Vizyon

İran’ın 17/25 Aralık’ı Mı Geliyor?

İbni-Xəldun: Ərəblər nədən vəhşidir?

Şirvanın və Azərbaycanın xilaskarı Osman Paşa

Türkiyəli politoloq: “NATO Türkiyənin müstəqil iradəsini qəbul edə bilmir”

İran’ın Eski Solcu Örgütü: Halkın Mücahitleri Örgütü Kimdir?

İran 13 Eylül 2017
92

Tahran’daki olaylarla gündeme gelen Halkın Mücahitleri Örgütü uzun süredir İran’da silahlı eylem faaliyetinde bulunmamıştır. İran’ın nükleer zenginleştirme faaliyetlerini ifşa eden örgüt, İran rejimine tamamen muhaliftir. Otuz yıllık bir mazisi olan örgütün kurulmasından etken olan olay Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin 15 Hordad 1963’teki halk ayaklanmasını kanlı bir şekilde bastırmasıyla başlamıştır. Bu ayaklama sırasında birçok insan ölmüş, yaralanmış ve hapse atılmıştır. Bu durum toplum nazarında büyük infiale neden olmuş ve halk bu isyandan sonra Şaha karşı daha büyük bir kin ve nefret kusmuştur.
Bu kıyam hareketinin üzerinden birkaç ay geçtikten sonra örgütün üç kurucu üyesi bir araya gelerek rejime karşı yeni mücadele yolları aramak için dar kapsamlı bir tartışma grubu oluşturmuşlardır. Bu tartışma grubu ileriki dönemde örgütün çekirdeğini oluşturan kadro olmuştur. Örgüt bu süreçte Humeyni’yi kendisine sembol bir karakter olarak seçmiş, devrimci ideolojiyi sahiplenmiştir. Şaha karşı ise ideolojik, örgütsel ve siyasal yöntemlerle topyekûn mücadeleye girişmiştir.
6 Eylül 1965 yılında örgüt resmen kurulmuştur Zira bu tarihten itibaren örgütün sayısı artmış ve teşkilatlanmaya aşamasına girmiştir. Bununla birlikte örgütün merkezi İran’ın başkenti Tahran olarak belirlenmiştir. Sonraki süreçte örgütün sınırları Tahran’ı aşarak Şiraz, İsfahan ve Tebriz gibi kentler yayılmıştır.
Örgüt ideolojik anlamda sosyalist devrimci bir ideolojiye sahiptir. Zira örgütün kurucu kadrosu İslam şiarı ile sosyalizmi sentezleyerek yeni bir sistem kurulması görüşündedir.
Bu süreçten sonra birçok eylem gerçekleştiren örgüt 1971’de Dubai’den kaçırdıkları uçak eylemi ile tanınmışlardır. Lakin kimse İran’da yeni bir muhalif grup ile karşı karşıya kaldıklarını anlamamıştır. Örgüt Ağustos 1971’de Tahran tren istasyonunu havaya uçurmasıyla ilk ses getirici eylemini gerçekleştirmiştir. Örgüt ismini ilk defa 1972 yılında Beyrut’ta yapılan bir açıklama ile basına duyurmuştur.
1972 yılında basın yayın faaliyetlerine hız verilerek, yurtdışı faaliyetlerini geliştirilmiştir. F.K.Ö, Libya, Yemen ve yurt dışındaki İranlılarla irtibat kurulmuştur. HMÖ bir dönem iki kutba ayrılmıştır. Tarafların birisi örgütün ilk kuruluş felsefesi olan İslam Marksist sentezini devam ettirmek isterken diğeri tamamen Marksist çizgiye kaymıştır.
Örgüt 1978 yılında bir bildiri yayınlayarak Şah karşı olduklarını belirterek Humeyni’nin izni olmadan ülkede silahlı eylem gerçekleştirmeyeceklerini bildirmiştir. Örgüt İslam Devriminden halkın tümüne hitap etmek istemiş ve halk hareketi olma hedefi içine bürünmüştür.
