Pompeo’nun 12 Şartı ve Enerji Jeopolitiği

Sadr Ailesi: İran ile ilişkileri ve Irak siyasetindeki yeri

Irak seçimlerinin ardından

Petrol Fiyatlarının Yükselmesi Üzerine

KAFKAS SAVAŞI ESNASINDA BÖLGEDE GÖREV YAPAN RUS KOMUTANLAR, AMAÇLARI VE FAALİYETLERİ

Gündem, İran, Kuzey Kafkasya 17 Kasım 2017
274

1700’lerden itibaren Rusya İmparatorluğu’nun askeri harekâtlarıyla başlayan ve 1800’lerde etkisini arttıran Kafkas Savaşı, Rusya’nın bölgeyi hâkimiyeti altına alması ile sonuçlanmıştır. Rusya için Hindistan’a ve sıcak denizlere ulaşabilmek amacıyla yapılan savaş harekâtlarının en ulaşılabilir bölgesi Asya idi. Dolayısıyla Rusya’nın Asya’da çok sağlam bir şekilde yerleşmesi ve bu bölgeyi kontrol altına alması gerekiyordu. Sıcak denizlere inmek ve Akdeniz’de ticari faaliyetlerini yoğunlaştırmak isteyen Rusya için tamamen sindirilmiş bir Kafkasya tüm emellerine hizmet edecekti. Rusya, denizlerde faaliyet gösteremeyen bir kara devletiydi. Dolayısıyla güneye inme hırsı Rusya’nın gözünü Kafkasya coğrafyasına çevirmesine sebep oldu. Gerek maddi imkânları ve gerekse stratejik konumu ile Kafkasya coğrafyası tarih boyunca daima önemini korumuştur. Çar Nikolay için Kafkasya, general ve subayların sanatlarını geliştirdikleri bir poligondu. Bu coğrafya askeri eğitim yapılan faydalı bir okul olarak da görülüyordu. Bölgeyi işgal etmek isteyen Rusya ve yurtlarını savunmak isteyen Kafkas halkları arasındaki savaşta görev yapan Rus komutanların planları ve projeleri, bölgeyi tanımak için geçen aynı zamanda uygulanmaya çalışılmıştır. Dolayısıyla bölge bir deneme tahtası olarak kullanılmış, bir plan tutmadığı zaman diğeri uygulanmaya konulmuş, acı çeken taraf ise daima Kafkas halkları olmuştur.
Prens Pavel Dmitriyeviç Tsitsianov, 1794’teki Polonya isyanının bastırılması ile şöhret kazanmış, bu savaşta büyük kararlılık göstermiş ve ilk kez askeri yeteneklerini ortaya çıkarmıştır. Kafkasya ve Gürcistan orduları başkomutanlığına 12 Eylül 1802’de tayin olmuştur. Tsitsianov, Gürcü asıllı olmasına rağmen bir Rus ruhuna sahip olduğunu söylemekteydi. O, hanlık kurumunu ortadan kaldırarak topraklarını genişletme düşüncesindeydi. Kafkasya’ya ise gerçek bir düşman gözüyle bakmaktaydı. Kafkasya toprakları mutlaka ele geçirilmeliydi. Dolayısıyla Kafkas savaşının temelini atmış, bu savaşın geleceğini ve temel esaslarını tayin etmişti.
Tsitsianov, düşmanını moral olarak da ezmek taraftarıydı. Onlara Rusya ile kıyaslandıkları zaman ne kadar değersiz olduklarını hissettirme amacındaydı. “Emir vermek güçlüye mahsustur, zayıf ise güçlüye itaat etmek için doğar.” diyordu. Dağlılar, Ruslara karşı birleşirlerse bu en tehlikeli senaryo olurdu. Dağlıların eğitimleri değiştirilmeli, Kabardey’e lüks alışkanlığı getirilmeliydi. Rus adetlerine alıştırılarak da itaat sağlanabilirdi. Ayrıca Kabardey’in idare sisteminde değişiklik yapılmalıydı. Çünkü Kabardey’i itaat altına almak, tehlikeli olan Dağıstan ve Çeçenistan’ı kontrol altında tutmak anlamına geliyordu. Tsitsianov’un faaliyetleri arasında ise Gürcistan’ın birleştirmesi, Gence’yi zapt etmesi dışında ekonomik reformlar yapmayı denemesi ve hanlık kurumunun ortadan kaldırılmasına zemin hazırlaması yer almaktadır. Erivan’ı ise alamamıştır. Bunun dışında 1803 yılında General Gulyakov’u görevlendirmiş, Belokan alınarak 500’e yakın Lezgi imha edilmiştir. General Gulyakov da öldürülmüştür. Bu seferde geleceğin Kafkasya naibi olacak Kont Vorontsov ise canını mucize eseri kurtarmıştır.
