Քրիստինե Ասատրյան. «Հասկացել եմ, որ լեգիտիմ կառավարության մաս լինելը խնդիր չէ»

Portekiz’in Yahudi açılımı ve Türkiye Yahudilerini Portekiz’e kim gönderiyor!

PAŞİNYANIN BİZƏ QARŞI ARTAN TƏXRİBATLARINA NƏ ZAMAN CAVAB VERİLƏCƏK?

İran’la İsrail mi Anlaştı ?

İslamcıların Halep komedisi İran’a dur Ruslara vur!

Gündem 13 Aralık 2016
1.447

8 Aralık 2016 günlü yazımda ‘Türkiyeli İslamcıların Suriye’de İran’la imtihanı’ndan söz etmiş, “Basında yer aldığı şekliyle eğer Suriye’de Türk ordusuna düzenlenen saldırılarda İran veya Hizbullah’ın parmağı varsa, şehit düşen askerlerimizin sorumluluğu kime ait? Dünyanın bir ucundaki adı duyulmadık bölgelerde öldürülen Müslümanlar için ayağa kalkan İslamcı cemaat veya gruplar ya da sivil toplum kuruluşları, vatanları için hayatlarını feda eden, kanlarını döken askerlerimizi şehit kabul etmiyor mu? Haklarını yememek lazım; İslamcı sivil toplum kuruluşları Halep’te ölenler için birçok ilde gıyabi cenaze namazları kılıyor. Yardım konvoyları gönderiyor. Sosyal medyada farkındalık oluşturan paylaşımlar yapılıyor. Ancak Halep’teki sivil kayıplara Hizbullah ve İranlı askerlerin, danışmanların neden olduğu hiç gündeme getirilmiyor. Şimdiye kadar hangi İslamcı grup, dernek, vakıf veya siyasi parti Suriye’de sivil kayıplardan sorumlu tuttukları, İran hükümetini protesto etti? Protestolar için Mısır ve İsrail büyükelçilik veya konsoloslukların önlerini mesken tutanlar neden İran için aynı eylemleri düzenlemedi? Tek yapabildikleri gıyabi cenaze namazları mı?” diye sormuştum. (Bkz. http://www.kafkassam.com/turkiyeli-islamcilarin-suriyede-iranla-imtihani.html) İtikat ve istikametlerine İran’ın ayar verdiği bazı çevrelerden tepki alan yazım, Ehli Sünnet duyarlılığı olan bazı gruplarda da tartışıldı.

Halep’ten gelen haberler hiçte hoş değil. Suriye ordusu, Rusya ve Hizbullah’ın desteğiyle Halep merkezi ve banliyölerinde çeşitli silahlı grupların elindeki bölgelerin ele geçirilmesi amacıyla başlatılan operasyonlar son aşamasına geldi. Son olarak Halep’in doğu mahallelerinin birkaçı daha Suriye ordusunun kontrolüne geçti. Suriye ordusunun kent merkezi ve banliyölerinin olduğu bölgenin yüzde 95’inden fazlasını kontrol ettiği belirtiliyor. (Bkz. http://www.amerikaninsesi.com/a/halepin-neredeyse-tamami-samin-kontrolunde/3633261.html ) ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby, sivillerin Halep’ten çıkartılması konusunda henüz bir anlaşmaya varılamamasına ilişkin, “Çok derin bir hayal kırıklığı içerisindeyiz fakat Rusya’nın Halep’te ateşkes sağlanmasına yanaşmamasına şaşırmadık.” dedi. (Bkz. http://www.dunyabulteni.net/manset/387378/abdden-halep-aciklamasi )

Anadolu Ajansı; Suriye’nin kuzeyindeki doğu Halep bölgesinde Beşşar Esed rejimi ve İran komutasındaki Şii milisler ele geçirdikleri semtlerde sivillere yönelik katliamlara giriştiğini gündeme taşıdı. Ajans BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’ne dayandırdığı haberinde, Halep’in doğusuna geçen Esed rejimine bağlı güçlerin evlere girerek sivilleri öldürdüğünü, dün 11’i kadın 13’ü çocuk en az 82 sivilin hayatını kaybettiğine dair bilgiler aldıklarını duyurdu. (Bkz. http://aa.com.tr/tr/dunya/bm-esed-rejimi-evlere-girip-sivilleri-oldurdu/705251 ) İran medyası Halep’in düşmesini, muhaliflerin yenilgisini davul zurnayla karşılamakla kalmıyor, sivil halkın ölümünü meşru bir zemine oturtmaya çalışıyor. Suriye’de yaşanan katliamın baş sorumlusu İran’da ölen Müslümanlar için sevinç çığlıkları atılıyor. Örneğin İran Cumhûri İslâmî Gazetesinin Halep’te yaşanan katliam için ‘Halep Özgür oldu’ diye manşet attığı, Tahran sokaklarında ölen Müslümanların ardından kutlama yapılırken medya organları da bu katliamı zafer olarak yayınladığı bilgisi Türk medyasında yer alıyor. (Bkz. http://www.haber7.com/asya/haber/2233650-iran-gazetesinden-alcak-manset )

