TRAMPLA PUTİNİN GÖRÜŞÜNDƏN HANSI NƏTİCƏ ÇIXDI?

Azerbaycan’ın büyük muallimi Prof. Dr. Penah Halilov!

Rus gazeteci: Erdoğan Trump-Putin görüşmesine başarılar diledi!

ATİB Başkanı Yangın: 15 Temmuz hainlerini lanetliyoruz!

Mescidi Aksa kavgasının bilinmeyenleri ABD Kudüs’ü İsrail’in başkenti kabul etmiyor mu?

Gündem 26 Temmuz 2017
623

Türkiye Kudüs’ü İsrail’in başkenti kabul etmiyorsa neden İsrail toprağı kabul ediyor? Madem Kudüs Müslümanlar için çok önemli ve hatta 21.07.2017 tarihli “Tükenmeyen hüznümüz: Kudüs ve Mescid-i Aksâ” başlıklı Cuma hutbesinde belirtildiği gibi ilk kıblegâhımız Mescid-i Aksâ yaralıdır. O halde neden bizzat aynı hutbede dinler arası diyalogculara mevzi kazandıran İbrahim’i dinler tezine haklılık payesi veren; “Dinimizin engin hoşgörüsünün, kuşatıcı ve kucaklayıcı anlayışının en açık tezahürü, Halil Kapısı’nın iç duvarında bulunan kitabedir. Ecdadımız, “Lâ ilâhe illallah, İbrâhim Halîlullah” yani “Allah’tan başka ilah yoktur; İbrahim, Allah’ın dostudur.” yazarak bütün semavi din mensuplarının peygamber kabul ettikleri Hz. İbrahim’in adını Kudüs’ün surlarına nakşetmiştir.” söylemi Müslümanların gündemine taşınmıştır? Bu hutbe kim ne derse desin aslında Mescidi Aksa’da yönetim tasarrufunun kimde olduğunu zihinlere kazıdı. Hutbede yer alan ve İbn Mâce’in İkâmetü’s-Salât ile Ebû Dâvûd’un Salât’ından alıntılanan hadis rivayetine göre Peygamberimiz (s.a.s)’in eşi Hz. Meymune validemiz bir gün, “Ya Rasûlallah! Bize Beyt-i Makdis hakkında bilgi verir misin?” der. Allah Rasûlü şöyle buyurur: “Orası mahşer ve menşer, yani yeniden diriliş yeridir. Oraya gidin ve içinde namaz kılın. Çünkü orada kılınan bir namaz başka yerdeki bin namaza bedeldir.” Hz. Meymune: “Peki oraya girmeye gücümüz yetmezse ne yapalım ya Rasûlallah” dediğinde Rahmet Elçisi şu cevabı verir: “Kandillerini yakmak için zeytinyağı, yakıt hediye gönderin. Kim bunu yaparsa oraya gitmiş ve namaz kılmış gibi olur.”(1)

