PAŞİNYANIN BİZƏ QARŞI ARTAN TƏXRİBATLARINA NƏ ZAMAN CAVAB VERİLƏCƏK?

İran’la İsrail mi Anlaştı ?

“Macedonia: what happened, what’s happening, what might happen”

Ermenistan Başbakanı Paşinyan, Rus savaş uçağının “pilotu” oldu

Katar`da sorular dizboyu… Katar kime ne yapmıştı?

Gündem 8 Haziran 2017
419

Veya Suudi neden kendi kaybolmakta olan gücünü geri kazanmak için bu krizi bir araç olarak görüyor?

Dünya artık birkaç gündür, Katar sorunuyla haşır neşir olmuş durumda. Birkaç gün önce olaya sadece jeopolitik açıdan bakılıyordu ama dün artık dünyanın en öncül, gelişmiş ekonomi kurumları konuyla ilgili heyecanlarını dile getirmeğe başladılar ve eğer Katarla ilgili sorunun çözümü bulunmazsa, bu sorunun dünya ekonomisini çok kötü etkileyeceğini belirttiler. Dün İran’da gerçekleşen, 11 Eylül’de New York’ta Al Qaida`nın gerçekleştirdiği terör saldırılarına çok benzeyen iki patlama bile tarafların sadece geri çekilmeyi düşünmediklerinin, tam tersi daha da bir – birlerine güç gösterisinde ısrarlı olduklarının göstergesidir. Öncelikle, sorunun köküne bir inmek gerekir. Belli ki, Katar Körfez ülkeleri içinde kendi bağımsızlığı ile seçilen, siyasal ve ekonomik açılımlarını gerçekleştirmeği hedefleyen, hiçkimseye “abi” gözüyle bakmayan ve elinde geniş enformasyon ağı bulunan bir devlettir. Diğer Körfez ve genel olarak Arap devletlerinden farklı olarak Katar gerektiğinde diş göstermesini, kendi görüşünü bağımsız ifade etmesini seven bir devlet olarak karşımıza çıkıyor her zaman ve bu da bölgede çıkarları olan, aynı zamanda kendisini bölgenin egemen devlet, mutlak hakimi olarak göstermek isteyen devletlerin asla işine gelmiyor.

Bölgede güç olmak iddiasında bulunan devletler derken bunların başında Suudi Arabistanı`nın geldiğini hepimiz gayet iyi biliyoruz. Aslına bakılırsa Körfez ülkelerinden Suudi Arabistan, Bahreyn ve BAE hep bir arada hareket ettiler, diğer iki ülkenin ipleriyse tabiri caizse hep Suudi kraliyet ailesinin elinde bulundu. Katar sorununun kökünde buluna temel noktalardan biri de budur zaten. Suudi Arabistan Katarı sıkıştırmakla, onu safdışı bırakacağıyla korkutmakla aslında Katar`ı da Bahreyn’in durumuna düşürmek istiyor. Özellikle, Bahreyn’in aldığı tüm kararlar: gerek siyasal, gerek ekonomik, gerekse güvenlik doğrultusunda olsa bile, sonuç itibarıyle Suud hanedanının sarayında onaylanmaktadır. Katar önüne sürülen şartları kabul etmiyor, vazgecmek istemiyor kendi kararlığından. Ülkenin yarımada devleti olduğunu düşünürsek ve aynı zamanda Katar`a gelen gıda ürünlerinin bile büyük TIRlarla Suudi ülkesinden taşındığını göz önünde bulundurursak, ki, zaten birkaç gündür, Suudi Arabistanı bu TIRların sınırdan geçmesine izin vermiyor, tabii ki, bu ülkenin durumunun zor olacağını düşünebiliriz. Ama dünyanın tekkutuplu olmadığını, doksanlı yıllardaki gibi herkesin ABD`ye yardım etmeyeceğini, Rusya’nın lideri olduğu dünyada belli bir gücün varlığını dikkate alırsak, o zaman Katar’ın tek kalmayacağını şimdiden iddia etmek pek te zor olmaz sanırım. Bugün Amerika’dan destek alıp Katar`ı safdışı bırakmak için çaba harcayan Suudi Arabistanı büyük bir olasılıkla, hiçbir şey elde etmeyecek, zira, Katar`ın safdışı olmasını kendi kirli çıkarları doğrultusunda destekleyen devletler varsa, bunun karşısında Katar`a tüm gücüyle sahip çıkacak, onun ezilmesine imkan vermeyecek devletler de vardır. Rusya, İran, Türkiye gibi devletler her durumda Körfez ülkeleri içinde kendi bağımsızlığıyla seçilen, ABD müttefiki olmayan bu devletin safdışı kalmaması için çalışacakları açık aşikar ortadadır. Kıtlık ta olmayacak, zorluk ta…