Tsitsianov’dan sonra Kafkas hattı kumandanı olarak 1791 ve 1800 yılları arasında General Gudoviç’i görmekteyiz. 1792 yılında General Gudoviç, Terek civarına on bin devlet köylüsü iskân etmeyi teklif etmişti. II. Katerina (1762-1796) tarafından bu teklif reddedilmişti. Gudoviç için gerçek düşman ise Türkiye ve İran idi. Tsitsianov’un alamadığı Erivan’a 1808’de bir akın başlatmış, o da başarısız olmuştu. Bunun dışında Gudoviç’in diğerlerine göre hümanist bir yapısı da bulunmaktaydı. General Tormasov ve Marki Pauliççi ise Tsitsianov’dan sonraki ara figürlerdir. Tormasov, Türklerle yapılan savaşta ve Polonya isyanının bastırılmasında sivrilmiş; Pauluççi ise 1807 yılında Fransız ordusundan Rus ordusuna geçmiştir. Türklerle ve İranlılarla yapılan savaşlarla ilgilenmişler, dolayısıyla Kafkasya ile çok fazla meşgul olmamışlardır.
Emperyal yayılmacılık Petro döneminde doğmuş, II. Katerina döneminde yeniden dirilmiştir. Özellikle II. Katerina dönemi (1762-1796) Kafkasya’daki başarılarla hatırlanır olmuştur. Onun için Gürcistan’ın Rusya’ya ilhak edilmesi çok önemliydi. Bu, imparatorluğun bir bütün olarak muhafazası için gerekliydi.
Kafkasya’da görev yapmış komutanlardan biri olan Rtişçev’in askeri görevi ise Baltık bölgesiyle ilgiliydi. O, 1789-1790 yıllarında İsveç ile yapılan savaşlara katılmıştır. Barışçıl yöntemleri kullanmayı denemiştir ve tabiat olarak da daha yumuşaktır. Ama gerektiğinde baskıcı tedbirlerden de kaçınmamıştır. Onun askeri başarıları deneyimli kumandanların var olması ile açıklanmaktadır. (Kotlyarovskiy) Ayrıca Pşawları ablukaya almış, sürülerini alıkoymuş; Gürcistan ticaretine girişleri engellemiştir.
1796’da II. Katerina’nın emri sonucu Tuğgeneral Medem, Türkiye ile savaştaki ihanetleri sebebiyle Kabartayları cezalandırmış; General Totleben de Türkleri Gürcistan’dan, İmeretya’dan ve Mingrelya’dan kovmuştur. Kont Valerian Zubov komutasındaki 35.000 kişilik Rus ordusu ise Derbent, Kuba ve Gence’yi fethetmiştir. Zubov, Rus silahının yenilmezliğinden emindir. 1796’da Katerina tarafından Doğu’yu fethetmek üzere gönderilmiştir. Katerina’dan sonra Pavel tahta çıkınca Zubov’un kolordusunu Hazar’dan geri çağırmıştır. Pavel, annesinin yayılmacılık politikasından daha farklı bir politika izlemiştir.
II. Katerina döneminde görev yapmış komutanlardan biri olan Tuğgeneral Pavel Potyemkin ise 1784’te Mozdok’tan Kafkas dağlarına kadar yol üzerinde küçük karakollar kurulmasını önermişti ve Vladikavkaz kalesini inşa ettirmişti. Burada amaçları dağlı saldırılardan korunmaktı. 1800 yılında Gürcistan tamamen Rus hâkimiyetine girmiş, Vladikavkaz kalesi yenilenmiş ve büyütülmüştür.
