HOLLANDA’DA IRKÇILIĞIN TEHLİKE ÇANLARINA İŞARETTİR

ZEYTİN DALI HAREKÂTI İLE İLGİLİ İRAN’IN TUTUMU

Rusiya Suriyada hansı maraqları güdür?..

Kırgız ressam çivi ve iple Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın portresini yaptı

Hollywood’da “The Ottoman Lieutenant”, “The Promise” savaşları!

Gündem 6 Mart 2017
1.312

Bu yıl iki film üzerinden jeopolitik bir savaşa tanıklık ediyoruz. İlginç olan her iki filmin de ABD’den start alması. Filmin ilki bitmek tükenmek bilmeyen Ermeni iddiası ‘soykırım’ içerikli “The promise” (Vaat). Gece Yarısı Ekspresi ve yakında vizyona girecek olan The Promise (Vaat) filmi gibi Hollywood yapımı hayal ürünleriyle Ermeni diasporası yıllardır Türkiye’yi 1915’e mahkûm etmeye zorluyor. Filmin çekim hikâyesi birkaç yıl öncesine uzanıyor. 15 Temmuz 2015’te Amerikalı gazeteci Roger Friedman, “Ermeni Soykırımı hakkında film çekileceğini bildirdi. Friedman, filmi Amerikalı Ermeni milyarder Kirk Kerkorian’ın finanse edeceğini de duyurdu. Kaderin cilvesine bakın ki aynı gün 98 yaşında olan Ermeni milyarder öldü. Ancak Kerkoryan’ın avukatı film projesinin, onsuz da olsa hayata geçirileceğini açıkladı. (Bkz. 12 Ağustos, 2015 http://armeniangenocide100.org/tr/angela-sarafyan-to-appear-in-genocide-themed-film-the-promise-2-4/ )

The Promise”in, Erik Esrailyan ile Antoni Mandekich’in yönettiği “Survival Pictures” Film Yapım Şirketi tarafından çekileceği, Kerkoryan’ın “Tracinda Corporation” şirketi tarafından “Survival”ın bu ve diğer birçok projelerin finanse edilecekti. Kerkoryan’ın avukatı Patricia Gleiser’in aktardığına göre “The Promise”, mükemmel bir aşk hikayesi ve aynı zamanda temel insan hakları için verilen mücadele hakkındaydı. Avukat aynı zamanda Kerkoryan’ın, uzun zamandan beri hayal ettiği bu filmin yapımına ve oyuncu seçme sürecine katılmak istediğini de dile getirdi. Dünyaca ünlü rock müzikçi Serj Tankian, Facebook sosyal ağında proje hakkında bir paylaşım yaptı. Konuyla ilgili ”Variety”nin yayınladığı haberini de paylaşan Tankian, bu projeye kendisinin de katılacağını ve zamanında filmle ilgili Esrailyan’la fikir alışverişte bulunduğunu belirtti. (Bkz. http://www.bolsohays.org/kirk-kerkoryanin-ermeni-soykirimi-ile-ilgili-film-projesi-olumune-ragmen-hayata-gecirilecegi-aciklandi )

The Promise ‘Vaat’ filminin finansörü Tracinda Corporation; 6 Haziran 1917 Kaliforniya Fresno doğumlu Kirk Kerkoryan’a ait, ABD otomotiv endüstrisinde yıllarca kendisinden söz ettiren, özel olarak, seçilen hisse senetleri alım, satımıyla uğraşan yatırım şirketi. Tracinda’nın merkezi Beverly Hills’teki Rodeo Drive’da. Şirket ismini Kerkorian’ın kızları olan Tracy ve Linda’dan aldı. Kerkorian, The Lincy Vakfı’nın kurucusu. Tıpkı şirket isminde olduğu gibi Liny Vakfı , kızlarının isimlerinin kısaltılmasından oluştu. Kerkorian, Lincy Vakfı aracılığıyla Ermenistan’da 1 milyar doların üzerinde karşılıksız yardım sağladı.