Türkiye Cumhurbaşkanı sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Katar`a destek vereceği ile ilgili fikirleriyse bizatihi çok takdir edilecek bir durumdur. Zira, Türkiye artık Müslüman Ortadoğu’da yüzyıllardır yürüttüğü sahip çıkma misyonuna yeniden kavuşmakla aslında bölgede egemenlik iddiasında bulunan devletlere ve kendi çıkarları çerçevesinde bu devletlere sahip çıkan güçlere yerini göstermektedir. Türkiye artık farkındadır ki, Katar bahane, tüm tuzaklar onun için kuruldu. Katarla Türkiye arasındaki sıcak ilişkiler olduğu kimseye sır değil, iki devlet te bunu hiç saklamadı zaten. Dün İran’da düzenlenen terör saldırısı da aslında Katar’ın bölgede ne kadar önemli aktör olduğunu bir kez daha gösterdi ve hiç şüphesiz, Türkiye diyalog çağrılarını yinelemekle bu hususa dikkat çekmek istiyordu. Ve Ankara sanırım bunu başardı da. İran Dışişleri Bakanı`nın dün Türkiye’yi ziyaret etmesi de bölgede diyalogları yaratan kritik devletin Türkiye olduğunu bir daha bu gerçeği görmek istemeyenlere göstermiş oldu.

İkinci ilginç nokta ise Ortadoğu’da herzaman siyasette kişilerin ön planda olması olgusudur. Doğu’da, özellikle de bugün olayların cereyan ettiği bölgede yaşanan herhangi bir olaya bakınca onun jeopolitik çıkarlar bazını değil de, daha fazla bu bölgede sahnede olan figürlerin önemini gözardı etmemeliyiz. Bu olaya da, yaşanan bu krize de biz bu açıdan yaklaşacak olursak, hemen dikkatimizi Suudi prensi Muhammed bin Salman çekmekte. Katar krizinde görünen şudur ki, prens kendi gücünü hem bölgedeki aktörlere, hem de saray içindeki rakiplerine gösterme çabasında. Belirtmekte fayda var ki, Muhammed ibn Salman ülkenin Savunma Bakanı, bölgede Suudi ailesinin denetimiyle gerçekleştirilen birçok proje onun ismiyle anılmakta, aynı zamanda ülke genelinde Suudi Arabistan`ın siyasal, ekonomik, güvenlik açısından gelişmesini ve yenileşmesini öngören “Vizyon 2030” projesinin fikir babası ve koordinatörü de kendisi. Ülke içinde ve dışında gerçekleştirdiği projelerle adından sözettirmeyi başaran prens farkındadır ki, petrolün ucuzlaşmasıyla ülke hazinesinde oluşan boşluklar hanedanın içindeki siyasi çekişmeleri de etkilemiş durumda ve işte bu olumsuz etkilerin giderilmesi amacıyla Muhammed bin Salman ciddi girişimlere imza atmağı ve yukarıda ismini zikrettiğimiz projede kendini ıspat etmeğe soyunmuş durumda. Ayrıca o, hem de Yemen’de Husiler’e karşı verilen mücadelede en önemli aktör, Suriye’de büyük bir ağırlığa sahip, özellikle de Suud ailesi tarafından finanse edilen gruplar ona biat ederler. Burda bir makamı üzülerek belirtmeliyiz ki, Suudi Arabistanı hiçbir cephede şimdiye kadar maalesef başarı sağlayamadı. Suriye’de başarılı olmuş olsaydı, Beşar Esad çoktan şimdi devrik lider olarak anılır ve iktidara kral ailesinin desteğini kazanan güçler gelirdi. Ya da Husiler’e karşı başarılı olmuş olsaydı, Husiler karşısında Suudi Arabistanı taviz vermez, yeri geldiğindeyse dünya Husilerin bu ülkeye füze dahi fırlattığına tanık olmazdı. Tüm bu başarısızlıkları genç, dinamik, kazanmak, başarı elde etmek hırsıyla yanıp tutuşan Muhammed bin Salman`ı bu kez Katar`a saldırmağa zorluyor. Ülkesinin, aynı zamanda kendisinin azalmakta olan gücünü Katar’da restore etmek için uğraşan genç Prens bölgede “ben de varım” mesajını vermeği çok istiyor. Burda tabi ki, genç prensin ABD`yle olan sıcak ilişkileri de kendisine ayrıca güç kazandıracağını düşündüğü etkenlerden sadece birtanesi.

Körfez bölgesinde yaşanan süreci sadece Suudi ailesinin Katar`a kızgınlığı olarak değil, aynı zamanda Katar’ın yanında bulunan devletlere olan tepkisi olarak ta değerlendirmeliyiz. Bu krizin kısa sürede barışçıl çözüme ulaşacağına inanıyor, sert tepkilerin barış dini İslam’ın emirlerine uygun olarak hoşgörülü yaklaşım ve yumuşak siyasi dille değiştirileceğini umuyoruz. Bu bölgenin ve dünyanın istikrarı için çok önemli bir husus
Oktay Hacımusalı

Yorumlar