Hz. Peygamberden rivayet edildiği söylenen Kudüs ‘Beyt-i Makdis’in ölümden sonraki topyekûn diriliş mekânı olacağına dair inanç, Yahudilik te vardır. Belki de bu hadisin kaynağı bu tür bilgiler olabilir. M.Ö 700 dolaylarında yaşayan İşaya Peygamber’in kitabının yazıldığı dönemlerde, öldükten sonra diriliş ile onu izleyen bir mükâfat ve ceza olacağı hususunda Yahudiler içerisinde bir inanış olduğu bilinmektedir. Ancak bu diriliş genel ve evrensel değildir, kolektif diriliş diyebileceğimiz bir topluluğun veya kavmin dirilişiyle ilgidir. Eski Yahudi mezheplerinden ve M.Ö 420 yılında kendilerine ayrı bir mabet inşa eden Samiriler’e göre de, ölüler dirilecek ve mükâfat ve cezanın verileceği öç ve mükâfat günü olacaktır.(2) Diriliş yeriyle ilgili Yahudi kaynaklarındaki ortak kanaat Zeytin Dağının hemen alt tarafındaki Yahudi mezarlığının bulunduğu alandır. Bu inanç nedeniyle sadece Kudüs’te mukim Yahudiler değil, Dünya üzerinde yaşayan bütün Yahudilerin gömülmek istediği bir numaralı mezarlıktır. Çünkü Yahudiler buraya gömüldüklerinde yüzde yüze yakın bir ihtimalle cennete gideceklerine inanıyorlar. Bundan dolayı da buradaki bir mezar yerinin fiyatı, birkaç daire fiyatından daha fazla olabiliyor. Bazı Yahudi mezhepleri ahiretteki sırat köprüsünün Zeytin Dağı ile Mescid-i Aksa arasına kurulacağına inanıyor.(3) Yahudi Devletinin Kralı Hz. Davut, ölmeden önce oğlu Hz. Süleyman’ı yeni Yahudi Devletinin Kralı olarak tahta çıkarmıştır. Hz. Süleyman döneminde Yahudi Krallığı en parlak dönemini yaşamıştır. Ayrıca Yahudilerin en kutsal mabetleri olan Beyt-i Makdis, Hz. Süleyman tarafından inşa ettirilmiştir. Hz. Süleyman’ın M.Ö. 930’da ölümünden sonra Yahudilerin Bet Ha-mikdaş (Kutsal Ev) dedikleri tapınak, Süleyman tarafından yapıldığı için de “Süleyman Mabedi” olarak bilinmektedir. Mescid-i Aksa’yı Yahudiler de kutsal kabul etmekte ve bu bölgeye Süleyman’ın inşa ettiği tapınağa nispetle Tapınak Tepesi adını vermektedirler. İsrail; kendi inanç tarihine uygunluğu gözeterek, 1980 yılında başkentini Kudüs olarak ilan etmiş ve devlet kurumlarını bu şehre taşımıştır. Ancak tek taraflı bu adım, uluslararası camianın tepkisini çekmiş ve kabul görmemiştir. İsrail’in Kudüs’ün başkenti olduğu yönündeki tutumu uluslararası camia tarafından tanınmamaktadır. Bu nedenle Türkiye Büyükelçiliği Tel Aviv’dedir. Ancak 1980 yılında İsrail’in Doğu Kudüs’ü ilhak ve Kudüs’ü ebedi başkent ilan etmesi üzerine, 30 Kasım 1980 tarihinde temsil seviyesi bu defa İkinci Katip seviyesine düşürülmüştür. Günümüzde ise Büyükelçilik seviyesindedir. Türkiye ABD ve İsrail’e rağmen Kudüs’ün başkent olmasına itirazını sürdürebilir mi? Yoksa Türkiye bu konuda ABD’nin isteksizliğini, bildiğinden İsrail politikasını buna göre mi ayarlıyor? Bu sorunun cevabı, ‘Kral Davut’un Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmesi’nin 3000’nci yılı kabul edilen 1995 yılında Amerikan Kongresinin, Kudüs’ün, İsrail’in başkenti olarak kabul edilmesini ve Tel Aviv’deki Amerikan büyükelçiliğinin 31 Mayıs 1999’dan geç olmamak üzere Kudüs’e taşınmasını içeren bir yasayı büyük oy çokluğuyla kabul etmesinde saklı.

