Amerikalılar ve Ruslar Afrin’de PYD’yi Türk ordusunun önüne attı!

Almanya’da İranlı 10 Ajana Yönelik Büyük Operasyon

Türkiyə düyməyə basıb

Rus senatör: Dünya kamuoyu ABD’nin Suriye planlarına engel olmalı

HÜSEYİNZADE ALİ (1864-1940) VE TÜRK DÜŞÜNCESİ AÇISINDAN ÖNEMİ

Azerbaycan 22 Şubat 2017
771

Yirminci asır Türk düşüncesinin önde gelen fikir adamlarından birisi olan Hüseyinzade Ali (1864-1940), bilhassa çok yönlülüğü ile tebarüz etmiş bir düşünürdür. O, sadece bir mütefekkir değil, aynı zamanda bir bilim adamı, şair, siyaset ahlâkçısı, ressam ve en önemlisi bir hareket adamıdır. Yirminci asrın başlarındaki birçok fikirdaşları gibi o da Türk dünyasında dilde, fikirde ve işte birliğe önem vermiş ve bu uğurda çok önemli gayretler göstermiştir.
24 Şubat (8 Mart) 1864’te Azerbaycan’ın Salyan şehrinde doğmuştur. Baba ve anne tarafından yüksek dini eğitime sahip bir ailenin çocuğu olarak doğmuş ve bu durum elbette düşüncesine de yansımıştır. Babası Molla Hüseyn Hüseynzade, annesi Hatice Hanım ise Kafkas Şeyhülislamı Ahund Ahmed Salyani’nin kızıdır. Küçük yaşta iken annesini kaybetmiş ve bu yüzden babası onu yanına alarak kayınbabasının, yani Kafkas Şeyhülislamı Ahund Ahmet’in yanına Tiflis’e göçmüştür. Daha sonraları babasını da kaybeden Hüseyinzade Ali, Şeyhülislam olan dedesi ve ninesinin himayesinde eğitim görmüştür. İlköğrenimini Şeyhülislam’ın başında olduğu dini idarenin ilkokulunda alan (1871-1875) Hüseyinzade Ali, daha sonra orta ve lise düzeyindeki eğitimini Tiflis’te bulunan Gimnazya’da (1875-1885) tamamlamıştır. Burada başta Rusça olmak üzere; Yunanca, Latince, Fransızca ve Almanca öğrendiği belirtilmektedir. Daha küçük yaşlarda iken dedesinin Türk diline ve şiirine hayranlığı onda milli dile olan düşkünlüğü ortaya çıkarmış ve adeta onun karakterini oluşturmuştur. Bunun dışında meşhur Azerbaycanlı Türkçü düşünür Mirza Fethali Ahundzade’nin düşüncelerinden de etkilendiği bilinmektedir .
Hüseyinzade Ali, Tiflis’teki eğitiminin ardından St. Petersburg’a gitmiş ve hep tıp eğitimi olmak arzusunu taşısa da ilk olarak Fizik-Matematik Fakültesi’ni (1885-1889) bitirmiştir. Öğrenciliği sırasında Rusya’da her geçen gün artan siyasi ve ideolojik tartışmaların da içine girmiş ve özellikle Çarlık rejimi karşıtı hareketlerin ve ideolojilerin tesiri ve nihayet burada okuyan Türk dünyasından gelen bazı öğrencilerle teması onun millet ve milliyetçilik düşüncesini iyice pekiştirmesine vesile olmuştur. Bu tesirler arasında, St. Petersburg’daki öğrenciliği sırasında Şark Dilleri Fakültesi’nin derslerini takip etmesinin de rolü vardır .
Hüseyinzade Ali, 1890’da Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye’ye girdi ve 1895’te de mezun oldu. 1900 yılında da Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye’de deri ve frengi hastalıkları alanında yardımcı hoca olarak tayin edildi. Öğrenciliğinde ve sonrasında İttihat ve Terakki Cemiyeti ile yakın temasa geçti ve Rusya’daki muhalefet tecrübelerini burada hayata geçirmeye çalışmış, ancak bir müddet sonra II. Abdülhamit aleyhtarlığı sebebiyle başına bir şey gelmesinden çekinerek 1903 Temmuz’unda Azerbaycan’a dönmüştür. Esas Türkçülük faaliyetine yoğun bir şekilde başladığı dönem de bu dönem olmuştur. Döner dönmez bölgedeki Türklerin tek gazetesi olan ve Rusça basılan Zeynelabidin Tagıyev’in sahibi olduğu Kaspi’de yazmaya başladı. Gazetenin başmuharriri Ali Merdan Topçubaşı idi.