Acımasızlığı ile tanınmış olan Yermolov ise, kökeninin Cengiz Han’a dayandığını söylüyordu. Hocası olarak kabul edilen Tsitsianov’u bir sefer esnasında gözlemlemiş ve Tsitsianov, kendisi üzerinde büyük bir etki uyandırmıştı. Aynı zamanda Napolyon hayranı olan Yermolov, Kafkasya’ya tayin istemişti. 1810’larda hanlıklarla mücadelede yoğunlaşan Yermolov, hanlık kurumunu ortadan kaldırmak, Erivan Hanlığı’nı Rusya’ya bağlamak istiyordu. Ona göre aydınlanmış Rusya’nın yanındaki mevcudiyetleri dahi utanılacak bir durumdu. Kısa süre sonra da asıl düşmanlarının dağlı toplumlar olduğunu idrak etmiştir. Hanlıkların hâkimiyetini zayıflatmış ve neredeyse ortadan kaldırmış; zaten istikrar bulunmayan Dağıstan’daki siyasi ve askeri dengeyi de bozmuştur. 1816 yılında Kafkasya orduları kumandanlığına getirilen Yermolov döneminde Kabardey bölgesi itaat altına alınmıştır. 1825’te bütün Çeçenistan ayaklanmış ve Yermolov tarafından acımasızca bastırılmıştır. Bunun dışında Yermolov, gaddarca yöntemler uygulamaktan da kaçınmamaktadır. 1836’da Avaristan işgal edilmiştir. Burnaya kalesini Vladikavkaz ile birleştirerek bir hat kurmayı tasarlamıştır. Tüm bu harekâtların ve uygulamaların sonucunda Dağıstan ve Çeçenistan’da müridizm hareketinin yoğunlaştığı görülmektedir. Yermolov’un planlarında ayrıca tarıma uygun toprakların yarısını dağlıların ellerinden alarak itaate zorlamak hususu ve dağlılar arasına nifak sokma amacı da vardı. Ekonomik baskı da dağlılara uygulanan etkili yöntemlerden biriydi. Kafkasya’da görev yapan birçok komutan gıda ambargosu yöntemini uygulamayı denemekteydi.
Bölgede uygulanan sindirme yöntemlerinden bir tanesi de misyonerlik faaliyetlerinin yaygınlaştırılması ve Hıristiyanlığın kabul ettirilmesi hususu idi. Zira şair Puşkin de İncil’in yayılmasının ve misyonerlik faaliyetlerinin daha güçlü birer araç olacağını ifade etmişti.
Bölgede tam olarak hâkimiyeti sağlamak önemli kalelerin ele geçirilmesine, kendileri için ortaya çıkabilecek olan tehlikelerin bertaraf edilmesine bağlıydı.
1826 yılında General Feld Mareşal Prens Varşavskiy’in seferiyle Erivan, Nahcıvan, Sohum, Ahilkelek, Sucuk, Anapa gibi yerler fethedildi ve Karadeniz’in doğu sahillerinden Türkler çıkarıldı. Türkler, Çerkes sahillerindeki ve Kuban ötesindeki bütün haklarını Rusya’ya terk ettiler.
General Velyaminof ise dağlıların kesilen başlarını antropolojik incelemeler için Petersburg’daki Bilimler Akademisi’ne yolluyordu. Ona göre dağlıların yaşam biçimleri mantıksız idi. Onları ya yok etmek ya da doğru yaşamaya mecbur etmek gerekiyordu. Dağlıların zorlama olmadan Rus idaresini kabul etmeyeceklerini biliyordu. Natuhaylar, Şapsığlar ve Abazehler itaat etmemekte ısrar ettikleri zaman göç etmeye zorlanmışlar, eski yerlerine dönmelerine izin verilmemiş, evleri yakılmış ve ciddi zarar görmüşlerdi.
