Hazar’ın Sultanı Mihriban Paşa!

“Muharrem”-“Recep” qovğası – Türk seçicisi iki seçim arasında

Civil service system in Azerbaijan

Հեղափոխություններից հետո կալանավորումներից հնարավոր չէ խուսափել

Keisuke WAKIZAKA Yazdı: Afrin Zeytin Dalı Operasyonu’na Bakmak: Cerablus-El Bab Fırat Kalkanı Operasyonu’yla Mukayese

Gündem 23 Ocak 2018
106

19 Ocak 2018 tarihinde Afrin Operasyonu başlar başlamaz uluslararası kamuoyunda büyük tartışmalar yarattı. Türkiye içinde de azınlık olsa da operasyona karşı olanlar da çıkmıştır. 15 Temmuz Darbesi’nden hemen sonra Cerablus ve El Bab’a hareket ederken de benzer durum yaşanmıştır. Fakat Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonlarını birbiriyle karşılaştırdığımızda çok farklı durum ortaya çıkar. Şimdi bu iki operasyonu birbirleriyle mukayese edelim:
Fırat Kalkanı operasyonunu başlatırken Türkiye ordusu “IŞİD’e karşı mücadele ve sınır güvenliğini sağlama”nın ön planda olduğunu açıklarken Zeytin Dalı Operasyonu’nda ise doğrudan “PYD-YPG-PKK ile mücadele”yi ön plana çıkarmıştır. Aslında baştan beri hem IŞİD hem de PYD-YPG Türkiye için en büyük tehditlerdendi. Ona rağmen niye açıklama tarzı birbirlerinden farklıdır? Bunun arkasında Türkiye içindeki durumu ve dünya siyasetindeki konumunun değişmesi mevcuttur.
2016 yılında Fırat Kalkanı Operasyonu başladığında Türkiye’nin hem ABD, hem AB, hem de Rusya ile ilişkilerinde gerginlik mevcuttu. O dönemde Rusya ile ilişkileri toparlanmaya başlamışsa da yine de Rusya’nın Türkiye’ye karşı güvensizlik mevcuttu. Bu bağlamda PYD-YPG’nin arkasında hem Rusya, hem ABD hem de AB vardı ve bu ülkeler Afrin, Münbiç, Kobani ve Hasiçi’deki PYD-YPG güçlerini Türkiye’ye karşı kendi kozu olarak kullanıyorlardı. Ama IŞİD ise artık bütün dünya tarafından terör örgütü ve tehdit olarak algılandığı için IŞİD’e karşı operasyonun meşruiyeti daha sağlamdı. Yani Türkiye için Cerablus-el Bab teröristlerin hâkim olduğu sınır bölgesindeki “yumuşak karnı”ydı. Bu yüzden PYD-YPG bölgelerine o dönemde yoğun şekilde müdahale edememiştir.
Diğer yandan, Zeytin Dalı Operasyonu başladığında Türkiye Rusya ile artık iyi ilişkiler mevcuttur ve ABD-AB ile ilişkileri de toparlanma aşamasındadır. Bu durumdan dolayı Rusya için artık Afrin’de PYD-YPG’nin olmasına ihtiyaç kalmamıştır. Yani uluslararası siyasette Türkiye’ye rahatlık sağlandı ve diğer tehdit olan Afrin’deki PYD-YPG’ye karşı operasyona engeller kalmamış durumdadır. Gerçekten de, bu operasyon hakkında Rusya kendi çıkarıyla çelişmedikçe Afrin operasyonuna karışmayacağını açıklamıştır. ABD, İngiltere, NATO ve AB de Türkiye’nin güvenliğini koruma hakkını öne çıkarak bu operasyona fazla karışmayacaklarını beyan etmiştir. Böylece uluslararası siyasette Afrin Operasyonu için uygun ortam şu an mevcuttur. Ayrıca Afrin’de Kürtler azınlıkta olup oradaki PYD mensupları dışarıdan gelenlerdir. Bu yüzden PYD’nin oradaki yerlilerle bağları zayıftır ve bu da Türkiye ve Özgür Suriye Ordusu’nun Afrin’e girmesine kolaylık sağlamıştır.