Türkiye’deki İslamcı gruplar ve bunlara bağlı sivil toplum kuruluşları neredeyse ikinci bir ‘Mavi Marmara’ sendromu yaşadıklarının farkında değil. Türkiye’nin ABD patentli Suriye politikalarının uzantısı olmaktan vaz geçtiğini öngöremiyorlar. Türkiye Atlantikçi blok ile Avrasyacı blok arasındaki sıkışmışlığını şimdilik Avrasyacılardan yana tercihini kullanarak aşmaya çalışıyor. Halep, Türkiye’nin CIA’nın eğit donat projesinden icazetli muhalif bozuntularını tasfiye etmesiyle Suriye rejim ordusunun eline geçti. Türkiye bu kararıyla kendi çıkarlarını gözettiği gibi binlerce masum insanın ölümüne, yurtlarının harap olmasına neden olan kirli savaşın sonlandıracak adımı atmış oldu. Hiç şüpheniz olmasın ki, bu kararın verilmesinde Rusya Türkiye görüşmeleri etkili olduğu gibi, Suriye ile yapılan görüşmelerde etkili oldu. Nereden mi biliyorum? İran Tesnim Haber Ajansı’nın haberine göre Lübnan’da yayımlanan es-Sefir gazetesi, ‘Suriye müttefikleri Operasyon Odası’ Komutanı ile yaptığı bir söyleşiye yer verdi. Suriye rejimine bağlı üst düzey bir komutan, Türkiye’den Şam’a birçok defa heyet gittiğini ve Suriye hükümetiyle müzakereler yaptığını iddia etti. (Bkz. http://odatv.com/suriyeden-turkiye-iddiasi-artik-bunu-aciklamak-zorundayiz-1212161200.html )

Bu açıdan bakıldığında, Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş’un, “Halep üzerinden siyaset üretilecek bir şehir değildir. Halep’teki insanlar o acıların üzerinden uluslararası siyasetin bir aracı olarak görülecek insanlar da değildir. Burada herkes samimi olsun.” çağrısı, uluslararası olduğu kadar içe dönük mesajlarda içeriyor. (Bkz. http://hurseda.net/Politika/176443-Halep-uzerinden-siyaset-yapilmamali.html ) İslamcı STK önderleri bir kez daha devletin bekası ve alî menfaatleri ile sınanıyor. Ya inisiyatif kullanıp kendi ilke ve değerleri doğrultusunda bildiklerini okumaya devam edecekler ya da devletin resmi politikasına göre söylem ve eylemlerini dizayn edecekler. Etmezlerse ne olur? II. Mavi Marmara olur efendim. Anladınız siz onu!

Türkiyeli İran sempatizanı İslamcı gruplar, Kudüs gönüllüleri komutanı İranlı General Kasım Süleymani’nin Moskova’ya gidip Putin’i Suriye’ye müdahil olması için davet ettiğini unutmuş gözüküyor. Hatırlayacak olursak o dönem İranlı diplomatlar Tahran, Şam ve Moskova arasında adeta mekik dokumuş, Beşar Esad’ın onayı alınarak, Rusya Suriye’ye davet edilmişti. Eğer bugün Halep’te bir katliam yaşanıyorsa sorumlusu bellidir. Aynı sorumlu odak, El Bab muhasarasında insansız hava araçlarıyla Türk askerlerine saldırdı ve askerlerimizi şehit etti. Aynı sorumlu odağın Irak’taki müttefiki ABD, skandal bir karara imza attı. Washington’da kongreden teröristlere stinger yardımı tasarısını geçiren ABD, Başkanın onayını beklemeden YPG’ye 7 helikopter silah gönderdi Suriyeli muhaliflere taşınabilir hava savunma füzeleri (Stinger) verilmesinin önünü açan bütçenin onaylanmasının ardından, Amerika terör örgütüne destek olmak için vakit kaybetmeden harekete geçti. (Bkz. http://www.internethaber.com/abdden-turkiyeyi-etkileyecek-skandal-karara-onay-1738390h.htm )

