Rus senatör: Türkiyenin Suriye’yi parçalamak gibi bir niyeti yok

ABD Dış ilişkiler Komitesi başkanı Ed Royce’un Ermeni soykırımı sevdası

Esrarkeş ve KGB Ajanı NATO’cu Jens Stoltenberg Türkiye’ye neden geldi?

Dərin” Devlət Bəy – Türkiyənin xilası üçün atılan böyük addımlar

İngiltere Türkiye arasına İsrail girdi ABD Türkiye’ye Rusya Ermenistan’a yakınlaştı!

Gündem 28 Temmuz 2017
311

Nedendir bilinmez Birleşik Krallık ile Türkiye arasında anlaşmazlık belirtileri gösteren bazı gelişmeler mevcut. Krize evrilme potansiyelindeki anlaşmazlık başlıklarını, Kıbrıs, Irak, Suriye, Filistin ve İsrail, 15 Temmuz darbesindeki Fetö inisiyafi son olarak ta Uluslararası Af örgütü üyelerinin Büyükada’da tutuklanmasıyla özetleyebiliriz. Kıbrıs konusunda İngiltere’nin çözüm istediğinden ben şüpheliyim. İngiltere adadaki askeri üslerinin hiçbir zaman tartışmaya açılmasını istemediği gibi Türk ve Rum toplumlarının Birleşik Kıbrıs çatısı altında bağımsız bir devlet projesine sıcak bakmıyor çünkü bu projenin başarılı olması durumunda adadaki askeri varlığının ve dolaylı egemenliğinin sona ereceğinin farkında. İngiltere Irak’ta Türkiye’nin Musul ve Kerkük politikalarının düşmanı, Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetiminin referandum kararı almasının, Sykes-Picot Antlaşmasıyla Irak petrolleri üzerinde elde ettiği imtiyaz hakkının feshinden korkuyor. Türkiye ise her ne kadar Irak’ın toprak bütünlüğünden dem vursa da, Referandumun gerçekleşmesi durumunda Sykes-Picot’la sağlanan İngiliz egemenliğinin tarihe karışacağını, önceki başbakan Ahmet Davutoğlu’nun ağzından “Biz Sykes-Picot’a meydan okumuştuk, ‘Biz Sykes-Picot’un bekçisi değiliz’ diye. Sykes-Picot kötü bir anlaşmaydı ve bizim ayağımızda bir prangadır. Bizi Ortadoğu’dan ayıran, Ortadoğu halklarını birbirinden ayıran anlaşmaydı” sözleriyle adeta davul zurnayla ilan etmişti. (1)

İngiltere ile Türkiye arasında soruna dönüşen Filistin ve İsrail faktörü hiçte tahmin ettiğiniz gibi değil. Neden mi? Çünkü İsrail’in varlığını Avrupa Birliği ülkeleri, ABD ve Rusya kendi çıkarları açısından değerlendiriyor. Vatikan ayrı Ortodoks alemi ayrı değerlendiriyor. Her ne kadar Mescid-i Aksa’da yaşanan gerilim, bu kutsal mabette ibadet etmek isteyen Müslümanlar ile onların ibadetlerin engelleyen İsrail güvenlik güçleri arasında çatışmaya yol açsa da asıl etkenlerin ve faillerin görünenden farklı. On yıl önce Gazze Şeridi açıklarında doğalgaz bulan Birleşik Krallık şirketleri ağızlarının suyu aka aka bölgeyi kulaçlıyor. İngilizler; British Gas BG tarafından keşfedilen Gaza Marine doğalgaz sahasını, Filistinlilerle işletmeyi planlıyor ve ama evdeki pazarlık çarşıya uymuyor bu plana da İsrail karşı çıkıyor. İngilizlerde Mescidi Aksa üzerinden İsrail’e saldırıyor ve ne yazık ki Filistinli Müslüman Arapları kendi çıkarları doğrultusunda kullanıyor.(2) Eğer doğruysa İngilizler Türklerden, Filistin sivil toplum kuruluşlarına nüfuz etmesini, bağlantılı oldukları dernek vakıf örgüt ne varsa onlar aracılığıyla Filistinlileri İsrail yönetimine karşı kışkırtmasını istiyor. Türkiye’nin bu beklentiyi boşa çıkardığı ortada.