Paskeviç, daha ileride Çar Nikolay tarafından reddedilen Kafkasya topraklarını kademeli olarak ele geçirme prensibini önermişti. 1832’de Varşova’da Kafkasya’nın batı kısmındaki dağlıların itaat etmesi için bir plan hazırlamıştı. Bu plana göre Kuban’dan Gelencik’e bir yol yapılacak, birkaç tahkimat inşa edilecek, bunlar da üs olarak kullanılacaktı.
1845’te Kafkasya naipliğine Kont Mihail Semyonoviç Vorontsov atandı. Aynı yıl Çar. I. Nikolay’ın emri ile Dargo aulu üzerine yürüdü ancak başarılı olamadı. İmam Şamil’in ikametgâhını ele geçirdikten sonra terk etmek zorunda kalmışlardı. Bu durum hedeflerin göründüğünden daha zor olduğu manasına geliyordu. Ancak Vorontsov da dağlılara zor kullanarak ilerleme düşüncesindeydi.
Nikolay Nikolayeviç Muravyov, 1855 yılında Kırım Savaşı sırasında Kars’ı teslim almıştı. Bu yüzden kendisine “Karslı Muravyov” denilmekteydi. O, ayaklanan dağlı halkı itaat altına almak için daima silahlı güce başvurmuştu.
Kafkasya’daki savaş sadece bölgede görev yapan komutanlar tarafından yapılmıyor, Rus şairler, fikir adamları ve savaşı takip edip kayda geçiren yazarlar da bu savaşa katkıda bulunuyorlardı. Dekabrist hareketin (Rusya’da çarlık rejime karşı 1825’te yapılmış olan ilk ve başarısız ayaklanmaya katılanlara verilen ad) en güçlü fikir adamlarından ve Sibirya içlerine sürülmüş olan Mihail Sergeyeviç Lunin, Kafkas savaşını durdurma ya da ara verme taraftarı değildi. Ona göre Rusya, Asya’ya kesinlikle yürümeliydi. Kafkasya’yı fethetmek için eksik olan şeyin bir ideolojinin yokluğu olduğunu belirtiyordu. Eğer başarısız olunuyorsa bunun diğer bir sebebi de dağlıların milli geleneklerinin hesaba katılmamasıydı.
Rozen, 1859 civarında Kafkas savaşının süresini 140 yıl olarak tayin etmiş ve I. Petro’nun İran seferine tarihlendirmiştir. Ona göre iş en başından beri yanlıştır. Petro, Kafkasya’daki durumu yanlış değerlendirmiştir. O, Rus silahının başarısızlığını coğrafyaya bağlamaktadır. Dağlılar, aşılmaz dağlarında yenilmezdirler ve korunaklıdırlar.
Rozen, bunun dışında General Fezi’ye Şamil ile irtibata geçmesini emretmiştir. General ise o dönemde Kuba Hanlığında çıkan bir isyanı bastırmak için hareket etmiş bulunuyordu. Fezi ise bu görevi 1818 yılından itibaren Kafkasya’da savaşmış olan Kluki-von-Klugenau’ya devretmişti. Klugenau, Şamil’e çeşitli tekliflerde bulunmuş, hatta anlaşmaya varabilmek amacıyla yüzyüze de görüşmüşlerdi. Ruslar ve dağlılar arasında bu tür görüşmeler sıradan bir iş olarak algılanmakta idi. Zira Şamil’in Klugenau’ya yazmış olduğu bir notta: “…Malum su kaynağına gelmenizi rica ederim.” şeklinde ifadeler yer alıyordu. Bunun dışında Klugenau’nun, 1837’de General Fezi’nin başarısına katkısı olmuştu. Ancak 1845 yılında Dargo seferinde bir müfrezeye kumanda eden Klugenau, iki general ve birkaç yüz asker kayıp verdirmiş ve Kafkasya kariyeri sona ermişti.
İmam Şamil, Rusya tarafından bakıldığında, Kafkasya’da vermiş olduğu mücadelenin zorlu bir önderiydi. Yermolov ve Tsitsianov da İmam Şamil için planlar yapmışlardı.