Hüseyinzade, bu dönemde Yusuf Akçura’nın Mısır’daki Türk gazetesinde yayımlanan meşhur Üç Tarz-ı Siyaset’ine de kısa bir değerlendirme yazmış ve bu yazısı 1904’de aynı gazetede “Mektub-ı Mahsus” adıyla yayımlanmıştır. Çok kısa bir yazı olmasına rağmen bu satırlar, onun temel görüşlerinin bir özeti mahiyetinde ve sentezci anlayışını yansıtan bir karakterdedir. O bu yazısını, “A. Turani” müstear ismiyle yayımlamıştır. Hüseyinzade Ali, yazısında, Akçura’nın Osmanlı devletinin takip etmesi gereken Türkçülük ve İslamcılık siyasetinden hangisini takip etmek gerektiği ile ilgili tartışmasını ve buna dair yazılan yazıları sentezleyerek, Müslümanların ve Türklerin her nerede olursa olsun birbirini sevme ve tanıma esasına dayalı bir sosyal ve kültürel birlik şuuru taşımasını, mezhep taassubunu dışlayarak Kur’an’ı anlamaya dayalı bir manevi birliği oluşturmasını Türk ve İslam aleminin güçlenmesinin, terakkisinin ve geleceğin büyük medeniyetini kurmasının temel şartı olarak görmüştür. Hüseyinzade Ali, bu anlamdaki bir Panislamizm ve Pantürkizm’e taraftar olduğunu kendisi yazısının sonuna ilave ettiği şu şiirde de ifade etmektedir:
“Sizlersiniz ey kavm-i Macar bizlere ihvan,
Ecdadımızın müştereken menşe-i Turan,
Bir dindeyiz biz hepimiz Hakperestân,
Mümkün mü ayırsın bizi İncil ile Kur’an.
Çingizleri titretti şu âfâk-ı serâser,
Teymurları hükmetti şehinşahlara yekser,
Fâtihlerine geçti bütün kişver-i kayser.”
Tıpkı Osmanlı son dönem Türkçülerinin çoğu gibi Hüseyinzade de Türklük ve İslamlığı asla birbirinden ayırmamış ve hatta bugün bile hâlâ kurtulamadığımız mezhep taassubundan sıyrılmamız gerektiğini savunmuştur. Ondaki ufuk genişliği, tarih ve millet şuurunun şumûlü ise maalesef İstanbul’daki Türkçü aydınlarda görülmemektedir. Onu Cengiz’den ve Timur’dan bahsettiği bu dönemde İstanbul’daki aydınlar daha çok İstanbul ve Osmanlı tarihi merkezli düşünüyorlardı.
Rusya’da siyasi şartların değişmesi ve nihayetinde Çarlık rejiminin Meşrutiyeti ilanı sayesinde oluşan kısmi özgürlük üzerine Rusya esaretinde yaşayan Türk coğrafyasının her yerinde olduğu gibi Azerbaycan’da da Türkler kendi dillerinde gazete çıkarmaya başladılar ve ilk olarak Hayat gazetesini neşrettiler. Aslında bu gazeteden çok önce yine Türkçe olan ve Hasan Bey Zerdabi’nin çıkardığı Ekinci gazetesi 22 Temmuz 1875’te yayımlanmış ve 1877’de kapatılmıştı. Bu tarih halen Azerbaycan’da Milli Basın Günü olarak kutlanmaktadır. Hüseyinzade Ali, 1905 Haziran’ında Bakü’de neşredilmeye başlanan Hayat gazetesinin iki redaktöründen (başmuharririnden) birisi olmuştur. Diğeri ise Ahmet Ağaoğlu’dur. Gazetenin imtiyaz sahibi ise yine meşhur zenginlerden ve hayırseverlerinden Hacı Zeynelabidin Tagıyev (ö. 1924)’dir. Kırım, Kazan bölgeleri ve Kafkasya’daki meşhur Türk aydınlarının yazılarını yayımladığı bu gazete, kapatıldığı 1906 Eylül’üne kadar toplamda 325 sayı çıkmıştır. Rusya ve Kafkasya Türklerinin milli ve manevi uyanışında çok önemli roller üstlenen bu gazetede Hüseyinzade Ali de önemli yazılar kaleme almıştır. Gazetenin başmuharrirleri daha başlangıçta gazetenin çizgisinin Türk ve Müslüman toplumun önce tedrici ve itidalli ilerlemesi (terakki), sonra da kültürel ve manevi birliği (ittihad) olacağını ilan etmişlerdir. Hüseyinzade Ali, daha Hayat’ın ilk sayısına yazdığı “Gazetemizin Mesleği” adlı yazıda; zaten canlı ve şuurlu bir bütün olan milletin hayatının hakiki manasına hizmet edeceklerini ve bunu yaparken de asla orta yoldan, itidalden ayrılmayacaklarını söylemekte ve İslam dininin hakikatine vakıf olamayarak her yeniliğe karşı çıkan muhafazakârlar benzeri davranmayacakları gibi yine İslam’ın medeniyete ve ilerlemeye müsait olmadığını iddia eden deist, materyalist ve komünist gruplar gibi de asla olmayacaklarını dile getirmektedir .
