Rusya Savunma Bakanlğı basın danışmanı, Bakan Şoygu’nun Akar, Fidan ile görüşmelerin fotoğraflarını yayınladı

Rusya Savunma Bakanlığı’ndan Akar ve Fidan ziyareti açıklaması: Görüşmeler yapıcı şekilde gerçekleştirildi

Balkan barışını dinamitleyen Sırp politikacı suikastı

ARADA KALAN TÜRKİYE: AFRİN-RUSYA/ MENBİÇ-ABD

İsrail’in yeni Afrika açılımı ne anlama geliyor?

Gündem 22 Ağustos 2017
200

İsrail İşgal Devleti, Ekim 2017’de, Togo Cumhuriyeti’nde 25 Afrika ülkesinin katılacağı bir Afrika Zirvesi düzenlemeye hazırlanıyor. Bu zirve, türünün ilk örneği olarak öne çıkıyor. Zirve, İsrail’in Afrika kıtasındaki ilk faaliyeti değil. İsrail, 1950’li yıllarda Afrika’daki faaliyetlerine başlamıştı. Zirve, İsrail’in Afrika’daki faaliyetlerinin çapını göstermesi açısından önemli bir adım olmasının yanısıra, İsrail’in uluslararası arenadaki yerini sağlamlaştırmaya çalıştığını göstermesi açısından da önemli.

İSRAİL’İN AFRİKA GEÇMİŞİ

İsrail’in Afrika ülkeleriyle ilişkileri, doğal ikili diplomatik ilişkiler şeklinde seyrederken, bugün İsrail, uluslararası toplumdaki meşruiyetini güçlendirmek ve iyi bir görüntü vermek için bu ülkelerle toplu diplomatik ilişki yürütmeye başladı.

İşgal devleti, Afrika Zirvesi düzenleyerek, Afrika’da yıllardır sürdürdüğü girişimlerinin meyvelerini toplamayı amaçlıyor. Bu kapsamda İsrail, Afrika’daki iç mücadelelerin bitirilerek bölgedeki istikrarın sağlanmasında da pay sahibi olmaya çalışmıştı.

Örneğin İsrail, 90’lı yılların ortalarında yaşanan Ruanda iç savaşında, ülkede etnik çoğunluğu oluşturan Hoto kabilesine BM’nin silah ambargosuna rağmen silah sağlayarak, Hoto kabilesinin savaş halinde olduğu Tutsi kabilesine karşı on binlerce kişinin ölümüne sebep olan katliamlar işleyerek duruma hakim olmasında pay sahibi olmuştu.

Güney Sudan’daki iç savaşa da müdahale eden İsrail, BM tarafından uygulanan silah ambargosunu delerek, 2013 yılında hükümet güçlerinin Başkent Cuba’daNeuayr kabilesine karşı işlediği katliamda, hükümete kendi üretimi olan ACE silahlarını göndererek önemli rol oynamıştı.

ELMAS TİCARETİNDE İSRAİL ETKİSİ

İsrail’in, BM tarafından yayınlanan raporlarda, kanlı ticaret olarak nitelenen ve binlerce kişinin ölümüne sebep olan elmas ticaretindeki etkinliği de gizli değil. Elmas ticareti, 2011 verilerine göre İsrail milli gelirinin yüzde 30’unu oluşturuyor. İsrail’in Elmas ticaretinden sağladığı gelir 2014 yılında 9.2 milyar dolarlık bir hacme ulaşırken, bu gelirin bir milyar dolarlık kısmı yıllık olarak İsrail Savunma Bakanlığı’na fonlanıyor.

İsrail, düzenlenecek bu zirve ve Afrika’daki diğer faaliyetleriyle, Afrika toplumunun uluslararası arenada Filistin davasına verdiği desteği de kırmayı amaçlıyor.

İSRAİL, DİPLOMATİK YENİLGİLERİ AFRİKA İLE TELAFİ ETMEYE ÇALIŞIYOR

Başbakan Binyamin Netenyahu, bir açıklamasında, Afrika ülkelerinin BM’de Filistin lehine oy kullanmakta çekimser kalmaları ve İsrail’in Afrika ülkeleriyle ilişkilerinin hacmi arasında kurduğu bağlantıyla bu hedefini açıkça beyan etmiş oluyordu.