13 Nisan 1979’da hükümet arasında ilk defa sürtüşmeler meydana gelmiştir. Mücahidin örgütü ile Hizbullahi örgütü arasında çatışmalar çıkmış, HMÖ’nün mal varlığına el konulmuştur. Ocak 1980’de yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde örgütün lideri Mesut Recevi adaylığını koymuş fakat bu adaylık Humeyni tarafından veto edilmiştir. Artık örgüt ile hükümet arasındaki çatlak iyice büyümüştür. Zira örgüt 1980 yılında yapılan anayasa referandumunu boykot ettiğini ilan etmişti. Bu durum karşısında Humeyni anayasayı oylamaktan kaçanların anayasayı koruyabileceğini düşünmediğini söylemişti. 1980 meclis seçimlerinde ise Humeyni örgütü açık bir şekilde eleştirerek münafıklıkla itham etmiştir. Bu seçimlerde örgüt hiçbir eyalette sandalye kazanamamıştır. Seçimlerin ardından örgütün tüm yasal faaliyetleri yasaklandı.
Bu durumun ardından HMÖ ile Beni Sadr arasında sıkı bir ilişki ortaya çıkmıştır. Beni Sadr despotik rejime kaşı halkı sokaklara çağırarak adeta İslam Devrimine karşı yeni bir devrimin çağrısını yapmıştır. Bu durum karşısında Humeyni radyo ve televizyondan yaptığı çağrı ile birlikte münafık HMÖ örgütünü Allah’a ve İslam Cumhuriyetine karşı savaş açtığını ve bu yüzden bütün protesto ve gösteri girişimlerinin yasaklandığını bildirdi. 20 Haziran 1981’de ülkenin çeşitli yerlerinde gösteriler düzenlenmiştir. Bu durum karşısında halk Humeyni’nin yanında saf tutmuştur. Hükümet gösterileri sert bir şekilde bastırmış, örgüt halkdan beklediği desteği bulammışır.
Örgüt lideri Mesut Recevi ve Beni Sadr 1981’deki ayaklanmada başarısızlığa uğradıktan sonra Paris’e kaçarak siyasi sığınma talep etmiştir. Paris’te yeni yapılanma içine girilmiştir. Örgüt askeri açıdan kendine yeni alan oluşturma çabasına girmiştir. Bu bağlamda Kürt bölgesinde üsler kurmuştur. 1983’de Kürdistan’daki gerilla savaşına destek vererek buraya gönüllü milisler göndermiştir. Fakat büyük kayıplar verilmiştir. Bununla birlikte Örgüt lideri Recevi uluslararası arenada da önde gelen siyasilerle de görüşmeler yaparak ses getirmeye çalışmıştır. Bunun yanında örgüt yayın faaliyetlerine devam etmiştir. Ayrıca örgüt lideri Recevi çeşitli gazete ve dergilere demeçler vererek, örgütün kuruluş felsefesi olan emperyalizm ve sosyal devrim gibi kavramları ağzına almamıştır.
Bu süreçte halk İslam Devrimi’nin yanında saf tutmuştur. Bu yüzden mevcut sistem çökmeyince örgüt içinde parçalanmalar başlamış, ayrılıklar artmıştı. Ayrıca bu süreçte patlak veren Irak-İran Savaşı’nda örgütün Irak’ın yanında saf tutması halk nazarında örgütün prestijini sarsmıştır. Ayrıca örgüt Irak tarafından finanse edilmiştir. Bu durumu fırsat bilen İslam Cumhuriyeti örgüt aleyhinde propaganda yürütmüştür.
Bununla birlikte örgüt lideri Mesut Recevi 1986’da Fransa’dan sınır dışı edildi. Bu süreçte İslam Cumhuriyeti HMÖ ile ciddi manada mücadele içine girmişti. Bu olay İslam Cumhuriyeti’nin HMÖ’ye karşı kazandığı bir başarıdır. Bu durum karşısında Recevi örgütün Irak’taki karargahına gideceğini bildirdi. Bu durum örgütün büyük manada kan kaybettiğinin göstergesidir.
Mücahidin için asıl darebe Irak-İran ateşkesinden sonra gerçekleşti. Bu süreçte HMÖ İran topraklarında gerçekleştirdikleri silahlı mücadelede İran ordusu tarafından tarumar oldu. Irak ile işbirliği içinde olan örgüt halk nazarında “Münafıkin” olarak adlandırıldı.
Trump Sonrası ABD’nin İran’ın Politikası
İslam Devriminden sonra batı ile İran’ın arasında gerginlikler yaşanmıştır. İran’ın nükleer zenginleştirme faaliyeti ile birlikte batı dünyası İran’a karşı ambargo uygulama kararı almıştır. Bu süreçte 1997’de terör listesine alınan İran kökenli HMÖ 2008 yılında Birleşmiş Milletler terör listesinden çıkarılmıştır. Batının bu hamlesi İran arasındaki gerginlikte İran içindeki istikrarı bozmak için sahaya sürülecek yeni bir piyonun hazırda bekletilmesi olarak değerlendirilebilir. Obama döneminde batı ile İran arasında imzalanan nükleer antlaşma ile gerginlik sona ermiş ve İran Ortadoğu coğrafyasında kendisine hareket alanı bulmuştur.
