Rus milletvekili: Erdoğan S-400 konusunda ABD’nin baskısına boyun eğmeyecek

Rus uçakları Suriye’de kimyasal saldırı provokasyonuna hazırlanan teröristleri imha etmiş

Rus ve Ukraynalı Papaz kavgasında Türkiye taraf mı?

Azərbaycan Sarkisyanın B planından lazımınca istifadə edə bilər

Irak ve Suriye Politikasındaki Öncelikler

Gürcistan 29 Ağustos 2017
147

Arap Baharı’nın başlamasından itibaren en şiddetli savaş Suriye’de ve Irak’ta olmuştur. Bu savaşın sonucunda DEAŞ (İŞİD) örgütlenmesi ortaya çıktığı gibi, bizim için önemli olan PKK-KCK yapılanmasının uluslararası destek alarak Suriye ve Irak’ın kuzeyinde önemli bir alanı kontrol altına almıştır. DEAŞ (İŞİD) örgütlenmesine karşı yapılan uluslararası müdahalede önemli kazanım elde eden diğer bir grup ise, Kuzey Irak Peşmergeleridir. PKK-KCK yapılanması Kuzey Suriye’de önemli bir alan kazanırken Peşmergeler de Irak’ın kuzeyine egemen hale gelmiştir.

Türkiye’nin önceliği milli birliğini korumak olmalıdır. Milli birliğe en büyük tehdit Irak’ta ve Suriye’nin kuzeyinde kurulacak olan PKK-KCK ve Peşemerge devletleri olacaktır. Bu kurulacak devlet ya da özerk yapılar, Kürtlere mutluluk ve huzur getirmeyeceği gibi bölgeyi istikrarsızlaştırıp ülkemiz için içinden çıkılmaz bir süreci başlatacaktır.

Türkiye’nin Politikası Ne Olmalıdır?

Kuzey Irak ve Suriye politikası birlikte takip edilmelidir. Uluslararası güçler Körfez harekâtından sonra Irak’ın kuzeyinde Kürtlere dayanan bir yapı kurdukları gibi, Suriye krizinde de aynı yolu takip ederek Suriye’nin kuzeyinde yine Kürtlere dayanan ve PKK tarafından yönetilen bir yapı oluşturmuşlardır. Bu süreç Türkiye’nin Irak ve Suriye sınırlarını istikrarsızlaştırmış olduğu gibi aynı zamanda Irak ve Suriye’de yaşayan Türk unsurların Türkiye’den kopmalarına neden olmuştur. Bu bağlamda Türkiye bölgede devlet dışı aktörlerin (PKK-KCK ve PEŞMERGE ) yapılarının faaliyetlerine odaklanmak zorundadır.

Keza Kuzey Irakta yapılacak referandum demokrasi ilkelerine göre yapılmayacak, sadece uluslararası güçlerden alınan destekle Peşmergelerin istediği sonuç çıkacaktır. Bu süreci daha sonra Kuzey Suriye’de de takip ederek Türkiye’nin güney kuşağında bir Kürt devleti tesis edeceklerdir. Bu süreci ise Türkiye’den toprak koparma süreci takip edecektir.

Bu aşamada her ne kadar zor olsa da Türkiye Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyinde bağımsız veya federal yapıların kurulmasını engellemek zorundadır. Bu aşamada Kuzey Irak’ta referandumun engellenmesini gerekmektedir. Ancak şunu da bilmek zorundayız ki, ok yaydan çıkmış durumdadır. Bu nedenle Türkiye’nin Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyindeki yarı bağımsız veya bağımsız yapıları engellemesi bu konjonktürde mümkün görülmemektedir. Bu nedenle Türkiye karmaşık ve zor bir sürece girmektedir. Keza bu yapılar bağımsızlık kazansa dahi orta doğuda sular durulmayacaktır. Bu nedenle Türkiye uzun vadeli stratejiler benimsemek zorundadır. Bu stratejiler Cumhuriyet tarihinde bulunmaktadır. Bunlar Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Hatay’ın Türkiye’ye katılması ve Kıbrıs’ın bağımsız devlet haline getirilmesidir.