Hüseyinzade Ali, yazısından da anlaşılacağı üzere, tıpkı İsmail Gaspıralı gibi, Türklük ve İslam dünyasının ilmi ve fikri gelişimine çalışmış ve bunu da özellikle siyasi birlik kurma vb. hayallere kapılmadan Rusya faktörünü göz önünde bulundurarak gerçekçi bir şekilde ortaya çıkarma gayretinde olacaklarını ifade etmektedir. Onun bu yazısında da bundan sonraki hayatında da en çok üzerinde durduğu husus, Türk ve Müslüman milletlerin ilmî, kültürel, sosyal ve iktisâdî kalkınmasını gerçekleştirmesidir. O, bunun, dönemin şartları icabı, önce bu milletlerin kendi dillerinde kendi kültürel bilinçlerine ermeleri, özgür olmaları ve kendi ayakları üzerinde durmaları sayesinde gerçekleşebileceğine inanmaktadır. Bunun en temel çaresini de; ilim ve hüner sahibi olmakta, çağın gerçeklerini yakalamakta, hikmet-i İslam’ı çok iyi anlayıp ahlâkı güzelleştirmekte görmektedir .
Hüseyinzade Ali’nin günümüz için bile hayati öneme haiz bir yönüne daha dikkat çekmek gereklidir. O, Hayat’ın 7. Sayısına yazmış olduğu bir makalesinde ortak dile önem vermenin gerekliliği üzerinde durmaktadır. Daha Salyan ve Tiflis’teki eğitim yıllarında bir Türkçe sevdalısı olarak yetişen Hüseyinzade Ali, dönemin sadece İstanbul Türkçesi’ni merkeze alarak dilde sadeleşmeden yana tavır koyan Osmanlı aydınlarından farklı bir şekilde, İsmail Gaspıralı’nın Tercüman’ının, Kazan bölgesinde yayımlanan Vakıt ve Şura’nın çizgisini takip etmiş ve İstanbul Türkçesi’ni yine merkeze almakla birlikte, Türk dünyasının bütün lehçelerini göz önünde bulundurmaya çalışan bir ortak dil kullanmaya özen göstermiştir. O, Türk ve İslam milletlerinin kültürel ve manevi birliğini dikkate alarak Arapça ve Farsça kelimeler ve ıstılahlardan faydalanmanın yabancı kelimeler kullanmaya tercih edilmesini de istemiştir. Çünkü ona göre bu dillerle dini, kültürel, tarihi ve edebî bağlantıları söz konusudur. O, buna örnekler de vermektedir; kapitalist, ekonomiya, presssa ve direktör kelimelerinin yerine sermayedar, iktisat, matbuat ve müdür kelimelerinin daha uygun olacağını savunmaktadır . Arapça ve Farsça’dan kaideler alınamayacağını sadece kelime almayı savunmuştur. (Ziya Gökalp ise, her millet terimlerini kendi din kitabından alır diyerek daha çok Arapça’yı tercih etmiştir.) Hilmi Ziya Ülken, her iki düşünürün görüşlerinin çok gerçekçi olmadığını, çünkü yeni ilim ve tekniğe ait terimlerin çağdaş medeniyetten ya olduğu gibi alınmasının veya bulunduğu ölçüde kendi dilimizden karşılığının bulunmasının gerekliliğinden söz açmaktadır. Hüseyinzade Ali, bununla bağlantılı olarak Türk dillerinin ortak bir edebi dil niteliği kazanması için yazının fonetik değil etimolojik esasa göre yazılmasını savunmuş ve aksi bir durumun Türk lehçe ve şivelerinin birbirinden ayrılmasına yol açabileceğine dair uyarılarda bulunmuştur .
Esasında oldukça haklı olan bu görüş, büyük oranda Ziya Gökalp ve diğer Türkçüler tarafından da savunulmuş olsa bile, Osmanlı Türkçülerinin ortak bir dil kaygısı pek fazla olmamıştır. Osmanlı Türkçüleri, sadece Şimal Türklüğünün dilinden faydalanmayı istemişler, diğerlerini göz ardı etmişlerdir.
Hayat gazetesinin Rus idaresi tarafından kısa bir süre sonra kapatılması üzerine Hüseyinzade Ali, yine Hacı Zeynelabidin Tagıyev’in sahipliğinde Füyûzât dergisini Bakü’de 1 Kasım 1906’da çıkarmıştır. 1 Kasım 1907’ye kadar çıkan dergi toplam 32 sayı çıktıktan sonra Sultan Abdülhamit aleyhine çıkan bir yazıdan dolayı Sultan Abdülhamit’in isteği üzerine Hacı Zeynelabidin Tagıyev’in kendisi tarafından kapatılmıştır . Hüseyinzade Ali, bu kez yayımlamış olduğu dergiye İstanbul’dan; Abdullah Cevdet, Ahmet Kemal, Abdülhak Hamit Tarhan gibi isimleri de eklemiş ve daha zengin bir Türk dünyası kadrosuyla ortaya çıkmıştır. Hayat gazetesini Füyûzât dergisinin anası olarak gören Hüseyinzade Ali, Füyûzât’ta da Türkleşmek, İslamlaşmak ve Muasırlaşmak temel ülküsü etrafında görüşler belirtmekle kalmamakta, aynı zamanda mezhep taassubundan kurtulmayı, birlik ve beraberlik şuurunu, diğer Türk şivelerinden de kelimeler alan İstanbul Türkçesi merkezli bir ortak dil anlayışını devamlı olarak işlemeye devam etmektedir . Buradan hareketle Hüseyinzade Ali’nin Türk dünyası lehçelerinden de kelimeler alan İstanbul Türkçesi merkezli ortak edebî bir dilin bütün Türkler arasında, bilhassa da Azerbaycan ve Kafkasya’da yayılmasında önemli bir etkisi olduğu kabul edilmelidir.