ABD Anayasasına göre, bir bölge üzerinde yabancı bir gücün egemenliğini tanıma konusunda ABD başkanı yetkilidir ve bu yasal düzenlemeden yola çıkan gerek Bill Clinton ve halefi George W. Bush ve gerekse de mevcut başkan Barack Obama, başkanların bu konuda yetkili olduğu, Kongre’nin bu konuda sadece tavsiye kararı alabileceği gerekçesiyle bu yasaya itiraz etmişler, uygulamamışlardır. Bu üç başkanın 1995 tarihli yasayı uygulamama konusundaki gerekçeleri ise yasanın yedinci maddesinde, başkanlara, ”yasanın uygulanmasının ABD’nin çıkarları ve güvenliği konusunda risk oluşturduğuna kanaat getirirse 6 aylığına askıya alabilir’ yetkisi vermesi. Başkanlar bu maddeden yararlanarak altı ayda bir önlerine gelen yasanın uygulanmasını ‘ihtilaf çözülünceye’ kadar altı ay daha erteliyorlar. Yani ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kanunu yeni değil ve 31 Mayıs 1999’dan beri her yıl iki kez ABD başkanlarının önüne imza için yeniden geliyor. Ve bugüne kadar 34 kez sessizce yeniden ertelendi. Kudüs’ün başkent statüsünü kendisi açısından hayati ve tarihsel önemde gören İsrail, ABD, elçiliğini Kudüs’e taşımadıkça başka hiçbir ülkenin taşımayacağını gördüğünden ABD’de bu konuda yıllardır büyük lobi çalışması yapıyor. Amerikalı politikacılar ise, bugüne kadar sürekli olarak seçim dönemlerinde elçiliği Kudüs’e taşıma sözü verdiler. George W. Bush ve Barack Obama, seçilmelerinden önce Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyan yasayı imzalayacakları vaadinde bulundular ancak ikisi de başkanlığa başladıktan sonra bu vaatlerini rafa kaldırdılar. Donald Trump da seçim kampanyası boyunca aynı sözü verdi. ABD Büyükelçiliği 1948 yılında beri Tel Aviv’de görev yapıyor. Halen ABD’nin Kudüs’te üç diplomatik temsilciliği görev yapıyor. Batı Kudüs’te ve Doğu Kudüs’te birer konsolosluk ile Doğu ve Batı Kudüs’ün ortasında kalan ve kimseye ait kabul edilmeyen Arnona’da 2010 yılında açılan bir ofis. 2011 yılında başkanların 1995 tarihli yasayı askıya alma yetkisini sona erdiren yeni bir yasa tasarısı Kongre’ye sunuldu ancak Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu’ndan bile geçemedi.(4) Sonuç şu, ABD derin devleti Kudüs’ün İsrail başkenti olmasına karşı ve bu nedenle ipe un seriyor.

İsrail’in varlığını Avrupa Birliği ülkeleri, ABD ve Rusya kendi çıkarları açısından değerlendiriyor. Vatikan ayrı Ortodoks alemi ayrı değerlendiriyor. Her ne kadar Mescid-i Aksa’da yaşanan gerilim, bu kutsal mabette ibadet etmek isteyen Müslümanlar ile onların ibadetlerin engelleyen İsrail güvenlik güçleri arasında çatışmaya yol açsa da asıl etkenlerin ve faillerin görünenden farklı olması söz konusu. Hatırlarsak İsrail polisi, 14 Temmuz Cuma günü Mescid-i Aksa’da silahlı saldırıda bulunduğunu iddia ettiği 3 Filistinliyi öldürmüş, olayda yaralanan 2 İsrail polisinin ise kaldırıldıkları hastanede öldüğünü açıklamıştı. Olayın ardından Mescid-i Aksa’yı ibadete kapatan İsrail güçleri, Harem-i Şerif’in iki kapısını pazar günü açmış, ancak kapılara metal arama detektörleri yerleştirmişti. Tepkiler üzerine İsrail polisi Mescid-i Aksa’nın kapılarına kurduğu elektronik arama detektörlerini kaldırdı. İsviçre’de günlük yayınlanan ve Almanca yayın yapan siyasi eğilimi Sol liberal çizgideki Tages-Anzeiger gazetesi, Mescidi Aksa sorununun temelinde hem İsrail’de, hem de Filistin’de krizi tırmandıranın iç siyasete bağlı nedenler olduğunu belirtiyor. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun, ezan okunduktan sonra binlerce insan kontrol noktaları önünde toplandığında, bu kontrol noktalarının güvenlik sağlanamayacağı hususunda ve bunun kontrolsüz eylemlere yola açabileceğine dair istihbarat birimleri tarafından uyarıldığı kaydediliyor. Gazeteye göre Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas da ‘Öfke Günü’ çağrısı yaparken nasıl bir dil kullandığının sonuna kadar bilincindeydi. Gerilimin arttığı bir ortamda her gösterinin şiddete evrilebileceğini biliyordu. Ama Abbas krizi iç politikaya alet ediyor, çünkü direnişi radikal İslamcı Hamas’a bırakmak istemiyor.(5) Bir başka etkende on yıl önce Gazze Şeridi açıklarında doğalgaz bulan Birleşik Krallık şirketlerinin ağızlarının suyu aka aka bölgeyi kulaçlaması. İngilizler British Gas BG tarafından keşfedilen Gaza Marine sahasını Filistinlilerle işletmeyi planlıyor ve ama evdeki pazarlık çarşıya uymuyor bu plana da İsrail karşı çıkıyor. İngilizlerde Mescidi Aksa üzerinden İsrail’e saldırıyor ve ne yazık ki Filistinli Müslüman Arapları kendi çıkarları doğrultusunda kullanıyor.(6)