1988 depreminden sonra kuzey Ermenistan’ın yeniden inşasına yoğunlaştı. Kirk Kerkoryan Lincy Vakfı aracılığıyla, Ermenistan’ı Dağlık Karabağ’a bağlayan 80 kilometrelik bir otoyolun yarısının yapımı üstlendi. Kerkorian 1998’de ilk kez Ermenistan’ı ziyaret etti. Ermenistan’da 200 milyon dolardan fazla altyapı projesi finanse etti. 2005 yılında Kerkorian, Ermenistan’daki okulların ve sokakların yeniden inşasına 60 milyon dolar daha katkıda bulundu. Lincy’nin fonları, Ermenistan’daki pek çok müzenin, tiyatroların ve konser salonlarının tadilatında da kullanıldı. Kerkorian, Eylül 1998’de Başkan Robert Kocharyan tarafından Ermenistan’ın fahri bir vatandaşı ilan edildi. En yüksek devlet ödülü olan Ermenistan Ulusal Hero’nun unvanı Mayıs 2004’te Koçaryan tarafından verildi. Kerkorian, 98 yaşında Los Angeles’ta öldü.

Ermeni Soykırımı’nı konu alan Eric Esrailian’ın yapımcısı olduğu “The Promise” filminin, ABD’de gösterim hakkını “Open Road Films Production” satın aldı. Ermeni Soykırımı’nı anlatan film 28 Nisan 2017 yılında vizyona gireceğini bildirdi. Esrailian “Bu haberi gizli tutuyorduk, ama tüm dünyanın bilmesi zamanı da geldi” açıklaması yaptı. Amerikalı Ermeni iş adamı Kirk Kerkorian‘ın ölümünden önce kurduğu “Survival Pictures”in yapımcılığını üstlendiği filmin çekimleri İspanya’da, galası Toronto Uluslararası Film Festivali’nde gerçekleştirilmişti. Christian Bale, Oscar Isaac, Charlotte Le Bon gibi Hollywood oyuncularını bir araya getiren “The Promise” (Söz) filminin yönetmenliğini Hotel Rwanda filmiyle en iyi yönetmen Terry George yapmış. Tıp okumak için İstanbul’a gelen Ermeni Michael (Oscar Isaac), Paris’te okumuş olan Ermeni asıllı Ana (Charlotte Le Bon) ve onun foto muhabir sevgilisi Chris (Christian Bale) ile tanışır.

Osmanlı’nın 1. Dünya Savaşı sırasında Ermenilere uyguladığı sözde soykırım iddiası, bu aşk üçgenini de etkiliyor. Başkahraman Michael, kendi köyünü terk ederek tıp okumak hedefiyle Konstantinopolis’e (İstanbul) taşınan bir Ermeni eczacıdır. Jeopolitik konularla ilgilenerek bu ülkeye gelen Amerikalı foto muhabiri Chris ise, Paris’te eğitim alan Ermeni Anna ile aşk yaşıyor. Michael ile Anna’nın görüşmesinden sonra ortak hafıza, bu ikisi arasında romantik ilişkilere neden oluyor. Sonuçta Anna, iki erkek arasında anlaşmazlık sebebi oluyor. Birinci Dünya Savaşında Türkiye, Almanya ile birleşerek imparatorluk topraklarında yaşayan dini ve etnik azınlıkların acımasız kıyımına başlıyor. Mevcut anlaşmazlıklara rağmen herkes, bir kurtuluş yolu bulmak zorunda kalıyor. (Bkz. http://culture.am/tr/sinema/vaat-film-fragman-ermeni-soykirimi/ – http://akunq.net/tr/?p=43102 )

The Promise” filminin vizyona gireceğinin açıklanmasıyla denk düşen bir başka Ermeni etkinliği, ABD Başkanı Trump’ın Ermeni Soykırımı’nı dürüst ve doğru bir şekilde anması için başlatılan imza kampanyası. Nitekim Ermeni Konusu Üzerine Kongre Kurulu (Congressional Caucus on Armenian Issues) liderleri Temsilciler Kurulu’ndaki meslektaşlarına ABD Başkanı Trump’ın Ermeni Soykırımı’nı dürüst ve doğru bir şekilde anması taleplerine destek vermeleri çağrısında bulundu. ABD’nin resmi politikasında 1915’te yaşananlarla ilgili Soykırım ifadesi kullanılmıyor. ABD Başkanları, Ermenice “büyük felaket” anlamına gelen “Medz Yeghern” ifadesini kullanıyor. Son olarak eski Başkan Obama da, 2008’de ilk kez Başkan seçilmeden önceki seçim propagandası sırasında Ermeni Soykırımı’nı tanıyacağını söylemiş, fakat sonraki yıllarda özellikle 24 Nisan anma mesajlarına “Medz Yeghern” ifadesini kullanmıştı. (Bkz. http://www.agos.com.tr/tr/yazi/17722/trump-in-ermeni-soykirimi-ni-tanimasi-icin-imza-kampanyasi )

