Modernleşme ve Milliyetçilik Olgusu!

VAŞİNQTON İRANDA REJİMİ YIXMAQ İSTƏYİR

FİLİSTİN: DÜNYA’NIN KÖR SAĞIR OLDUĞU COĞRAFYA VE KUDÜS’ÜN HUKUKİ STATÜSÜ

MAKEDONYA’NIN İSİM DEĞİŞİKLİĞİNDEKİ ATINA VE ÜSKÜP’ÜN ISRARI, ÇIKARLARI VE STRATEJİLERİ

İran’da Yaşananları Doğru Okumak

Gündem, İran 3 Ocak 2018
210

28 Aralık 2017 tarihinde İran’ın Meşhed ve Kum kentlerinde yaşadıkları ekonomik sıkıntıları bahane eden halk sokaklara döküldü ve Hasan Ruhani hükümetine karşı gösteri yapmaya başladı. Bu gösterilerin kısa sürede mahiyeti değişti ve rejim karşıtı bir hal aldı. Ayrıca İran’ın diğer şehirlerine de sıçrayan gösterilere ABD, AB, Suudi Arabistan, İsrail, Mısır destek veriyor. RF, Türkiye, Katar ve Irak’tan ise yaşananların İran’ın iç sorunu olduğu ve dış müdahalenin kabul edilemeyeceği yönünde açıklamalar geldi. Bu kapsamda İran’da son bir haftada cereyan eden olaylara yönelik tespitlerimizi şu şekilde sıralayabiliriz:
1. İran’da benzer sokak gösterileri daha önce de yaşanmıştı. 2003 yılında yaşanan gösterilerde üniversite öğrencileri sokaklara dökülmüş ve rejim karşıtı gösteriler yapılmıştı. Öğrencilerin temel talebi özgürlük ve demokrasi olarak ortaya çıkmıştı. Bu gösterilere İran Türkleri, Kürtler, Araplar ve Beluçlar da katılmıştı. Bu gösteriler başta ABD ve AB olmak üzere Batı tarafından da desteklenmişti. Bu gösterilerde tam bir organizasyon yoktu ve kitlelere liderlik edebilecek bir figür de ortaya çıkmamıştı. 2000’li yılların başlarındaki öğrenci hareketleri rejim tarafından çok sert bir şekilde bastırıldı ve birçok İranlı yurt dışına kaçmak zorunda kaldı.
2. 2009 yılında tartışmalı seçim sonuçlarının ardından rejimin desteğini arkasına alan Mahmud Ahmedinejad ikinci defa cumhurbaşkanı olmuş ve İran’da tekrar sokak hareketleri başlamıştır. “Oyum Nerede?” sloganı ile özdeşleşen rejim karşıtı gösterilere başta ABD ve AB olmak üzere Batı destek vermiştir. Batı medyası bu gösterileri günlerce canlı yayın olarak televizyonlara yansıtmış ve sosyal medya bu gösterilerin yönlendirilmesinde etkin bir şekilde kullanılmıştır. Gösterilere liderlik eden isimler ise Mir Hüseyin Musavi ve Mehdi Kerrubi olmuştur. Bu gösteriler de çok sert bir şekilde bastırılmıştır. Musavi ve Kerrubi ev hapsine alınmış, göstericilerin bir kısmı yurt dışına kaçmış, kalanlar ise ağır cezalara çarptırılmıştır.
3. İran’da geçtiğimiz dönemlerde yaşanan bu sokak hareketleri reformistler (rejim karşıtları) ve muhafazakârlar (rejim taraftarları) arasındaki rekabetten kaynaklanmış ve rejim güçleri tarafından bu tür gösteriler çok sert bir şekilde bastırılmıştır.
4. 2017 yılının son haftasında başlayan ve hâlen devam etmekte olan gösteriler ise geçmişte İran’da yaşanan gösterilerden farklılık arz etmektedir. Her şeyden önce bu gösteriler ekonomik sıkıntı çeken halk kitleleri tarafından başlatılmıştır. Göstericilerin hedefinde rejim değil Hasan Ruhani yönetimi bulunmaktadır.
5. Hasan Ruhani 2013 yılında ilk defa cumhurbaşkanı seçildikten sonra ülkesini ambargolardan kurtaracağı ve uluslararası topluma açacağı sözünü vermişti. Bu kapsamda P5+1 ülkeleri ile nükleer antlaşmayı imzalamış ve 1 Temmuz 2015 tarihinden itibaren İran’a uygulanan ambargo tedricen kalkmaya başlamıştı. Bu gelişme İran halkında büyük bir umut ve beklenti yaratmıştı. Hasan Ruhani’nin bu başarısı onu 2017 yılında reformistlerin adayı olarak tekrar iktidara taşımıştı.
6. Fakat ABD’de Trump’ın iktidara gelmesi ve nükleer antlaşmayı askıya alması ile durum biraz farklılaştı. Trump yönetimi İran’ı 2017 yılında açıkladığı ulusal güvenlik strateji belgesinde tekrar düşman ülke ilan etti. Trump’ın iktidara gelişi ile birlikte Obama döneminde İran’ın uluslararası topluma entegrasyonu projesi başarısızlığa uğradı. Bu durum rejimin elini güçlendirirken, reformistlerin elini zayıflattı. Ambargolardan tam anlamıyla kurtulamayan İran ekonomisi daha da kötüleşti. Ağırlaşan ekonomik şartlar İran halkında huzursuzluk yarattı.
