Dünya Türklüğü İran’ı emperyalizme teslim etmeyecek çünkü İran Türklerindir!

Putin Trump görüşmesi hakkında

Irak büyük ve tehlikeli olaylara gebe mi

TRAMPLA PUTİNİN GÖRÜŞÜNDƏN HANSI NƏTİCƏ ÇIXDI?

Hindistan-Türkiye ilişkilerinde Budha’nın Türk olmasının rolü var mıdır?

Gündem 21 Mayıs 2018
160

Devrek Lisesi’nde görev yaptığım yıllarda Okul kütüphanesinde; son Osmanlı sadrazamlarından Kıbrıslı Kamil Paşa’nın torunu Prof. Dr. Yusuf Hikmet Bayur’un üç ciltlik ‘Hindistan Tarihi’ isimli kitabını bulduğumda sevindirik olmuştum. Müteveffa işgüzar okul müdürü bu eski basım kitapların demirbaş listesinden düşülmesini ve kalorifer kazanında yakılması talimatını vermişti. Ne kadar üzüldüğümü anlatamam. Kitabı ve yazarı duymuştum ama bir türlü ulaşamamıştım. Yusuf Hikmet Bayur, 1928–1931’de Kabil büyükelçiliği görevini gerçekleştirmiş, Hindistan’la ilgili çalışmalarına Kabil elçiliği sırasında başlamıştı. MÖ 563-483 arasında Hindistan’da yaşadığı tahmin edilen ruhani öğretmen ve Budizm’in kurucusu, doğduğunda adı Sidarta Gautama konulan Prens Sidarta ya da Śākyamuni (Sakya kabilesinden gelen bilge) adlarıyla da anılan Gotama Buda’nın Saka/Sakya Türklerinden olduğu bu ilk bu kitapta okumuş ve çok şaşırmıştım. Zaten Gazneli Mahmut’un Hindistan seferleri, Babür İmparatorluğu hakkında az çok malumat sahibiydim ama bu tür bir iddia ile ilk kez karşılaşıyordum.
Sanskritçe’de “uyanmış kişi” anlamına gelen Buda, peşine düştüğü yaşam ve ölümün ardındaki gerçeğin arayışı sonucu Sidarta Gotama’da oluşan ruhani aydınlanmayı anlatmak için kullanılan bir unvandır. Bodhi ağacının (incir ağacı) altında meditasyon yaparken aydınlığa ulaştı. O zaman 35 yaşındaydı. Böylece nefret, hırs ve cehaletten arındı ve uyandı. Budha göçebe ve savaşçı Sakya soyundandı ve savaşçı bir hükümdar oğlu olduğu söyleniyordu. Ve kendisine dünya hükümdarı payesi de vermişti. Orta Asyalı göçebelerden biri olan, “Sakyalar Hakimi” ve Budha’nın da bağlı olduğu kabilenin hükümdarları Türk olarak bilinirdi. Budha’nın Moğol ırkından bir Sakyalı olduğu da söylenceler arasındadır. Doğduğu yer Lumbini, bugünkü Nepal sınırları içindedir. Budacılık İç Asya’da göçebe kökenli çevrelerde, Hiungnu, Hun (M.Ö. 2-M.S. 5 yy.) ve Kuşhan (M.S.1-5.yy.) medeniyetinde gelişmişti. İlk Köktürk ve Batıtürk kağanlarının hanımları Budist’ti ve Budist abideler yaptırmışlardı. Hint kaynaklara göre, kurucularının Turuşka-Türk soylu hakanların olduğu Kuşhan İmparatorluğu devrinde Budist sembol ve simgeler çok etkileyici idi. Aynı simgeler Ak-Hun devrinde de devam etti. Kabulistan Türk Şahi Tigin Devleti kağanları da Budistti. Barha Tegin 680’li yıllarda Türk Şahi Tegin devletinin başındaydı.(1) Budha’nın Türk kökenli olabileceğini ilk okuduğumda “-yok daha neler?” demiştim.
Ancak bu iddiayı destekleyen bazı araştırmacılarda mevcuttu. 1928 ABD Kansas, El Dorado doğumlu University of New Mexico’da okuduktan sonra Aralık 1951′de Meksika’daki Mexico City College’dan İspanyol ve Güney Amerika İlişkileri’nden (Spanish and Latin American Affairs) B.A. derecesini alan, daha sonra Deniz Piyadesi olarak bir süre Kore’de bulunan, ardından Panama ve Meksika dâhil tüm Orta Amerika’yı gezen, hayatı boyunca yaptığı araştırmalarını 1980′den beri yoğunlaştırarak Türk, Hint ve Amerikan yerlilerinin ortak özellikleri üzerinde kitaplar ve birçok makale yazan Gene D. Matlock’da bunlardan biriydi. Amerikalı araştırmacı yazar Gene D. Matlock,‘Ey Dünya İnsanları Hepiniz Türksünüz /Kayıp Bir Uygarlığın Sırları Dünyayı Nasıl Değiştirebilir’ adlı kitabında; ilk insanların Türklerle başlayıp daha sonra dünyaya dağıldığını, ilk konuşulan dilin Türkçe olduğunu, bilimin, felsefe ve dinin yine Türklerden doğduğunu söylüyor. Onun bulgularına göre; Türk soyundan gelen insanlık Türkiye’ye ve aşağıya Mezopotamya ve Hindistan’a dağıldı. Dolayısıyla Sümerler, Hititler, Iraklılar, Kürtler, Hintliler, Mısırlılar hepsi aslında Türk’tü. Kuzey Kutbu’ndan aşağı inerek Kuzey Avrupa’ya İsveç, Finlandiya, İngiltere’ye ve tüm dünyaya yayıldılar. Bugün herkes kendi neslinin izlerini Türklere dek sürebilir.(2)