Fırat Kalkanı Operasyonu başladığında 15 Temmuz Darbesi’nden fazla zaman geçmemiş ve Türk toplumunun ruhunda çok büyük yaralar vardı. Ayrıca o dönemdeki hem uluslararası siyasette yaşanan gerginlik ve sıkıntı hem de ciddi ekonomik bunalımdan etkilenerek Türk toplumu içindeki özgüven duygusu önemli derecede azalmıştır. O yüzden teröre karşı operasyon yürütürken de toplum içinde tereddüt duygusu vardı. Ama 2018 yılına geldiğinde Türk toplumu 15 Temmuz Darbesi’nin yarattığı travmayı atlatmış durumdaydı ve ekonomik durum da yavaş yavaş toparlamaya doğru gitmektedir. Türk Ordusu’na bakarsak da ordu Fırat Kalkanı Operasyonu’nda önemli derecede tecrübe kazanmıştır. Yabancı ülkelerle ilişkiler de toparlamaya gidince Türk toplumu rahatlanmaya doğru gitmekte ve toplum içindeki özgüven de artmıştır. 2016 yılındaki operasyona CHP’nin HDP’ye yakın kesimi ve HDP’nin dışında da karşı olanlar görülürken bu yıl ise CHP’nin HDP’ye yakın kesimi ve HDP hariç hemen hemen bütün iktidar ve muhalefet partileri Afrin operasyonunu desteklemektedir. Bu duruma bakarsak, Afrin operasyonu iç politikaya yönelik değil, daha çok Türk toplumu operasyonu yürütmek ya da onu destekleyebilecek kadar özgüvenin yüksek olduğu için başlatabilmiştir.
Ayrıca Kürt toplumun durumunu bakmakta da fayda var. 2016 yılında Avrupa, Amerika ve Rusya PYD-YPG-PKK’nın arkasında olduğu için Kürtler içindeki bu kesimin durumu nispeten rahattı ve avantajlıydı. Ayrıca Barzani’nin çevresindekiler de yeraltı kaynaklar ve yabancı güçlerden desteğinden dolayı ihmal edilmez güce sahipti ve bu gruplar arasında bazen gerginlik yaşanırken bazen de işbirlikleri mevcuttu.
Ama Türkiye ve Suriye içindeki Kürtlerin çoğu Amerika ve PYD-YPG-PKK’nın oyunlarından artık bıkmış durumdadır ve Irak’taki Kürtler arasında da bağımsızlık referanduma Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin dışında Rusya, AB ve ABD de destek vermediğinden dolayı Amerika’ya karşı güvenilmezlik ve bıkkınlık mevcuttur. Bir de bu referanduma PYD-PKK karşı çıkınca bu iki grup arasında güç kavgası ve gerginliğin olduğu anlaşılmıştır. Durum böyle olunca Afrin Operasyonu’nda PKK-PYD’nin hareketlerinden Barzani grubu uzak durmuş ve Neçirvan Barzani Kuzey Irak’ın Türkiye’yle bir araya gelmek istediğini ve Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nu Erbil’e davet ettiğini açıklamıştır. Kürt Yurtseverler Partisi PYD’ye askeri destekte bulunmaya hazır olduğunu söylerken aynı zamanda Ankara ile bir araya gelmek lazım olduğunu söylemiştir. Böylece KYP de PYD’ye doğrudan desteklemediğini açıklamış oldu.
Bu şartlardan dolayı PYD-YPG geçen yıllara göre çok sıkıştırılmış durumda ve hem Afrin içinden hem de yurtdışından destek alamamaktadır. Bu durum PYD-YPG içinde de bölünmüşlüğün oluşturulmasına yol açmıştır. PYD’nin resmi sayfalarda PYD-YPG Türkiye ve ÖSO’ya karşı cesurca direnip onlara büyük zarar vermiş olduğunu vurgularken PYD’nin liderlerinden biri olan Salih Müslim ise kendi Twitteri’nde PYD’nin çok sıkışmış durumunu ifade etmektedir. Böylece PYD-YPG içindeki bölünmüşlük bu teşkilat için ciddi dezavantaj oluşturmuştur.

Yorumlar