7. Başlangıçtan buyana hem nükleer antlaşmaya hem de Ruhani yönetimine karşı olan dini lider Hamaney Ruhani yönetimini iktidardan uzaklaştırmak için bu durumu değerlendirmiştir. Öncelikle ekonomik şartlardan rahatsız olan İranlılar kontrollü bir şekilde Meşhed ve Kum kentlerinde harekete geçirilmiştir. 28 Aralık 2017 tarihinde Meşhed ve Kum kentlerinde başlayan gösteriler tamamıyla rejim kontrolünde, ekonomik gerekçelerle ve Ruhani yönetimine karşı bir hareket olarak ortaya çıkmıştır.
8. Bilindiği üzere Meşhed ve Kum kentleri rejim için çok önemli merkezlerdir ve bu iki şehirde İran rejiminin sıkı bir kontrolü söz konusudur. Bu iki kentte İran istihbaratı (SAVAK) ve onun kontrolünü elinde bulunduran Devrim Muhafızlarının haberi olmadan bir gösterinin yapılması mümkün değildir. Kısacası 28 Aralık 2017 tarihinde Meşhed ve Kum kentlerinde başlayan ve diğer İran şehirlerine yayılan gösterilerde amaç Hasan Ruhani yönetiminin devrilmesidir.
9. Hasan Ruhani yönetimi rejim güçleri tarafından nükleer antlaşma nedeniyle ABD ile işbirliği yapmakla suçlanmaktadır. Hasan Ruhani’nin vadettiği ekonomik kalkınma da Trump’ın iktidara gelmesi ile gerçekleştirilememiş ve İran uluslararası topluma entegre olamamıştır. Bunun yarattığı ekonomik sıkıntıların sorumlusu olarak Ruhani yönetimi gösterilmiştir. Kısacası bu gösteriler rejim güçleri ile Ruhani yönetiminin bir hesaplaşması şeklinde ortaya çıkmıştır.
10. Fakat sonrasında gösterilerin mahiyeti değişmiştir. Gösteriler özellikle Fars nüfusun yaşadığı şehirlere yayılmış ve rejim karşıtı bir hal almaya başlamıştır. ABD, İsrail ve Suudi Arabistan’dan gösterilere destek açıklamaları gelmiştir. Bunun üzerine dış müdahale konusunda hassas olan İran halkı gösterilere olan desteğini çekmiş ve gösteriler başta Tahran olmak üzere cılız katılımların olduğu bir eylem niteliğine dönüşmüştür.
11. ABD’nin ve diğer ülkelerin bu açıklamaları olmasa belki de söz konusu gösteriler farklı bir şekilde devam edebilirdi. Açıkçası dış güçlerin bu müdahalesi rejim güçlerinin de elini rahatlatmış oldu. Söz konusu gösterilerin ABD ve İsrail tarafından organize edildiği söylemini kullanan rejim güçleri gösterilerin marjinalleşmesini sağladı. Dün Tahran’da 500 kadar kişinin gösterilere katılması bunun göstergesi olabilir. Bugüne kadar 22 kişinin hayatını kaybettiği gösterilerde rejimin olağanüstü hâl ilan etmek için bu durumu kullandığı da görülmektedir.
12. Bugüne kadar söz konusu gösterilere İran Türkleri bütün tahriklere rağmen iştirak etmemişlerdir. İran Türkleri 27 Aralık 2017 tarihinde başlayan ve kapsamı ve içeriği gün geçtikçe farklılaşan gösterilerin İran içerisinde bir iç hesaplaşma (Ruhani Yönetimi-Rejim Güçleri) olduğunu kavramışlardır.
13. Rejim’in SAVAK ve Devrim Muhafızlarını sahada kullanarak başlattığı ve kontrol ettiği bu halk hareketini yanlış okuyan ABD, İsrail ve Suudi Arabistan İran Türklerinin, İran Kürtlerinin, İran Araplarının ve İran Beluçlarının bu gösterilere iştirak etmelerini istemekte ve bu toplumları bu yönde tahrik etmektedir. İran’da yaşanan gelişmelerin İran’daki etnik grupların bir davası olamadığı en iyi bu gruplar tarafından görülmektedir.
14. İran’ın istikrarsızlaşması başta Türkiye olmak üzere diğer bölge ülkelerini de etkileyecektir. Bu nedenle İran’ın istikrarının korunması ülkemizin milli menfaatleri açısından elzem bir konudur.
15. İran’da yaşayan Türklerin haklarının ve varlıklarının korunması İran’ın toprak bütünlüğü içerisinde olmalıdır. İranlı Türkler demokratik yollarla İran yönetimine büyük ortak olarak katılmanın yollarını aramalıdırlar. İran’ın demokratikleşmesi bu noktada bizim için önemlidir. Bunun dışında İran Türkleri ABD, AB, İsrail ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin tahriklerine kapılıp bağımsızlık söylemini kullanmamalıdırlar. Kanaatimizce İran konusundaki en büyük tehlike İran Türklerinin Batı tarafından İran içerisindeki çatışmanın tarafı haline getirilmesidir. Bu konuda hassas davranılması Türkiye’nin milli menfaatleri ve bölgesel barışısın tesisi ve idamesi açısından büyük önem arz etmektedir.

Dr.Ufuk Cerrah-KAFKASSAM Uzmanı

Yorumlar