General Fezi kumandasında bir alay 1836’da Çeçenistan’a sevk edildi, 1837’de Avaristan’ın başkenti Hunzah’ı işgal etti. Şamil’in ikametgâhı dağ kalesi Ahulgo’ya yürüdü. Şamil’in etrafı sarılmış, bunun için General Fezi’ye delege yollanmıştı. Lakin Şamil, itaat etmek niyetinde değildi. Bu harekâtlar, Çeçenleri Şamil’le ittifak konusunda ikna etmişti.
General Grabbe de 1842’de Şamil’in ikametgâhı olan Dargo auluna bir atak yapmayı denedi ama başarısız oldu ve geri dönmek zorunda kaldı.
General Prens Baryatinski döneminde dağlıların göç ettirilmesi planlaması yörenin fethedilmesinde harekâtlar kadar etkili bir yöntem olmuştur. Ona göre, devletin çıkarları neyi gerektiriyorsa o yapılmalıdır. Baryatinski, 1859 tarihinde Şamil’i teslim alırken, Kafkas Kolordusu Kurmay Başkanı olan General Milyutin de onun yanında bulunmaktaydı.
Dmitriy Alekseyeviç Milyutin, I. Petro’dan sonra Rus ordusunun en büyük reformcusu olarak kabul edilmekteydi. 1878’de Rusya’nın Türkiye’ye karşı kazanmış olduğu zaferin babası olarak görüldü, zira bu zaferi kazanan onun düzenlemiş olduğu Rus ordusuydu. Milyutin de silahın gücüne inananlardan birisiydi. Tarihe Rus ordusunun reformcusu, eskimiş askerlik sistemini yeniden düzenleyen ve Avrupa tipi bir ordu yaratan kişi olarak geçmiştir. Dağlıların Batı Kafkasya’dan kovulması fikrini 1857 yılında ilk defa General Milyutin ortaya atmıştır. Onun amacı Kafkasya’da Rus nüfusunu geliştirmekti. Ayrıca Milyutin’in Kafkasya savaşına dair iki ciltlik anıları mevcuttur.
Bazı komutanlar ise baskı yöntemleri haricinde bölge halkının kültür ve geleneklerini yok etmek, onları rahata alıştırmak, daha esnek planlar uygulamak ve bu suretle bölgeye hâkim olmak fikrini de ileri sürüyorlardı.
Amiral Mordvinov, dağlıların sert mizaçlarını lüks ile yumuşatarak kendilerine yakınlaştırmayı düşünüyordu. Ancak Rus devlet yapısına ve değerlerine uyumun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği hususunda şüpheliydi. Çünkü Kafkasya’nın muhafazakâr bir yapısı vardı.
General Simborskiy, 1837 yılında Karadeniz hattı müfrezelerinden birine kumanda etmiştir. Çerkesya’da çok önemli olan Wubıh kabilesine İmparator tarafından onaylanmış bir teklifle başvurmuş; canlarına ve mallarına dokunulmayacağını, kendi geleneklerine göre idare edileceklerini, dinlerinin dokunulmaz olacağını bildirmiştir. Bunlar ve daha birçok vaatten sonra bu itaatin şartları da eklenmiştir. Bu şartlarda ise bir bakıma dağlıların doğru saymış ve yüzyıllardır alışagelmiş oldukları doğrularından vazgeçmeleri ve kendilerini inkâr etmeleri önerilmekteydi. Wubıhlar da kendisine itaat etmeyeceklerine ve mücadele edeceklerine dair bir mektupla cevap vermişlerdir.