Hüseyinzade Ali, her ne kadar çıkardığı bu dergide dil birliğini savunmuşsa da sadeleşme derginin dilinde çok gözükmemiştir. Nitekim, Füyûzât’ın ilk sayısı çıktığında bunu dikkatle tetkik edenlerden birisi olan İsmail Gaspıralı da dergiye bu eleştiriyi getirmiştir. O, derginin 4. Sayısına yazdığı ve dergide de yayımlanan mektubunda dilinin biraz daha sadeleşmesi gerektiği üzerinde durmaktadır. Kırımlı Cafer Seydahmet de, aynı kanaati paylaşarak, Rusya Türkleri arasında milliyetçilik hareketlerinin güçlenmesinde önemli bir katkısı olan derginin sadeleşmeye çok fazla önem vermediği düşüncesindedir. Ona göre Azerbaycan’da bundan sonraki matbuatta sadeleşmeye daha çok önem verilmiştir . Aslında yıllar sonra bu hatasını 1926’da geldiği Bakü’de Azerbaycan Edebiyat Cemiyeti’ndeki konuşmasında kendisi de itiraf etmektedir. O, buradaki konuşmasında; “Hata ederek zannetmiştim ki, doğrudan doğruya yüksek şeylere müracaat etmek kâfidir. Hayır! Evvelce aşağılara inmek lazım idi. Bunu benden sonrakiler ettiler… Evvelce halka, kentliye, fehleye, umumiyetle büyük kütleye kadar inmek sonra bunlarla beraber yükselmeye çalışmak lazımdır” demektedir. Hüseyinzade Ali, burada da görüldüğü gibi halkın anlayışını, kültürünü ve eğitim düzeyini yükseltmenin yolunun onları seviyesine inmekle gerçekleşeceğine inandığını belirterek geç de olsa İsmail Gaspıralı’nın bu konudaki fikrine tam destek vermektedir.
Hüseyinzade Ali, İrşad, Terakki, Hakikat, Türk Yurdu vb. birçok dergide yazılar yazarak fikrî mücadelesine devam etmiş, bununla da kalmayarak derneklere, siyasi toplantılara ve hayır cemiyetlerine iştirak etmiştir. Bu cümleden olarak o, Nijni Novgorod’da 1905’te gerçekleşen I. Rusya Müslümanları Kongresi’ne katılmıştır . 1908’de tekrar İstanbul’a dönen Hüseyinzade Ali, doktorluk mesleğinin yanında İttihat ve Terakki üyeliği yapmış, Türk Ocağı ve Türk Yurdu dergisi gibi milliyetçi kuruluşlara destek vermiştir. Bunların dışında, Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı’nda Hilal-i Ahmer’de yaralıların ve hastaların tedavisinde gönüllü olarak çalışmış ve birçok dernekte aktif görevler almıştır. Hilmi Ziya Ülken, onun 1926’da Bakû’da toplanan I. Türkoloji Kongresi’ne gönderilen Türkiye heyetinde Fuat Köprülü ile yer aldığını ve burada tuttuğu birkaç defterden ibaret notlarının kendisinde olduğunu yazmaktadır . Ancak bunlar günümüze kadar halen tam olarak yayımlanmamıştır.
1940’ta İstanbul’da vefat eden Hüseyinzade Ali’nin en önemli çalışmaları gazete ve dergilerde yazdığı makalelerdir. Bunlar arasında en dikkat çekici olanlar; Hayat’ta 1905’te yayımlanan “Türkler Kimdir ve Kimlerden İbarettir” yazı dizisi, yine aynı gazetede 1905-1906’da seri olarak neşrettiği Çehov’un eserinden adapte ederek İstanbul’un istibdat günlerini anlattığı “Gılaf ve Mahfaza Kulu”, Terakki’de 1909’da yayımladığı “Yazımız, Dilimiz, İkinci İlimiz” yazısı ile İrşad, Terakki ve Hakikat’te neşredilen “Siyaset-i Fürûset” adlı çalışmalarıdır. Bunlar dışında tıpla ilgili çalışmaları da olmuştur .