Bu süreçte ABD’deki başkanlık seçimleri sırasında adaylardan Donald Trump, İran ile imzalanan nükleer antlaşmayı yırtacağını ilan etmiştir. Bu süreçte İslamafobik faaliyetler yürüterek İran’a karşı açık bir şekilde cephe almıştır. Dünyanın gözü ABD seçimlerindeydi. Bu seçimleri Donald Trump kazanmıştı.
Trump’ın ilk icraatı Suudi Arabistan ziyareti olmuştur. Bu ziyaretle birlikte Trump, Suudi Arabistan’a 100 milyar dolarlık silah satışı yaparak hem ABD kasasına Arap dövizlerini sokmuş hem de İran’a karşı Suudi Arabistan’ı silahlandırmıştır. Bununla birlikte bu ziyarette Arap Natosu kurarak İran’a karşı Arapları örgütlemiş ve İran’ı kuşatma altına almıştır. Peşinden Katar krizi meydana gelmiştir. Böylece İran’a karşı çatlak ses çıkaran Katar’da susturulmaya çalıştırılmıştır. İran tamamen bölgede yalnızlaştırılmaya çalışılıyordu. ABD, İran’a karşı dış etkenleri sağlamıştı. Şimdi tek iş İran’ı içeriden istikrarsızlaştırmaya kalmıştı. İstikrarın olmadığı Ortadoğu’da her gün farklı bir ülkede patlayan bombalar karşısında güvenin timsali İran’dı. Fakat 7 Haziran’da İran’ın başkenti Tahran’da mecliste ve İmam Humeyni’nin türbesinde patlayan iki bomba İran’daki güven ortamını bozmuştu. Bu olayla birlikte İran’ın prestijini sarsılmıştı. Bu bombalama olayının ardından gözler direk HMÖ’ne çevrildi. Lakin örgüt bu bombalı eylemi üstlenmeyerek, bu eylemi kınadı.
ABD’nin Örgütü Desteklemesi
Örgüt Irak’a çekildikten sonra ABD ile yakın ilişkiler içine girmiş ve baba Bush tarafından silahsızlandırılmıştır. Bu süreçten sonra HMÖ Irak’ta faaliyetlerini sürdürmüştür. Örgüt rejimi devirmek pahasına kuruluş ideolojisi olan sosyalizmden sapmış ve emperyalist ABD ile ilişkilerini sıkı tutmuştur. Mevcut örgüt rejime karşı olan herkes ile yakın temas kurmaya çalışmış, tabiri caizse düşmanımın düşmanı dostumdur prensibini ilke edinmiştir.
ABD, örgütü İran aleyhine kullanabilmek amacıyla desteğini esirgememiştir. Bu bağlamda İran’ın nükleer zenginleştirme faaliyetinde çalışan dört bilim adamı ABD’nin emriyle HMÖ tarafından suikast ile öldürülmüştür. ABD, İran’ın kendisine karşı gösterebileceği her türlü tehdidi bu örgüt vasıtasıyla zayıflatabilir durumdadır.
Ayrıca ABD’de Trump’ın başkan seçilmesinin ardından HMÖ tam destek verileceği düşünülmektedir. Zira seçimlerin ardından ABD’li eski askeri ve siyasi yetkililer Trump’a mektup yazarak Paris’teki muhalifler (HMÖ) ile temasa geçilmesi gerektiğini bildirmiştir. Bu mektubu okuyan Trump çağrıyı olumlu karşılamış ki örgütün Arnavutluk konferansına ABD’li önemli isimler katılmıştır. Hatta bu konferansta McCain konuşma dahi yapmıştır.