Lazar Markoviç Serebryakov, Kırımlı bir Ermeni asilzade aileden gelmekteydi. Gönüllü olarak Karadeniz filosuna katıldı. Savaş gemilerinde zorlu bir denizcilik eğitimi aldı. Rusya’nın Karadeniz sahilinde tutunma davasına yıllarını vermiş; denizde Türklerle karada dağlılarla savaşmıştı. O, dağlıların denizle irtibatını koparmak istiyordu. Ayrıca Kafkasya’nın derinliklerine Karadeniz sahili yönünden ilerleme imkânı verecek bir Karadeniz sahil hattı kurmak amacındaydı. Çok zor seferlere kumanda etmek de dâhil olmak üzere Kafkasya’da uzun yıllar görev aldı. Serebryakov, bölge halkının dini ile ilgili de araştırmalar yapıyor ve raporlar yazıyordu. Halkı silahsızlandırmanın ve açlıkla itaat ettirme uygulamasının işe yaracağını düşünüyordu. Fakirlerin, çocuklarını zenginlere çok düşük fiyatlara satmaları ve ödemeyi genelde gıda maddesi olarak almaları bu yöntemin işe yaradığını gösteriyordu. Ayrıca dağlarda gizlenen ve Çerkesleri kışkırtan İngiliz ajanı Bell’i yakalamakla ilgili faaliyetlerini rapor ediyordu. O ayrıca Çerkesleri : “Yoksul vahşiler sürüsü” olarak adlandırmıştı.
General Nikolay İvanoviç Yevdokimov, neferlikten terfi eden bir asteğmenin oğlu olarak küçük Kafkas garnizonlarında büyümüştür. Kariyerinin zirvesine Şamil’in kesin yenilgisi ve esir alınışı ile ulaşmıştır. Ardından da Batı Kafkasya fethedilmiştir. Yevdokimov’un faaliyetlerinden bir tanesi dağları temizlemeye çalışarak Çerkesleri öz yurtlarından kovmaktı. O, dağlıları bir tehdit ve düşman olarak görüyor ve onlardan nefret ediyordu. Kafkasya’yı her çareye başvurarak dağlılardan temizleme amacı güdüyordu. Yevdokimov, harekâtı sırasında askerleri için : “çalışırken ölsünler” tabirini kullanıyor, yük atlarını dahi insafsızca çalıştırıyordu. Taşımamaları gereken yükleri taşıyorlar ve pahalılık nedeniyle yemleri az veriliyor, fazla beslenemiyorlardı. Bu nedenle yük atları ya telef oluyor ya da güçlükle yürüyorlardı. Askerler ise rahat yüzü görmez olmuşlardı ve çalışmaktan başlarını kaldıramıyorlardı.
Mihail İvanoviç Venyukov, 1860’lı yıllarda Sivastopol piyade alayına kumanda etmekteydi. Dağlıları yurtlarından kovma operasyonlarını anılarında anlatmış, köylerin yakılmadan önce topyekün soyguna tabi tutulduğunu söylemiştir. Çerkeslerin gözcülerin bağırmalarını duydukları zaman hemen ormana kaçtıklarından, çoğu zaman bir kulübeye girdiklerinde masada yarım kalmış sıcak bir yemek ya da bir çocuğun yere atılmış oyuncağını gördüklerinden bahsediyordu. Kendisinin de katılmış olduğu çirkinliğin farkında olduğu için tüm bu olanlara bir bahane ve gerekçe bulmaya çalışıyordu. Çerkeslerin Avrupa tipi hayata adapte olmaktaki yeteneksizliklerini öne sürüyordu.
Rusya’ya göre emellerine ulaşabilmek için mutlaka fethedilmesi gereken Kafkasya, bölgeye gönderilen komutanların acımasız uygulamalarına maruz kalmıştır. Bölge halkını sindirmek hatta yok etmek için her yola başvurmuşlardır. 1700’lerden itibaren askeri harekâtlara başlayan Rusya, 1800’lü yıllarda baskılarını tüm coğrafyada arttırmıştır. En acı olan uygulamalardan bir tanesi de Kafkas halklarının yurtlarından sürgün edilmeleri olmuştur. Komutanların faaliyetleri sonucunda Kafkasya coğrafyasında azalan bir nüfus ve kaybolmaya yüz tutmuş bir kültür sonucu ile karşı karşıya kalınmıştır.
Aybüke Güzay
Kaynak: Yakov GORDİN, Kafkas Atlantisi “300 Yıl Süren Savaş”, Çeviren: Uğur Yağanoğlu, CSA Yayınları, İstanbul 2014.

Yorumlar