Hüseyinzade Ali, yazdığı makaleler ve eserlerde güçlü bir tenkit kabiliyeti göstermekte ve sentezci kişiliği ile öne çıkmaktadır. O, hem klasik hem de modern eğitimi birarada aldığından, yazdığı makalelerde Türklük ve İslamlığı hep yanyana zikretmiş, bunu yenileşme, muasırlaşma anlayışıyla yoğurmayı bilmiş ve Türkçülerin bazılarının çizdiği aşırı modernleşmeci tarz yerine uzlaştırmacı bir tarzı benimsemiştir. Nitekim Hilmi Ziya Ülken, onu, bu fikrî yaklaşımlarından dolayı, “son yarım yüzyıllık fikir tarihimizin önderlerinden” saymaktadır . Onun bu çizgisini felsefi yaklaşımlarında da görmek mümkündür. O, akılcı ve sezgici bir yaklaşımı birlikte savunmuştur. Ülken, Hüseyinzade’nin Durkheim ve Bergson’un birbirini tamamlayan iki düşünür oldukların inandığını, hatta kendi görüşlerinin Bergson’a daha yakın olduğunu kendisine bizzat aktardığını ifade etmektedir. Çünkü, Hüseyinzade Ali açısından bütün varlığı anlamak için ikisinden de vazgeçmemek, ikisini uzlaştırmak gereklidir. Türklerin Doğu ile Batı arasındaki köprü olan rolüne değinen Hüseyinzade Ali, klasik medeniyetin temelini de sadece Batı’da görmemekte, Doğu-Batı sentezini istemektedir.
Türk dünyasının uyanışını her zaman Türkiye merkezli olarak düşünen Hüseyinzade Ali, Ali Suavi ile zayıf da olsa başlayan başlayan Türkleşme İslamlaşma ve modernleşme arasındaki uzlaşmayı oldukça ileri bir seviyeye götürmüş, adeta temel bir düstur haline getirmiştir. Meşrutiyet, istibdad, sosyalizm ve milliyet gibi konuları farklı yönlerden de işleyen Hüseyinzade Ali, Türk dünyasında bilim ve iktisadın önemini çok iyi kavramıştır. O, Berlin’de Ocak 1916’da toplanan Türk Kavimleri Kongresi’nde Türk halklarının haklarını savunan bir rapor okumuş ve bu raporda, iktisadi güçlenmenin Türk dünyasında dini ve milli şahsiyeti muhafaza etmede büyük etken olduğuna işaret etmiştir. Rusların da bu durumu iyi bildiğine işaret eden Hüseyinzade Ali, Türklerin iktisadi durumlarının onların milli kimliklerini korumada en temel faktör olduğunu bilen Rusların bunu engellemek için ellerinden geleni yaptıklarını da ifade etmiştir. İlginç bir şekilde orta sınıfı olan bir toplumun milli ve dini şahsiyetini daha iyi koruyabileceğini savunan Hüseyinzade, Bakü, Simbirsk, Kazan, Saratov ve Orenburg gibi şehirlerdeki endüstriyel gelişimi Tatar baylarının ortaya çıkışını, Azerbaycan’daki zenginleşmeyi ve nihayet bunların neticesinde ortaya çıkan ceditçilik hareketini buna delil olarak göstermektedir. Böylece o, iktisadi gelişim ile dini ve milli yenileşme arasında da bir bağlantı kurmuş olmaktadır. O, raporunda nüfus, istatistik ve Rusların emperyalizm ve misyonerlik faaliyetlerine de ehemmiyet vermekte ve milli ve manevi birlik şuurundan ayrılmış olan Türk topluluklarının asimilasyona daha çok uğradıklarını iddia etmektedir. Doğum, evlenme, boşanma ve ölüm gibi sosyal durumlarla ilgili istatistiksel bilgilere sahip olmanın önemine de değinen Hüseyinzade, bunların bilinmesinin milli ve dini kimliği korumadaki etkisini dile getirmeye çalışmakta, Müslüman Türklerin sağlık ve temizlik şartlarına daha fazla riayet etmelerinin nüfusu olumlu yönde etkilediğini de vurgulamaktadır .