İstanbul’daki terör saldırısından bir gün sonra Kuzey Irak’ta ABD Erbil başkonsolosu Ken Gross, PKK teröristlerinin konuşlandığı Şengal’e gitti. Amerikalı başkonsolosun Şengal ziyaretinin iki ayağı oldu, ilkinde Şengal’deki yerel yöneticilerle bir araya geldi ardından PKK’lı teröristlerin konuşlandığı ve ikinci Kandil olarak adlandırılan Şengal dağına çıktı. Sonra ne mi oldu? YPG’ye 7 helikopter dolusu silah gönderen ABD’nin verdiği stinger füzeleriyle Türkiye’ye ait F-16 C tipi tek kişilik savaş uçağı, Diyarbakır merkeze bağlı Gümüşler Köyü yakınlarında düştü.

Suriyeli stratejik konular uzmanı Akil Mahfuz, El Bab konusunda üç ülke tarafından Erdoğan’a verilen keskin mesajlardan söz etmesine ne demeli? Bu mesajların El Bab’daki askerlerimize yapılan saldırı ve İstanbul’daki terör eylemi ile ilgisi var mı? Havadan nem kaptığım için sormuyorum. Mahfuz diyor ki; “Halep’in doğusunun yüzde 85’inden fazlasının kurtarılmasından sonra Erdoğan El-Bab şehrinin giriş kapılarında beklemesi gerektiği konusunda ikna olmadı. Şartlar Erdoğan’a eylemlerini ilerletme izni vermiyor. Çünkü Erdoğan’a Moskova, Tahran ve Şam’dan güçlü ve keskin mesajlar ulaştı. “Bkz. http://tr.abna24.com/service/important/archive/2016/12/12/797683/story.html” şimdi yeniden soralım acaba İstanbul’daki hain terör eyleminin arkasında Akil Mahfuz’un sözünü ettiği üç ülke mi var?

Uzun sözün kısası, Halep’te yaşanan trajedinin tek başına Rusya’ya çıkarılması kolaycılık olduğu kadar ahlaksızlıktır. O nedenle sosyal medya üzerinden örgütlenen bir grubun, Rusya’nın Ankara Büyükelçiliği önünde toplanarak bu ülkenin Suriye politikalarını ve Halep’teki sivillere yönelik saldırıları protesto etmesi bana kalırsa İran’ın sorumluluğunu örtbas etmeye yöneliktir ve hiç kimse kusura bakmasın en az Halep’te işlenen cinayetler kadar zalimanedir. Büyükelçilik binası önünde gece geç saatlerde toplanan grubun başta Rusya olmak üzere Suriye’de rejimi destekleyen İran ve Çin aleyhine slogan atmasına diyeceğim yok ama neden Rus Büyükelçiliği toplananların İran Büyükelçiliğine gitmediklerinin mutlaka sorgulanması gerekmez mi?
Öte yandan, Suriye’nin Halep kentindeki sivillere yönelik saldırılar, Rusya’nın İstanbul Başkonsolosluğu önünde de protesto edildi. İstiklal Caddesi’nde bulunan Rusya’nın İstanbul Başkonsolosluğu önünde toplananlar, “Emperyalist Rusya, Suriye’den defol” pankartı taşıdı. Halep’teki saldırılarda yaşamını yitirenler için dua etti. Beşşar Esad, Rusya ve İran aleyhine slogan atan katılımcılar, Fatiha Suresi’ni okudu ve hep birlikte “Savaşa Girdi Kalbim” adlı marşı seslendirdi. Polisin geniş güvenlik önlemi altında gerçekleşen eylem, grubun dağılmasıyla sona erdi. (Bkz. http://www.dunyabulteni.net/manset/387373/rusya-buyukelciligi-onunde-halep-protestosu ) Tam bir çevir gazı yanmasın durumu! Eşeğini dövemeyen semerini dövüyor! Yazıklar olsun!
Ömür Çelikdönmez
Twitter:@oc32oc39
omurcelikdonmez@hotmail.com

Yorumlar