Rus senatör: Dünya kamuoyu ABD’nin Suriye planlarına engel olmalı

Olası Afrin Harekatı hakkındaki düşüncelerimiz

Türk ve Müslüman düşmanı CIA ajanı Richard Clarke BAE emrinde!

ALTIN ORDA DEVLETİ’NİN RUSYA ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Milli Bir Duruş İçin Kavramsal Bir Çerçeve

Gündem 11 Ocak 2018
34

Uluslararası politikada yaşanan gelişmeleri KAFKASSAM aracılığı ile takipçilerimizle paylaşıyoruz. Yaptığımız ve bundan sonra da yapacağımız bütün jeopolitik değerlendirme ve analizler bizim “milli” duruşumuzun bir ürünüdür. Devletin bekası ve milletin refahı ile milli çıkarlar bu jeopolitik değerlendirme ve analizlerin tek kaygısıdır. Bir bilim olarak değerlendirdiğimiz jeopolitik için kavramsal bir çerçeve oluşturmanın bu noktada önemli olduğunu düşüyoruz. Kavramsal ve teorik konular sıkıcı olsa da kavramsal ve teorik bir temele dayanmayan jeopolitik değerlendirme ve analizler zayıf kalmaya mahkûmdur. Batı literatürüne dayanan jeopolitik analiz ve değerlendirmeler ise milli olmaktan uzaktır. Bizim gayemiz milli bir bakış açısının oluşturulabilmesine bir katkı yapmaktır.
Milli hedef ve milli siyasetin ortaya konmasında bir hareket noktası ve bir çerçeve vazifesi gören “milli menfaat” devletin bekası ve milletin refahını sağlamak için ulaşılması gereken amaçlardır şeklinde tanımlanabilir. Milli menfaatlerin ışığı altında milli hedef ve milli siyaset geliştirilir. Kısacası milli menfaatlerden milli hedefler doğar. Elde edilmesi halinde milli menfaatleri sağlayan sonuçlar ise “milli hedefler”dir.
Milli hedefler genelde, kaynak bakımından iki grupta ele alınır. Birincisi milletin tarihinden kaynaklanır, milletin tarihinde yer alır ve onunla beraber geleceğe yöneliktirler. Bu hedefler çoğunlukla jeopolitik durumdan ve coğrafî konumdan kaynaklanırlar. İkinci gruptakiler ise içinde bulunulan durumdaki milli hedeflerdir. İkinci gruptaki milli hedefler birinci gruptakileri mevcut ve görünebilen bir gelecekte sağlanabilecek imkânlar nispetinde ve çağdaş ölçülere uygun bir biçimde içerirler.
“Milli Siyaset” ise milli hedeflerin elde edilmesi için uygulanacak genel hareket tarzlarıdır ve bu amaçla yürütülecek bütün faaliyetler için düzenleyici ve sınırlayıcı bir rehber vazifesi görür. Bir milletin, milli hedeflere erişme ve onları gerçekleştirme yolunda kullanabileceği fiziksel, ekonomik, duygusal ve düşünsel kuvvetlerin toplam verimliliği ise “milli güç” olarak tanımlanmaktadır. Milli güç unsurları ise; politik, ekonomik, askerî, sosyo-kültürel, coğrafî ve teknolojik güçlerdir.
Siyasi (Politik) Güç; devletin milli hedeflerine ulaşmak, ulaşılanları koruyup geliştirmek ve milli menfaatleri sağlamak amacıyla, kullandığı iç ve dış siyasi kuvvetlerin toplam verimidir. Güçlü ekonomi ile desteklenmeyen, kudretli bir askerî güce dayanmayan siyasi faaliyetler etkisiz kalır.
Ekonomik Güç; ülkenin sahip olduğu temel ekonomik kaynakları, bu kaynakların işletilmesini, her türlü mal ve hizmet üretme kabiliyetini, üretici insan gücünü, dış ticaret dengesini, ulaştırma imkânlarını, ekonomik kurumlarını ve uyguladığı ekonomik sistem ve siyaseti kapsar.
