLI KUDÜS’Ü NASIL YÖNETTİ ?
ali,şahintarihin her döneminde savaşların, acının, gözyaşının oluk oluk aktığı yer olmuştur. Kaos hüküm sürmüştür bu coğrafyada. Lakin Kudüs’ün üstünde kutsal yer olmasının ağırlığı bulunmaktadır. Zira Kudüs, Müslümanların ilk kıblesi, ikinci mescididir. Hz. Peygamberin (sav) miraca yükseldiği yerdir. Hıristiyanların açısından Hz. İsa’nın hayatının geçtiği ve çarmıha gerildiğine inandıkları yerdir. Museviler için ise Hz. Süleyman’ın mabedinin olduğunu ileri sürdükleri, Davud’un saltanatının ebediyyen devam edeceğine inandıkları kutsal şehirdir Kudüs.

Bu bakımdan toplumlar bu coğrafyayı elinde tutmak için tarihin her döneminde birbirleri ile mücadele etmiştir. Her dönemde coğrafyada kan ve göz yaşı hakim olmuştur. 11. ve 12. yüzyılda Kutsal şehri Müslümanların elinden almak olan Batılılar bölgeye Haçlı seferlerini düzenlemiştir. Bölgede Müslümanlara yönelik katliamlar yapılmıştır. Hatta bir rivayete göre Birinci Haçlı seferinden sonra şehirde oluk oluk kan akmış ve kanın seviyesi asker postallarının yarısına gelmiştir. Lakin cennet mekan Selahattin Eyyubi Haçlıların elinden Kudüs’ü almış ve tekrar Müslüman şehri yapmıştır. Fakat Selahaddin Haçlılar gibi şehirde katliamlar yapmamıştır. Bu sürede Kudüs’te belli bir süre zulüm ve işkence sona ermiştir. Bundan sonraki süreçte Kudüs’te azda olsa Moğol egemenliğine girmiş, sonra sırasıyla Müslüman ve Türk Devleti olan Memlûklere ve 1516 ve 1517’de Mercidabık ve Ridaniye Savaşları ile Osmanlı Devleti’nin egemenliği altına girmiştir.

Bu tarihten itibaren demografik yapı olarak homojen bir yapıya sahip olan, Müslüman, Hıristiyan ve Yahudi nüfusa sahip olan Kudüs, Filistin coğrafyasına istikrar barış gelmiştir. Zulüm, katliam sona ermiştir. Osmanlı Devleti bölgede cemaat, din müesselerinin korunması konusunda azami derecede hassas davranmıştır. Diğer dinden ve milletten olan insanların haklarının korunması konusunda hassas davranarak toplumları birbirine kutuplaştırmayarak insanların birbirini sevmesini sağlamıştır. Haklar konusunda dini bir ayrım yapmamıştır. Halkları kutuplaştırıcı fitnelere karşı her dönemde önlemler almaya gayret göstermiştir. Hatta Bir gün Müslümanlar ile Hıristiyanların arasına nifak tohumu serpecek bir kitabın yazılıp dağıtılmasının duyulması üzerine, bu kitap toplatılmış ve yakılmıştır. Diğer dinlerden olanlara serbest bir şekilde ayin yapma hakkı sağlamıştır. Hatta Hıristiyanlar arasında ihtilaf teşkil eden Kamane Kilisesi konusunda hakemlik yaparak bu kilisenin yıllarca Katolik, Ermeni ve Rum gruplar arasında ortak bir şekilde kullanılmasını sağlamıştır. Mescid-i Aksa, Beytullahim Kilisesi ve Ağlama Duvarı’nın sorumluluğu ve temizliği üç ayrı dinden farklı ailelere üç asır boyunca teslim edilmiştir.

Bununla birlikte Osmanlı Devleti fethettiği her yere “La İlahe İllallah Muhammed’ün Resullah” yazarken, Kanuni Sultan Süleyman döneminde inşa ettirilen El-Halil’deki Yafa Kapısı’nın üzerine “La İlahe İllallah İbrahim Halillullah” yazmıştır. Zira Yafa Kapısı üç dinden insanların ortak olarak kullandığı bir kapıydı. Bu yüzden Osmanlı Devleti böyle hem diğer dinden insanların üzülmesini ve incilmemesini için hem de üç din tarafından ortak kabul edilen İbrahim Peygamber şemsiyesi altında insanları toplayarak, bölgede fitneyi fesadı önlemeye çalışmıştır. İnsanların kutuplaşmasını önlemiştir.

Lakin 19. ve 20. yy Batılı emperyalistler bölge halklarını aktif bir şekilde harekete geçirmiş, Osmanlı Devleti’ne karşı isyanı teşvik etmiştir. I. Dünya Savaşı’ndan sonra bölge Osmanlı Devleti’nden kopmuş emperyalistlerin eline geçmiştir. Bu tarihten itibaren bölgede sömürü ve göz yaşı başlamış, istikrarsızlık ortaya çıkmıştır. Sömürü imparatorluğu kuran İngiltere bölgeden çekildikten sonra kaos artarak devam etmiştir. Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinden itibaren bölgeye akın eden Yahudi gruplar 1948 yılında B.M tarafından tanınan İsrail’i kurmuştur. Bu tarihten sonra Filistin toprakları Yahudi işgali altına girmiş ve zulüm artmıştır.

Osmanlı Devleti bölgede 400 yıl hakimiyet kurarak İsrail Devleti’nin kurulmasını geciktirmiştir. Osmanlı Devleti’nin bölgeden çekilmesinden sonra bölge halkı Osmanlı yönetimini arar olmuştur. Kısacası bölgenin son Müslüman hakimi Osmanlı Devleti Kudüs ve Filistin’den çekildikten sonra, bölgeyi emperyalist sömürücü devletler işgal etmiş, bölgede barış yerine savaş, uzlaşı yerine çatışma başlamıştır. Bu gün hala devam eden çatışmalar ve zalim İsrail’in katliam ve zulüm faaliyetleri yüzünden Filistin topraklarında yüzlerce insan ölmektedir. Bölgenin barışa ve uzlaşmaya kavuşmasının tek yolu bölgeye yeniden Selahaddini ve Osmanlı yönetim modellerinin gelmesiyle, kutsal beldenin siyonist işgalden arındırılmasıyla mümkündür.
Ali Şahin

Yorumlar