İsrail, Afrika ülkelerinin BM ve BMGK gibi uluslararası platformlardaki ağırlığının farkında. Çünkü BM bünyesinde 54 Afrika ülkesi var ve şüphesiz İsrail’in Afrika ülkelerinin sesini kısması ya da onları kendi tarafına çekmesi büyük bir diplomatik zafer olacaktır. İsrail, Afrika’da diplomatik zafer kazanarak diğer bölgelerde uğradığı diplomatik yenilgileri telafi etmek için çabalıyor.
İsrail, bütün bu faaliyetleri, uluslararası toplumda kendisine karşı oluşan ve geçmişte UNESCO’nun da yaptığı bir Filistin yöneliminin gölgesinde sürdürüyor. UNESCO, el-Halil kentini dünya kültür mirasına alınca İsrail bu duruma öfkelenmiş ve UNESCO’ya yaptığı yardımları askıya aldığını duyurmuştu.

İŞGALCİ DEVLET AKLI ARAP KÜLTÜR HAVZASINA KARŞI

Aynı zamanda bu faaliyetler, İsrail’in işgalci devlet aklının, Arap ülkelerinin geleneksel kültür havzasındaki nüfuzunu kırma stratejisiyle uyumlu olan faaliyetler olarak öne çıkıyor.
Arap ülkeleriyle yaptığı barış anlaşmaları ve bazı Arap ülkeleri tarafından da cevap gören ilişkileri normalleştirme çağrılarına rağmen İsrail’deki devlet aklı, Arap ülkelerini kendi varlığına yönelik bir tehdit olarak görmeye devam ediyor. Bu nedenle, İsrail’in Arap ülkelerini kuşatmaya ve bu ülkelerdeki kaosu besleyerek onları iç savaşlarla oyalama yönündeki hamleleri, Siyonist İsrail’in devlet aklının önemli bir stratejisidir.

Nil havzası, İsrail’in bu stratejisinde en önemli bölge olarak öne çıkıyor. Bu yüzden İsrail, Nil havzasındaki ülkelerle ilişkilerini güçlendirmeye büyük önem veriyor. Mashaf olarak bilinen İsrail kalkınma ajansını bu bölgede kalkınma faaliyetlerine yönlendirmesi, İsrail’in bu hedefinde de büyük oranda başarılı olmasını sağlıyor.

İsrail Dışişleri Bakanlığı’nın resmi internet sitesinde, Mashaf kalkınma ajansının Etiyopya, Gana, Kenya, Ruanda, Güney Sudan ve Senegal gibi ülkelere öncelik verdiğini açıklaması bu noktada oldukça önemli. Senegal ve Gana hariç, söz konusu bütün ülkelerin Nil havzasında bulunduğunu görmek oldukça basit.

MISIR’IN SU SORUNUNDA İSRAİL ETKİSİ

İsrail’in Nil havzasındaki faaliyetlerinin Mısır’a yaşadığı su sorununda büyük bir baskı oluşturduğuna şüphe yok.

İşgal Devleti’nin, Afrika’ya müdahalesi sadece Arap ülkelerine tehdit oluşturmuyor, aynı zamanda uzun yıllar boyunca işgallerden dolayı mağduriyet yaşayan Afrika ülkelerinin mücadele tarihini de inkar etme girişimi olarak kendini gösteriyor.;

Afrika halklarının özgürlük ve bağımsızlık yolunda verdiği kurbanlar ve mücadele, bu ülkelerin bir işgal devletine kucak açmasıyla çelişmektedir. Üstelik bu işgal devleti, Afrika’yı sömüren batılı sömürgecilerin tarihsel bir müttefikidir. Afrika ülkelerinin İsrail ile ilişkilerini geliştirirken dayandıkları güvenlik gerekçeleri, bu ilişkinin ahlaki zaaf oluşturduğu gerçeğini örtmemelidir.

ARAP ÜLKELERİNİN İNSANİ SORUMLULUĞU

Afrika ve Arap ülkelerindeki özgür kesimlerin İsrail’in Afrika’ya yönelik girişimlerinin karşısında durmalarının tek gerekçesi güvenlik ve jeo-siyasi değildir. Aynı zamanda bu karşı duruş ahlaki ve insani bir sorumluluktur. Afrika halklarının, batılı sömürgecilere karşı verdiği mücadeleyle gönüllerde kazandığı yer ve şeref, sömürgecilerin gayrı meşru çocuğu İsrail ile kurulan ilişkilerle kirletilmemelidir.

Güvenlik ve Ahlaki sorumluluklar, genelde İslam ümmeti, özelde Arap halklarına İsrail’in Afrika’daki faaliyetlerine karşı durma sorumluluğunu yüklemektedir. Bizi İsrail ile bağlayacak hiçbir tarihi bağ yoktur.

Hişam Ebu Mahfuz (Filistin Dışında Yaşayan Filistinlilerin Oluşturduğu Filistin Halk Kongresi Genel Sekreter Yardımcısı)
Tercüme: İsmail Çoktan

Yorumlar