Askerî Güç; milli gücün bir elemanı olup, milli politikanın uygulanmasında ve milli hedeflerin elde edilmesinde kullanılan fiziki güçtür. Milli gücün tüm unsurlarından yararlanır ve etkinliği bakımından onlara bağımlıdır. Askerliğe, silahlı kuvvetlere, milli savunma ve milli güvenliğe ilişkin; beşeri, fiziksel, ekonomik, moral ve kültürel tüm nitelikler ve nicelikleri kapsayan güçtür.
Sosyo-kültürel Güç; milleti oluşturan insan gücü ve onun moral değerleri, karakteri ve kültürünün oluşturduğu güçtür ve diğer milli güç unsurlarının oluşumuna hız kazandırır. Bu gücün tespitinde; nüfus, nüfusun kalitesi ve karakteristikleri, inançlar, tutumlar, değer yargıları, kültürel özellikler, aile yapısı, genel sağlık durumu, hayat standardı, etnik yapı, eğitim seviyesi gibi faktörlerle, milli karakter, davranış biçimi ve moral gibi hususlar dikkate alınır.
Coğrafî Güç; devletin coğrafyasına ait; canlı ve cansız doğal ve yapay, gerçek ve nisbi tüm değerler coğrafî gücü oluşturur. Milli güç unsurlarının hemen hepsine kaynak ve ortam sağlar ve onları kendi yapısı, kapsamı doğal koşulları, mevkii ve nisbi konumuna göre olumlu ya da olumsuz yönde etkiler.
Bilimsel ve Teknolojik Güç; Sağladığı bilimsel ve teknik imkânlarla, diğer milli güç unsurlarını besleyen ve onların gelişimine hizmet eden güçtür.
Yukarıda ifade edilen milli güç unsurları Batı literatüründe sıklıkla kullanılan “yumuşak güç”, “sert güç” ve “akıllı güç” kavramlarını da kapsamaktadır. Biz Batı literatürünü kullanmak istemediğimiz için “güç” ile ilgili konuyu bu şekilde ele almanın uygun olduğunu değerlendiriyoruz.
Milli menfaatlerin sağlanması için belirlenen milli hedeflerin ele geçirilmesi maksadıyla milli güç unsurlarının rasyonel bir şekilde bir araya getirilmesi ve milli gücün oluşturulması gerekmektedir. Siyasi amaçlara ulaşmak için gücün biriktirilmesi ve kullanılması bilim ve sanatı “strateji” olarak tanımlanmaktadır. Bir milletin barışta ve savaşta milli çıkarlarını geliştirmek ve milli hedeflerine ulaşmak için milli gücünü geliştirme ve kullanma bilim ve sanatını ise “milli strateji” olarak tanımlayabiliriz. Askerî gücün doğrudan doğruya veya bilvasıta tatbiki suretiyle, milli stratejinin gerçekleştirilmesini sağlayan askerî gücün geliştirilmesi ve kullanılması sanatı ise “askeri strateji” olarak ifade edilebilir. Tarihsel süreç içerisinde strateji kavramına bakıldığında başlangıçta sadece askerî konularla sınırlı bir kavram olarak kullanıldığı görülmektedir. Teknolojide yaşanan değişimler ve uluslararası ilişkilerin farklılaşması ve gelişmesi strateji kavramının da daha kapsayıcı olmasını sağlamıştır. Günümüzde her alanda strateji, stratejik plan, stratejik hedef ve stratejik öncelikler gibi kavramlar kullanılmaktadır.
Güç biriktirme ve kullanma bilim ve sanatı olan strateji diğer yandan bir güç analizi yöntemidir. Güç analizi yöntemi ile devletlerin mevcut güçleri ortaya konulur, kuvvetli ve zayıf tarafları tespit edilir, geliştirilmesi gereken güç alanları belirlenir ve bu yönde tedbirler alınır. Güç analizi yöntemi aynı zamanda milli kaynakların nasıl kullanılacağı, tahsisinin nasıl yapılacağı ve tasarruf tedbirleri ile de doğrudan ilişkilidir.