Hüseyinzade Ali’nin sosyalist görüşe yakınlığı ile ilgili bazı yaklaşımları yanlış anlaşılmıştır. O, zaman zaman sosyalizmden bahsetmektedir. Ancak bunu tamamen kendi milli ve manevi ülküsü çerçevesinde ve stratejik bazı gerekçelerle yapmaktadır. Türkler ve Müslümanların milli ve manevi bağımsızlığına destek anlamında bir kapı aralayabilir miyim düşüncesi, emperyalizm karşıtlığından ve emperyalizme yönelik şiddetli eleştirilerinden dolayı onu sosyalistlerle yakınlaşma ihtiyacı duymaya itmiştir. Bunun dışında St. Petersburg’daki üniversite eğitimi sırasında istibdat karşıtı ve emperyalizm tenkitçisi sosyalistlerin tavırlarından etkilendiği bir gerçektir. Ama bu tavır, milli ve manevi değerleri ve sermayeyi dışladığını göstermemektedir. Aksine o, zenginleşmeyi, sanayileşmeyi savunmuş ve bunun milli ve dini kimliğe katkısını dile getirmiştir. Bununla da kalmamış, Adam Smith’i Milletlerin Zenginliği (Servet-i Milel) kitabını tercüme etmiş, ancak basılmadan kalmıştır. 14 Ağustos 1917’de Stockholm’de katıldığı Milletlerarası Sosyalist Konferansı’nda sunduğu tebliğ de bu görüşümüzü desteklemektedir. Bu kongrede sosyalistlerin de kapitalist ve emperyalist anlayışın önyargılarından kurtulamadıklarını Türk ve Müslüman düşmanlığının bu önyargının en başında geldiğini savunmuştur . Bu cümleler gerçekten çok önemlidir. O bununla Türkofobi-İslamofobi (Türklerden ürkme-Müslümanlardan ürkme) gibi halen etkili olan çok önemli bir konuyu gündeme getirmekte ve aslında sosyalistlerin de Türk ve Müslümanlar söz konusu olduğunda, bir yönüyle, emperyalist anlayışa hizmet ettiklerini ortaya koymaktadır. Nitekim yukarıda bahsettiğimiz gibi, bir yıl önce Berlin’deki kongrede sunduğu tebliğde Rusların Bizans’tan aldığı bir alışkanlığın devamı olarak kendi kültürlerini yayarken başka milli kültürleri yok saydıklarını söylemesi bu görüşümüzün ispatı sadedindedir. O, yine bizim görüşümüzü destekler mahiyette, Berlin’deki tebliğinde, Rusya’daki sosyalist eğilimli genç Türk yazar ve gazetecilerin İttihat ve Terakki çizgisindeki bir milliyetçiliğe daha yakın olduğu tespitinde de bulunmaktadır.
Hüseyinzade Ali’nin en önemli özelliklerinden birisi, fikirlerini mizahlı tenkit metoduyla yazdığı eserlerle bizlere aktarmasıdır. Bu konudaki dikkat çekici eserlerinden birisi Sultan Abdülhamit’in istibdadını mizahi bir şekilde eleştirdiği Abd-i Gılaf ve Mahfaza adlı hikayesidir. O, 1905-1906 yıllarında Hayat’ta neşredilen bu mizahi ve sembolik eserde baskıcı ve inzivacı insan tiplerinin toplumu ne hale getirdiklerini ve hatta insanlıktan çıktıklarını anlatmaya çalışmaktadır. Daha hikayenin başında Abdullah Cevdet ve Mevlana’dan aldığı beyitlerde ortalıkta insan diye gezen birtakım canlıların sadece bir görüntü ve kılıftan ibaret olduklarını anlatmaya çalışmış ve adeta hikayenin ana fikrini vermiştir. Hikayenin ana karakterlerinden birisi Abdülkadim Râkid Efendi’dir. İsminin manası Kadim’in kulu, yani eskinin kulu durgun, hareketsiz insan anlamındadır. Hüseyinzade Ali, bununla II. Abdülhamit döneminin her şeye şüpheyle yaklaşan, her şeyi yasaklayan, bütün fikri tartışmaların ve yeniliklerin ancak Sultan’ın kendisi tarafından yapılabileceğine inanan bir yapı arzettiğini ve bu durumun da insanları adeta canlı canlı tabuta veya bir kılıfa sokarak muhafaza etmeye yol açtığını anlatmaktadır. Diğer bir ana karakter ise, Abdülittihad Kemal Efendi’dir. İsminden de anlaşılacağı üzere İttihatçıları veya hürriyet taraftarlarını temsil etmektedir. Hüseyinzade Ali, bu hikayeyle sadece II. Abdülhamit’in yaptıkları nezdinde kendisini değil aslında esas olarak bu dönemde oluşan insan tipini eleştirmektedir. Çünkü ona göre, baskıcı toplumlarda Abdülkadim Rakid tipinde adamlar her zaman çıkacaktır, en büyük problem ise bu tür insanların sayısının artmasıdır. Onun hikayeyle ortaya koyduğu “kılıf” kavramı bunu ifade etmektedir, bu şekilde “kılıf” ardına saklanarak kendini bir çeşit tabuta koyanlar, kendi kimliğini, şahsiyetini ortaya koyamayan insanlardır, bu da maddi ve manevi terakkinin en birinci engelidir. Hatta bununla da yetinmeyen Hüseyinzade Ali, “kılıf” kavramını daha da genişleterek yapılan baskılara, zulümlere, haksızlıklara sessiz kalıp ekmek parası, makam ve mevki için açıkça fikrini söylememek de bir çeşit “kılıf”a bürünmektir. Bu yönüyle “kılıfa bürünmek”, münafıklık veya iki yüzlülükle de eşit anlamlıdır. O halde ona göre, “kılıfa bürünenler”, hürriyet ve medeniyet düşmanlarıdır. Bütün bu olumsuzluklara rağmen her zaman umudunu koruyan Hüseyinzade Ali, hikayesini daha önceden Türk gazetesinde yayımladığı “Terâne-i Seher” adlı şiiriyle bitirmektedir. Şiirin ilk kıtası şu şekildedir:
“Zulmet-i şer bulsa da bir dem zafer,
Perteve hükmetse de zulmet eğer,
Sönse de envâr-ı kemâl-i hüner,
Gam yeme, sabret, bu da yahu, geçer!”