Türkiye’nin Yapması Gerekenler

Kuzey Irak ve Kuzey Suriye’de yapılacak olan referandum diplomatik olarak öncelikle reddedilmelidir. Eğer bu kabul ettirilemezse referandumdan önce uluslararası gözetim altında nüfus sayımı yapılarak etnik ve demografik yapının tespiti gerekmektedir. Daha sonra ise o bölgede yaşayan Türk ve Türkmen yapıların (Şii ve Sünni ayrımı yapılmaksızın) kültürel hakları, mülkiyet hakları, aile birliktelikleri, yaşam hakları, vb. konularda Türkiye garantörlük hakkı istemelidir. Keza kurulacak yeni yapıların anayasalarına bu hükümler konmalıdır. Demokrasi insan hakları, mülkiyet hakları, seçme ve seçilme hakları her fert için bulunmalı, Türkiye ile dost, tüm etnik ve dini yapıların korunduğu, barış içerisinde yaşadığı, demokrasiye dayanan yönetim anlayışına sahip, siyasal partilerin kurulabildiği, hür ve özgür mahkemelerin olduğu, eşitlik ilkesine dayanan bir yapıyı teşvik etmeli ve sağlamalıdır. Eğer bu isteklerimiz kabul edilmezse tüm ilişkiler kesilmeli ve gerekirse askeri olarak müdahale edilmelidir. Ancak bu yapılırken Türkiye’de bir karışıklık çıkması da engellenmelidir.
Bu öneriyi yapmamızın nedeni Hatay’ın Türkiye’ye katılma sürecindeki aşamalardır. Türkiye ve Fransa arasında yapılan, 1921 Ankara Anlaşmasının 7. maddesinde, Suriye’nin İskenderun Sancağındaki Türklerin garantörlüğü sağlanmasa idi, Türkiye 1939 yılında Hatay’ı anavatana dâhil edemezdi. Bu günkü Kuzey Irak sorunumuzun nedeni 1926 yılında Türkiye ile İngiltere arasında yapılan anlaşmaya, Türkiye ile Fransa arasında yapılan, 1921 Anlaşmasının 7. maddesi gibi bir madde konulamamasından kaynaklanmaktadır. Keza böyle bir madde konulamadığı gibi, görüşmeler yapılırken Şeyh Sait isyanı çıkartılarak Türkiye’nin eli zayıflatılmıştır. O süreçte Kuzey Irak’a askeri olarak müdahale edilememesinin en önemli nedeni ise kanaatimizce, Montrö Sözleşmesi yapılana kadar, İstanbul’da güvenliği sağlayacak Türk askerinin olmaması ve Boğazların uluslararası bir komisyonun gözetiminde bulunmasıdır. Dönemin, devlet yetkilileri ise Hatay sorununda aynı tezgâha gelmemiş ve Montrö sözleşmesini yaparak Boğazların güvenliğini sağlayıp, Hatay’ın anavatana katılma sürecini başlatmıştır.
Keza, Kıbrıs sorununda da Türkiye garantör ülke olmasa idi, Kıbrıs’a askeri müdahalede bulunamayacaktı. Ayrıca Türkiye garantör devlet olmasına rağmen, Kıbrıs barış harekâtı uluslararası kamuoyundan destek almamıştır. Bu durum Türkiye’ye karşı uluslararası aktörlerin ne kadar çifte standartlı olduğunu göstermektedir. Bu nedenle yapılacak her türlü faaliyetin detaylı olarak planlanması gerekmektedir.

Sonuç

Irak’ın kuzeyi ve Suriye’nin kuzeyi Türkiye için hayati bir önem taşımaktadır. Bu sadece petrol ve enerji meselesi olmayıp ülkenin beka ve güvenliği meselesidir. Bu bölge, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki güvenliğin sağlanması için yegâne öneme sahiptir. Aynı zamanda Suriye’de yaşayan 4 milyon, Irak’ta yaşayan 4 milyon civarındaki Türk ve Türkmen topluluğun, güvenliği, hakları ve Türkiye’ye kazandırılması ile de ilgilidir. Keza Irak’ın kuzeyindeki aşiret yapıları ve Suriye’nin kuzeyinde ki defacto PKK-KCK yapısı, bölge halkını temsil etmediği gibi, haklarını ve mücadelesini yaptıklarını söyledikleri Kürtlere, refah, mutluluk ve huzur getirmemişlerdir. Sadece ve sadece bu yapılar, Türkler ile Kürtleri karşı karşıya getirecek ve kardeşliğimizi bozmayı hedefleyecektir.

Bu aşamada bölgede yaşayan tüm etnik ve dini yapıların kaderleri bahsedilen, devlet dışı aktörlere bırakılamayacak kadar değerlidir.

Hamza Bulut

Yorumlar