22 Temmuz 2017 Cumartesi günü Anadolu Ajansı mahreçli haberde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Mescid-i Aksa gerilimiyle ilgili yeni bir açıklama yaptığı ve “İslam İşbirliği Teşkilatı Zirve Dönem Başkanı olarak, uluslararası toplumu Harem-i Şerif’te ibadet özgürlüğünü kısıtlayan uygulamaların derhal kaldırılması için harekete geçmeye çağırıyorum” dediği duyuruldu. Bu haberde benim için dikkat çeken ve başkaları için gözlerden kaçan ayrıntı; Erdoğan’ın bu açıklamayı yaparken kendisine seçtiği statüyle ilgili. Erdoğan bu açıklamada Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığını değil İslam İşbirliği Teşkilatı Zirve Dönem Başkanlığını öncelemişti. Dolayısıyla bu açıklama Türkiye üzerinden değil, İslam İşbirliği Teşkilatı adına yapılmış oldu.(7) Hemen ardından 24 Temmuz 2017de yeni Hükümet Sözcüsü Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ Bakanlar Kurulu sonrası,“İsrail hükümeti, Kudüs’ün ve Mescid-i Aksa’nın kutsiyetine ve tarihi statüsüne saygı duymak, bu kutsiyeti ve statüyü korumakla yükümlüdür açıklamasında bulundu.”(8) Hükümet sözcüsünün açıklamasında İsrail yönetiminin Mescid-i Aksa’nın kutsiyeti ve statüsünü korumakla ilgili tasarruf sahibi makam olduğunun vurgulanması düşünülmesi gereken bir husustur. Çünkü bu açıklama ile üstü örtülü şekilde Mescidi Aksa’nın yer aldığı Kudüs üzerinde İsrail’in varlığını meşru görüldüğü ve tanındığı deklare edilmektedir. Mescid-i Aksa gerginliği Türkiye ve İsrail arasında söz düellosuna dönüştü. İsrail, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarına sert tepki göstererek, “Sırça köşkte/camdan evde oturan komşusuna taş atmamalı” açıklaması yaptı. İslam İşbirliği Teşkilatı üzerinden İsraile yöneltilen eleştiri israil makamlarınca itibar görmedi tepkilerini direkt Türkiye’ye yönelttiler. Biz Demirel tanıyan kuşak deriz ki; kargadan korkan bahçeye darı ekmez. Ey İsrail; penceresi cam cama sen selam söyle Sam amcana

Bakınız:

1- http://www2.diyanet.gov.tr/DinHizmetleriGenelMudurlugu/Sayfalar/HutbelerListesi.aspx
2- http://www.salom.com.tr/haber-84391-yahudilikte_ahiret_inanci.html
3- http://www.belge.com.tr/mobil/dizidetay-5_gomulmek_icin_servet_verilen_kutsal_dag_zeytin_dagi-5.html
4- http://amerikabulteni.com/2016/12/16/abdde-kudusu-israilin-baskenti-olarak-kabul-etme-tartismasinin-kisa-tarihi/
5- https://www.eurotopics.net/tr/183037/mescid-i-aksa-krizi-ne-kadar-tehlikeli?zitat=182989#zitat182989
6- http://www.kafkassam.com/dogu-akdeniz-dogalgazina-cokmek-icin-egede-turk-yunan-savasini-kim-istiyor.html
7- http://www.ntv.com.tr/turkiye/cumhurbaskani-erdogandan-uluslararasi-topluma-mescid-i-aksa-cagrisi,0jAZxwAMMUuI6jVkVfNMzQ
8- http://www.hurriyet.com.tr/yeni-hukumet-sozcusu-bozdag-israil-hukumeti-k-40529814

Ömür Çelikdönmez
Twitter:@oc32oc39
omurcelikdonmez@hotmail.com

Yorumlar