Son olarak Hüseyinzade Ali’nin yine siyasi fikirlerine yer verdiği bir eserinden bahsetmek gereklidir. Bu eser, onun en hacimli eserlerinden birisi olan Siyaset-i Furûset adlı bir çalışmadır . O, bu eserinde bir Doğu- Batı karşılaştırması yapmakta Türk, İran ve Rus tarihinden belirli tarihi kişilikler üzerinden siyasetten ne anlaşılması gerektiğini irdelemektedir. Esere verdiği ismin Rus siyaseti açısından “atları ölünceye kadar kamçılamak ve kırbaçlamak” manasına geldiğini ancak Doğu’nun bu kelimeye “memleket idaresi ve hikmet-i hükümet”, yani yönetim felsefesi anlamı verdiğini de ifade etmektedir. Hüseyinzade Ali,bu eserinde, tıpkı Gaspıralı İsmail Bey gibi, Rus siyasetinin cehalet, düşmanlık, karşıt kültürleri tanımama ve onları yok etme temeline dayandığını, bunun da Bizans’tan miras alındığını vurgulamaktadır. Yine bir Rus yazar ve gazeteci Doroşeviç (ö. 1922)’in Russkogo Slovo adlı gazetede yazdığı eleştirel bir makaleden ilhamla kaleme alınan bu çalışma, bir edebi eser olmanın yanında tarihin çeşitli dönemlerine atıfla devrin siyaset anlayışı hakkında önemli değerlendirmeleri barındırmaktadır. Hüseyinzade Ali, Çarlık Rusyasının Osmanlı Türkiye’si ve İran’da yürüttüğü emperyalist siyasetini tenkit etmekte ve bu eleştirilerini özellikle Panslavist olmanın yanında aşırı derecede muhafazakar olarak nitelediği “hakiki Rus ittifakı” sembolik ifadesi üzerinden yürütmektedir. O, çalışmasında, İran’daki Türk Safeviler ve Kaçar hanedanı hakkında tarihi bilgiler üzerinden eleştirel değerlendirmelerde bulunmakta ve son dönemdeki mutlakiyetçi anlayışla inkılapçı anlayışın mücadelesi ile ilgili de çeşitli bilgiler vermektedir. Hüseyinzade’nin bu çalışmasında verdiği ana mesajlardan biri de, kendisi de bir ilim olan siyasetin tarih, coğrafya, psikoloji, matematik, geometri, harp sanatı ve felsefe ile yakın ilişkisi olduğunu vurgulamaktır. O, diğer çalışmalarında olduğu gibi burada da Safeviler ve Osmanlılar çatışması üzerinden mezhep kavgasına, yani Sünni-Şii kavgasına değinmekte, bunun zararlarından bahsetmekte ve bunu “İslam’ı manen taksim etmek” olarak görmüştür.
Hüseyinzade Ali, hayatı boyunca milli ve manevi değerlerin korunması, ana dili geliştirilmesi, Batı medeniyetinin ve modernleşmenin gereklerinin iyi algılanması ve bunun için de ilme önem verilmesi yolunda önemli çabalar sarfetmiştir. Onun idealist kişiliği sadece teorik değerlendirmelerde bulunmayı değil sahaya inmeyi de gerekli görmüş ve birçok dernek ve hayır kurumunda ciddi faaliyetler göstermiştir. Avrupa ve kendi medeniyetine nüfuzu onun dünyanın gidişatını iyi okumasına yardımcı olmuştur. Türkleşme, İslamlaşma ve Muasırlaşmayı ilk kez mükemmel, tutarlı ve etkili bir şekilde yorumlayarak dönemindeki birçok aydını ve kendisinden sonraki fikriyatı etkilemiştir. Türk ve Müslüman toplumların önce kendi milli ve manevi kimliklerini korumalarının ve ancak bundan sonra kendi aralarındaki kültürel ve manevi birliğe yönelmelerinin gerekliliğini her zaman öne çıkarmıştır.
*****************************************************************
Prof. Dr. İbrahim Maraş
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

*********************************************************************

KAYNAKÇA
Akçuraoğlu Yusuf, “Türkçülük”, Türk Yılı içinde, Haz. Akçuraoğlu Yusuf, 1928.
Ali Bey Hüseynzade-Seçilmiş Eserleri, Haz. Ofeliya Bayramlı, Çaşıoğlu Neşriyatı, Bakı 2007.