İngiltere ile aramızdaki bir başka anlaşmazlık; İngilizlerin Fetö’yü terör örgütü kabul etmemesi. Hatta Ankara’da Londra’ya dönmez için şafak sayan İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi Richard Moore, İngiltere olarak Gülen grubunu terör örgütü olarak görmediklerini ancak 15 Temmuz darbe girişiminin ardında Fethullah Gülen hareketinin olduğunu bildiklerini söylemiş, aynı şekilde Suriye’deki PKK uzantısı PYD/YPG örgütüyle ilişkileri olduğunu açıklamış, ABD’den farklı olarak sadece bu örgüte silah vermediklerini belirtmişti. İngilizler bununla da kalmadı. İngiltere Parlamentosu’nun alt kanadı Avam Kamarasının Dış İlişkiler Komitesi ’15 Temmuz’u Gülen hareketinin yaptığı konusunda herkese açık, somut kanıtlar bulunmadığı’ tezini içeren raporu kamuoyuyla paylaştı ve raporda, İngiltere ile Türkiye’nin ikili ilişkilerinin taşıdığı potansiyelde vurgulandı. (3) İngilizlerin Türkiye’ye karşı tepkilerini gizlemedikleri bir diğer konu da, Büyükada’da insan hakları savunucularının gözaltına alınması. Milli Güvenlik Akademisi 59. Dönem mezunu, AK Parti Erzurum Milletvekili Orhan Deligöz; insan hakları savunucularının gözaltına alındığı toplantının ABD’nin CIA ve İngiltere’nin MI6 ajanları kontrolü ve güdümünde yapıldığını söylemesi dikkat çekiciydi. Orhan Deligöz Adalar’da toplam dört otelin bu gibi ajanlık faaliyetlerinde kullanıldığını, ayrıca yine Adalar’daki İngilizlere ait bazı villaların da aynı amaca hizmet ettiğini iddia etmişti.(4) İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi Richard Moore’ın, Uluslararası Af Örgütü’nün Londra’da kurulduğunu hatırlatıp tutuklananlara yönelik desteğini belirtmesi konunun İngilizler nezdindeki önemini oldukça iyi açıklıyor. (5)

Uluslararası Af Örgütü; dünyanın dört bir yanında 216 ülke ve bölgede faaliyet gösteren, 7 milyondan fazla insanın, herkesin insan haklarını kullanabilmesi için mücadele ettiği küresel bir hareket ve İngiliz istihbaratının kontrolünde. Uluslararası Af Örgütü Türkiye’nin kuruluşu, 1995 yılında İstanbul’daki Uluslararası Af Örgütü gönüllülerinin başlattığı inisiyatife dayanıyor. Gönüllü gruplar(!) tarafından yürütülen çalışma ve kampanyaların ardından, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi resmi olarak 2002 yılında kurulan, merkez ofisi İstanbul olan örgütün ayrıca Ankara’da, İnsan Hakları Eğitimi projesinin ve Mülteci Hakları kampanyasının yürütüldüğü bir ofisi bulunuyor.(6) Örgütün kurucuları Quakers/ Kuveykır (Dostların Dînî Derneği) adıyla bilinen mevcut Hıristiyan mezheplerinden ve tarikatlarından memnun olmayanlar tarafından 17. yüzyıl ortalarında İngiltere’nin kuzeybatısında ortaya çıkmış bir mezhebe mensup. Günümüzde Kuveykırlar, Hıristiyan ülkelerinde olduğu kadar, Hıristiyan olmayan ülkelerde de misyonerlik faaliyetinde bulunuyor. Sayıları gittikçe artma eğiliminde. ABD’de halen 150.000 Kuveykır vardır. ABD ‘nin dışında; İngiliz Dominyonları, Çin, Danimarka, Fransa, Almanya, Hollanda, Japonya, Hindistan, İsveç, Norveç, İsviçre vb. yerlerde de Kuveykırlar yaşıyor. Bu gün dünyada yaklaşık 300.000 kadar taraftarları mevcut.(7)