Devletin üzerinde hüküm sürdüğü coğrafya bu noktada belki de en belirleyici faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Coğrafyalar milletlerin kaderlerini çizerler. Aynı coğrafyada yaşan devletler benzer sorunlarla yüzleşmek durumundadırlar. Devletin sahip olduğu coğrafyanın özellikleri onun yaşamını etkilemekte ve politika ve stratejilerini şekillendirmektedir. Coğrafya bir yandan bazı avantajlar sunarken diğer taraftan da dezavantajları da beraberinde getirmektedir. Devletin görevi öncelikle; bu avantajları kullanarak milli menfaatleri temin etmek, ikinci olarak da alınan tedbirler ve geliştirilen politika ve stratejilerle dezavantajları avantaja dönüştürmektir. Bu noktada devletlerin kaderi olan coğrafya ile politika arasında yakın bir bağın olduğunu da görmekteyiz. Bu noktada coğrafyanın isteklerine göre politikanın belirlenmesi bilimi olan “jeopolitik” kavramı karşımıza çıkmaktadır. Bir ülkenin güvenlik ve dış politikasının coğrafi unsurlara göre planlanması olan jeopolitik coğrafî muhiti dünya politikasında kullanma bilim ve sanatıdır. Jeopolitiğin bir bilim dalı olması onun kapsadığı konuların tamamının ilmi olmasından, sanat yönü ise farklı disiplinlerin en ahenkli ve yararlı ölçülerle birleştirilmesindeki hüner ve maharetten ileri gelir. Bir güç analizi yöntemi olan jeopolitik bu analiz sonucu elde ettiği bilgilerle politikanın belirlenmesine katkı sağlar. Jeopolitik değerlendirmelerin ve analizlerin sağladığı bilgi politika yapımında kullanılır. Jeopolitik analiz ve değerlendirmeler aynı zamanda devletlerin milli çıkarlarının tespit edilmesinde de yardımcı olurlar. Jeopolitik çıkarlar olarak da ifade edilen milli çıkarların stratejik yönetimi bizi “jeostrateji” kavramıyla karşılaştırır. Jeostrateji jeopolitik verilerin milli çıkarlar doğrultusunda stratejiye dönüştürülmesidir ya da jeopolitik çıkarların stratejik yönetimidir.
Jeopolitik, Jeostrateji ve strateji tanımlarını yaptıktan sonra literatürde kullanılan “jeostratejik oyuncu”, jeopolitik mihver” ve “jeostratejik eksen” kavramlarına da açıklık getirmeliyiz.
Jeostratejik Oyuncu (Küresel Aktör); mevcut jeopolitik durumu, diğer bir gücün çıkarlarını etkileyecek derecede değiştirmek maksadıyla, sınırlarının ötesinde güç kullanma ya da etkide bulunma yeteneğine ve ulusal iradesine sahip olan devletlerdir.
Jeopolitik Mihver (Bölgesel Aktör); önemleri güç ve motivasyonlarından değil, daha ziyade hassas konumlarından ve potansiyel olarak saldırıya açık durumlarının, jeostratejik oyuncuların tavırları için doğuracağı sonuçlardan kaynaklanan devletlerdir. Jeostratejik oyuncularla jeopolitik mihverler sabit değildir. Büyük olaylar ve güç dağılımındaki bazı kaynaklar bunları değiştirebilir.
Jeostratejik Eksen; Bir ülkenin milli stratejisi doğrultusunda, milli hedeflerine ulaşmak ve milli menfaatlerini gerçekleştirmek için seçtiği ve tarihsel süreç içerisinde oluşan genel hareket istikametidir.
Bir devlet idare bilimi olan jeopolitik, politika aracılığı ile; jeostrateji, strateji aracılığı ile uygulamaya konulur. Milli politika; milli güç ile milli hedef arasındaki bağı kurar. Bütün bu uğraşıların esas gayesi ise; anayasal düzenin, milli varlığın, yurt bütünlüğünün ve siyasi, ekonomik, sosyo-kültürel tüm menfaatlerin ve ahdi hukukunun iç ve dış tehdide karşı korunmasıdır. Kısacası “Milli Güvenliğin” sağlanmasıdır.
Dr.Ufuk Cerrah, 11 Ocak 2018, Balgat/Ankara.

Yorumlar