Diğer filmde konusunu Osmanlı İmparatorluğundan alan, The Ottoman Lieutenant (Osmanlı Subayı). Filmin çekimleri Çek Cumhuriyeti, İstanbul, Kapadokya’da yapıldı ve tamamlandı. Film, Birinci Dünya Savaşı sırasında Doğu Anadolu’da yaşananları Amerikalı bir hemşirenin gözünden anlatıyor. Filmin başrollerinde 73 yaşındaki Oscar ödüllü Ben Kingsley var. Schindler’s List, Gandhi, Shutter Island ve benzeri birçok büyük filmden tanınan aktör, bu filmde Amerikalı bir doktoru canlandıracak. Bir diğer oyuncu Lucky Number Slevin, Black Hawk Down ve Pearl Harbor filmlerinden bilinen Josh Hartnett. O da bir diğer Amerikalı doktor rolünde olacak. Game of Thrones dizisinden Daario Naharis, İşte o da filme adını veren Osmanlı subayını oynuyor.

Da Vinci’s Demons dizisini izleyenler İzlandalı aktris Hera Hilmar’ı hatırlayacaktır. O da Osmanlı subayı İsmail’e âşık olan Amerikalı hemşire Lillie’yi canlandıracak. Filmde yabancılar dışında yerli oyuncu kalitesi de üst seviyelerde. Melih Paşa rolünde Selçuk Yöntem var. Haluk Bilginer, Osmanlı ordusundan Halil Bey karakteriyle karşımızda olacak. Film, ülkesindeki adaletsizlikler sebebiyle hayal kırıklığına uğrayan, Amerikalı doktor Jude (Josh Hartnett) ile tanıştıktan sonra onun Osmanlı İmparatorluğu’ndaki görevine yardımcı olmak için Amerika’yı terk eden idealist genç kadın Lillie’nin (Hera Hilmar) hikâyesini anlatıyor. Lillie, tüm dünyanın savaşa sürüklendiği bir ortamda Osmanlı subayı olan İsmail’e (Michiel Huisman) aşık olur. Savaş koşullarının kötüleşmesiyle birlikte artık Lillie, kendisi için mi, yoksa başkaları için mi yaşayacağına karar vermek zorundadır. (Bkz. https://onedio.com/haber/dev-kadrosuyla-hollywood-dan-saglam-bir-osmanli-filmi-geliyor-the-ottoman-lieutenant-729756 )

Ermeneistan ve Türkiye arasındaki ilişkilerde acaba bu iki film ne kadar belirleyici olabilecek? Her iki ülkenin ve tabi ki Azerbaycan’ın yöneticilerinin diplomatik temaslarında yol haritalarını bu filmlerin belirlemesi tabiki mümkün değil, ancak tercihlerinde bu filmlerin etkili olması beklenebilir.“The promise” (Vaat) filminin aksine The Ottoman Lieutenant (Osmanlı Subayı) filmi Türkler ve Ermeniler arasında orta yolun bulunmasını amaçlayan bir yapım. Osmanlı Subayı filminin yapımcılarından Stephen Brown’ın; “Bugüne dek kimsenin ele almadığı Birinci Dünya Savaşı sırasındaki Doğu Anadolu’yu konu alarak, yaşananları hem Türklerin hem de Ermenilerin ortak acılarına saygılı ve tarafsız bir biçimde izleyiciye sunmak istedik” açıklaması, ABD’nin Türklerle Ermenileri barış eksenli bir platformda buluşturmak istiyor şeklinde yorumlanabilir. Bununla birlikte Osmanlı Subayı filmiyle, Türkiye’nin kolektif bilinçaltına yönelik bazı mesajların olduğu da söylenebilir. The Ottoman Lieutenant filminin Trump’ın başkan olmasıyla aynı süreçte gündeme gelmesi, ABD’nin Türkiye ile sorunlu ilişkilerini onarma çabası gibi düşünülebilir. Ayrıca Hollywood yani ABD, eski bir hikâyeyi günümüze uyarlayarak, Türkiye Cumhuriyetini Ortadoğu’da Osmanlı İmparatorluğunun varisi gördüğü mesajı veriyor. ABD’nin Suriye’de ve Irak’ta Türkiye’yi dışlayan politikalarına rağmen Türkiye’ye uzattığı bu dala, Türkiye tutunmak isteyecek mi? Hep birlikte göreceğiz!

Ömür Çelikdönmez
Twitter:@ oc32oc39
omurcelikdonmez@hotmail.com

Yorumlar