Bayat, Ali Haydar, Hüseyinzade Ali Bey, Ankara 1998.
Hüseynova, Sadakat, Füyûzat Jurnalı ve Dil Problemleri, Bakı 2006.
Seydahmet, Kırımlı Cafer, Gaspıralı İsmail Bey, İstanbul 1934.
Uygur, Erdoğan, “Azerbaycan Matbuatında Füyûzât Dergisi”, Modern Türklük Araştırmaları Dergisi, c. 7, sayı: 2 (Haziran 2010), s. 150-176.
Ülken, Hilmi Ziya, Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi, İstanbul 1994, s. 267-268.
Ülken, Hilmi Ziya, “Türkçülüğün ve Türk Sosyalizminin Babası Ali Turan (Hüseyinzade Ali), Yeni İnsan, 1969/84, 1970/85.
******************************************************************
Buradaki gün farklılığı dönemindeki Rus takviminden kaynaklanmaktadır.
Ali Bey Hüseynzade-Seçilmiş Eserleri, Haz. Ofeliya Bayramlı, Çaşıoğlu Neşriyatı, Bakı 2007, s. 11-12; Hilmi Ziya Ülken, Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi, İstanbul 1994, s. 267-268.
Bkz. Ali Bey Hüseynzade-Seçilmiş Eserleri, s. 12; Akçuraoğlu Yusuf, “Türkçülük”, Türk Yılı içinde, Haz. Akçuraoğlu Yusuf, 1928, s. 415; St. Petersburg Şark Dilleri Fakültesi, Rus şarkiyatçılığının önemli merkezlerinden biridir. Birçok dilin öğretildiği bu fakültede bazı derslere giren Hüseyinzade, hem kendi kültürünün ve medeniyetinin farklı yönlerini tanımış hem de Rus şarkiyatçılığına aşina olmuştur. Onun gittiği dönemde Fakülte altın yıllarını yaşamaktaydı. Hilmi Ziya Ülken, onun kendi yazdığı biyografisine dayanarak Türkoloji bölümünün derslerini takip ettiğini belirtmektedir. Bu iki bilgi de doğrudur. Çünkü Şark Dilleri Fakültesi’nde Türkçe’nin lehçeleri ve Türk kültür ve medeniyetine dair dersler de okutulmaktaydı, bkz. Ülken, a.g.e., s. 268.
Akçuraoğlu Yusuf, a.g.m., s. 412-413; Hüseyinzade Ali, “Mektub-ı Mahsus”, Ali Bey Hüseyinzade-Seçme Eserler içinde, s. 100-101.
Hüseyinzade Ali, “Gazetemizin Mesleği”, Hayat, 1905/1, Ali Bey Hüseynzade-Seçilmiş Eserleri içinde, s. 102-106.
Aynı yer.
Hüseyinzade Ali, “Gazetemizin Dili Hakkında Bir Nice Söz”, Hayat, 1905/7, Ali Bey Hüseynzade-Seçilmiş Eserleri içinde, s. 107-110.
Bkz. Ülken, a.g.e., s. 273.
Dergi hakkında fazla bilgi için bkz. Erdoğan Uygur, “Azerbaycan Matbuatında Füyûzât Dergisi”, Modern Türklük Araştırmaları Dergisi, c. 7, sayı: 2 (Haziran 2010), s. 150-176.
Uygur, a.g.m., s. 154-157.
Kırımlı Cafer Seydahmet, Gaspıralı İsmail Bey, İstanbul 1934, s. 78-79.
Bayat, a.g.e., s. 30.
Sadakat Hüseynova, Füyûzat Jurnalı ve Dil Problemleri, Bakı 2006, s. 16.
Ülken, a.g.e., s. 270; Ali Haydar Bayat, Hüseyinzade Ali’nin Bakü I. Türkoloji kongresinde tuttuğu notların kısa bir özetini hazırlamış olduğu eserde yayımlamıştır. Bkz. Ali Haydar Bayat, Hüseyinzade Ali Bey, Ankara 1998, s. 63-69.
Ülken, a.g.e., s. 273; Bayat, a.g.e., s. 35-44.
Ülken, a.g.e., s. 272-273.
Fazla bilgi için bkz. Bayat, a.g.e., s. 57-60.
Bayat, a.g.e., s. 61-62.
Bayat, a.g.e., s. 60.
Hikayenin ve şiirin tamamı için bkz. Hüseyinzade Ali, “Abd-i Gılaf ve Mahfaza”, Ali Bey Hüseynzade-Seçilmiş Eserleri içinde, s. 65-90.
Hüseyinzade Ali, “Siyaset-i Furûset”, Ali Bey Hüseynzade-Seçilmiş Eserleri içinde, s. 336-458; Hilmi Ziya Ülken, “Türkçülüğün ve Türk Sosyalizminin Babası Ali Turan (Hüseyinzade Ali), Yeni İnsan, 1969/84, 1970/85.
Hüseyinzade Ali, “Siyaset-i Furûset”, s. 382.

Yorumlar