ABD Türkiye ilişkilerinde sorunlar öncelikle Suriye’de YPG’nin desteklenmesi ve Fetö terör örgütüne adı geçen ülkenin yardım ve yataklık yapmasından müteşekkil. Tüm anlaşmazlık görüntüsüne rağmen Trump yönetimi aslında Türkiye’yi karşısına almak istemiyor. Ankara’nın pek içselleştirmediği John Bass’ın Afganistan’da görevlendirilmek bahanesiyle geri çekilmesi aslında olası politika değişikliğinin işareti kabul edilebilir. Trump Türkiye’nin rahatsız olduğu John Bass’a bas git demekle yeni süreçte daha ılımlı ve Türkiye çıkarlarını gözeten bir Türkiye politikası izleyecek diye düşünüyorum.(8) Kulislere pek yansımayan söylentiye göre, yakın zamanda Ege’de bir Yunan adasında Türk ve Amerikan üst düzey yetkililerin bir araya geldikleri, anlaşmazlık konularının masaya yatırıldığı belirtiliyor. Şeytan ayrıda gizli derler, aynen öyle. Amerikalılar Fetöyü iade etmek istediklerini, ancak öncelikle Türk makamlarının bazı düzenlemelerle KHK ile ihraç edilenlere yönelik mağduriyetlerin giderilmesi için idari ve adli çalışmanın yapılmasını gündeme getirmişler. Hatta sıkı durun başkanlık seçimlerinden önce FETÖ’nün iadesini sağlayıp mevcut Cumhurbaşkanının daha güçlü şekilde başkan olmasının önünü açmak istiyorlarmış. Bu söylentinin doğruluk derecesi tahkike muhtaç olmakla birlikte başka versiyonu da var. Başkanlık seçimi öncesinde siyasi ve ekonomik kriz çıkartıp azınlık hükümeti kurdurmak ve azınlık hükümetine FETÖyü teslim etmek. Bu senaryoyu yazanların, Ecevit’in azınlık hükümetini ve Apo’nun Kenya’da paketlenip Türkiye’ye getirilmesi sonrasında yapılan seçimlerde DSP ve MHP oylarının tavan yapmasını örnek gösterdikleri söyleniyor. Bence birincisi daha akla yatkın.

Tüm bu olup bitenlerin Rusların gözünden kaçması mümkün mü? Rusların Ermenistan üzerinden mesajı gecikmedi. Rusya Federasyonu ve Ermenistan Cumhuriyeti arasında, 30 Kasım 2016 tarihinde Moskova’da imzalanan ortak ordu grubunun kurulmasına dair anlaşma onaylandı. Daha önce anlaşma Rusya parlamentosunun üst kanadı Federasyon Konseyi tarafından onaylanmıştı. Kafkasya bölgesinde tarafların askeri güvenliğini sağlama amacını taşıyan anlaşmada, ortak ordu grubunun temel görevinin, Rusya veya Ermenistan’a silahlı saldırıyı (Türkiye ve Azerbaycan) ‘tek komuta, tek fikir ve tek plana göre’ püskürtmek olduğu belirtiliyor.(9)

Bakınız:

1- 26 Ekim 2015 / http://www.haberturk.com/gundem/haber/1144771-basbakan-davutoglu-nihai-darbeyi-turkiyeye-vurmak-istiyorlar#
2- 26 Temmuz 2017/ http://www.kafkassam.com/mescidi-aksa-kavgasinin-bilinmeyenleri-abd-kudusu-israilin-baskenti-kabul-etmiyor-mu.html
3- http://www.gazeteduvar.com.tr/dunya/2017/03/25/ingiliz-raporuna-ilk-tepki/
4- 13.07.2017/ https://tr.sputniknews.com/columnists/201707131029264769-orhan-deligoz-ingiliz-amerikan-ajanlari-buyukadada/
5- 23 Temmuz 2017/ http://www.hurriyet.com.tr/ingiliz-buyukelciden-onemli-aciklamalar-40528472
6- https://www.amnesty.org.tr/icerik/turkiye-subesi-direktoru
7- http://www.dunyadinleri.com/kuveykir.html
8- 24 Temmuz 2017/ http://www.kafkassam.com/abd-ve-ingiltere-turkiye-istasyon-seflerini-degistiriyor.html
9- https://tr.sputniknews.com/rusya/201707261029445685-putinden-ermenistanla-ortak-orduya-onay/

Ömür Çelikdönmez
Twitter:@oc32oc39
omurcelikdonmez@hotmail.com

Yorumlar