Ayrıca ABD başkanı Tillerson’un “İran rejimini barışçıl yollarla değiştirmek politikamızdır. Bunu hayata geçirecek unsurlar İran’da mevcuttur” ve ABD Savunma Bakanı’nın Washington’da bir dergiye verdiği demeçte Yeşil hareketi sırasında birçok gencin öldüğünü ya da hapse atıldığını söyleyerek ABD’nin İran halkının yanında olduğunu söylemesi dikkate değer sözlerdir. Zira ABD’li yetkililerin bu sözlerinden İran’a demokrasi getireceği çıkarılabilir. Fakat ABD’nin demokrasi getirme geçmişine baktığımızda Irak, Suriye ve Afganistan örnekleri gözler önündedir. ABD’nin saydığımız bu ülkelere uyguladığı askeri harekatı İran’a uygulaması söz konusu olamaz. Zira İran’ın gücü ortadadır. Bu bağlamda düşünüldüğünde HMÖ vasıtasıyla ülkenin çeşitli noktalarında bir takım sokak eylemleri düzenlenebilir ve ülkedeki istikrar bozulabilir. Bu durumun üzerine basın yoluyla rejimi karalama kampanyası yapılarak halk rejime karşı kışkırtılabilir. Lakin halkın en kötü zamanlarda bile rejimin yanında olması göz önünde tutulursa bu sistemin İran’da tutmayacağı aşikardır. Bu süreçte ABD, HMÖ’nün İran’da eylem yapabilmesi için coğrafi olarak yakın bir noktaya yerleştirilmesini düşünebilir. Bu bağlamda Irak’taki Şii yönetiminin İran’a yararnabilmesi için HMÖ’yü ülkesinden göndermesi, Irak’ın HMÖ’ye kapıları kapatması anlamına gelmektedir. Bu süreçte örgüt istikararın olmadığı Afganistan ya da Pakistan’a üs kurabilir. Zira bu bölgelerdeki ABD üsleri de örgütün emrine amadedir.
İran’ın HMÖ’ye Karşı Alacağı Önlemler
Trump’ın başkan seçilmesi, Ortadoğu’nun durumu ve Tahran saldırıları, İran açısından son derece sıkıntılı bir sürecin kendisini beklediğinin göstergesidir. Bu süreçte HMÖ’nün yeniden aktifleştirilmesi İran’ın örgüte karşı bir takım önlemler alması gerektiğinin göstermektedir. Bu bağlamda İran ilk iş olarak örgüte karşı gerek basın yayın yoluyla gerek konferans ve Cuma hutbeleri ile olumsuz propaganda yapması gerekmektedir. Bu doğrultuda Cuma vaazlarında örgüt IŞİD’e benzetilmekte ve bu örgüte destek verenin IŞİD’e destek verenden farksız olmaduğu söylenmektedir. Böylece halkın örgüte karşı mesafeli durması sağlanmaktadır.
İkinci olarak İran istihbarat ve askeri sisteminin her daim hareket halinde olması gerekmektedir. Böylece örgütün İran iç yapılanmasını ve bölgede silahlı bombalı eylem yapması önlenmesi gerekmektedir. Ayrıca örgütün üsleri füze sistemleri ile bombalanmalıdır.
Üçüncü olarak İran, örgütün çevre ülkelerdeki askeri yapılanmasını ve üs yapılanması önlemelidir. İstikrarın sağlanamadı Irak, Suriye, Pakistan gibi komşu ülkelerde örgütün yapılanması İran sınır bölgelerinin güvenliğinin sağlanması zorlaştırabilir. Bununla birlikte Irak’taki Şii hükümetinin İran’ın desteğini kazanmak için örgütü ülkeden çıkarması İran açısından büyük avantajdır.
Dördüncü olarak İran Devleti’nin uluslararası arenada diplomatik faaliyetler yürüterek örgütün dış kaynaklarını engellemesi gerekmektedir. Bu bağlamda her şeyden önce örgütün merkezi konumundaki Paris’ten örgütü sınır dışı etmesi gerekmektedir. Ayrıca örgütün yurtdışı faaliyetlerinin de önüne geçilmesi gerekmektedir. Bu süreç içinde İran hükümet sözcüsü Muhammed Bakır Nobaht’ın, örgütün yurtdışındaki konferanslarına, toplantılarına destek verilmesinin IŞİD’e destek verilmekle aynı çizgide olduğunu söylemesi, İran Meclisi Başkan Danışmanı Hüseyin Emir Abdullahiyan’ın Fransız yetkililere IŞİD ile HMÖ’nün yakın ilişkiler içinde olduğunu ve bu durumun Batı Asya için büyük tehlike arz ettiğini söylemesi, İran yönetiminin Fransa’ya baskı uyguladığının göstergesidir. Son dönemde İran ile Fransa arasında gelişen ekonomik ve siyasi yakınlık HMÖ’nü olumsuz etkileyecektir. Hatta örgütün Fransa’dan sınır dışı edilmesi dahi söylenebilir.

Ali ŞAHİN

Yorumlar