Hindistan’da halen Türkler yaşıyor ve sayıları yaklaşık 30 milyon civarında. V. Murat’ın torunu Selma Sultan, Hindistan Racalarından Seyyid Sacid Hüseyin Ali ile evlenmişti Çocukları Kenize Mourad’ı (Rajkumari Kenize de Kotwara) Fransa’da dünyaya getirmek istediğinden Paris’e gitti ve orada öldü.(3) Osmanlı sarayına mensup sadrazam, vezir ve paşaların kız torunlarından Hintli Racalarla evlilik yapan onlarcası var. Hindistan’ın İngiliz sömürgesinden kurtularak bağımsızlığını kazanması için mücadele veren Sih, Hindu ve Müslüman eylemciler Teşkilat-ı Mahsusa tarafından desteklendi. Teşkilat-ı Mahsusa’nın en dikkat çekici operasyonu Hindistan’dı. İslam dünyasının en kalabalık nüfusuna sahip olan ülkede 70-80 milyon Müslüman vardı. Bu, Osmanlı nüfusunun beş katıydı. İngiltere’nin de en büyük sömürgesiydi. Hintli müslümanlar Trablusgarp’ın işgali sırasında Kalküta’da Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti’ne Yardım Cemiyeti kurdular. Hint Kızılayı Balkan savaşlarında Türkiye’ye yardım getirdi. Bulgar işgali altındaki Edirne’lilere gıda ve para yardımı yaptı. Kızılay heyetinin temas kurduğu kişi Kuşcubaşı Hacı Sami idi.
Hindistan’da kurulan bir örgüt de “Rumeli Muhacirlerine Yardım Cemiyeti’ydi. İstanbul’da Urduca, Arapça ve Türkçe olarak çıkan Cihan-ı İslam ve Uhuvvet gazetelerini Teşkilat-ı Mahsusa finanse ediyordu. Cihan-ı İslam’ın sahibi Hintli Ebu Said El Arabi’ydi. Hintlileri İttihad-ı İslam’a davet eden Arabi’nin yazıları Hindistan, Türkiye, Suriye, Mısır ve İran gazetelerinde yer aldı. Teşkilatın finanse ettiği bir diğer kuruluş, İndian National Party’nin yayın organı Hind Haber Ajansı (The Indian News Agency) idi. Hint İhtilal Komitesi’nin liderlerinden Mevlana Bereketullah Efendi, Teşkilat-ı Mahsusa’nın yerine kurulan İslam İhtilal Cemiyetleri İttihadı’nın Hindistan temsilcisiydi. Bereketullah Efendi, Enver Paşa şehit olduktan sonra Amerika’ya gitti, 1927’de San Fransisco’da vefat etti.(4) Hindistan Türklerinin ve fedakâr Müslümanlarının azizi hatırasına hürmeten Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanlık forsunda Hindistan’da kurulan Babür imparatorluğu bir yıldız ile temsil ediliyor. İngilizlerin Hindistan’a hakim olması, Hindulardan farklı olarak ilk defa siyasi hakimiyetlerini kaybeden Hint Müslümanları üzerinde olumsuz etkiye yol açtı. Bu sonuç, onları en güçlü İslam devleti durumundaki Osmanlılar ile yakınlaşmaya yöneltti. Dini açıdan Osmanlı halifesine bağlı olmalarından dolayı 93 Harbi, Trablusgarp ve Balkan Savaşları örneğinde görüldüğü üzere Osmanlılar için yardım toplayıp gösteriler yapmışlardı. Hindistan 15 Ağustos 1947’de İngiltere’den bağımsızlığını kazandı ve 26 Ocak 1950’de kabul ettiği Anayasa ile bugünkü Hindistan Cumhuriyeti’ne dönüştü.
II. Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan Bağlantısızlar Hareketi’nin lideri Hindistan Başbakanı Nehru; Türkiye’yi “batı blokunun peyki” olarak değerlendirmiş, ancak Komünist Çin’in tehdidi söz konusu olunca batıya karşı tutum değiştirirken Türkiye ile arasını düzeltecek diplomatik adımlar atmıştır. Bu süreçte Türkiye’nin RCD ve CENTO anlaşmalarıyla müttefiki olduğu Pakistan’a yakınlığı ve Keşmir Sorunu’nda bu ülkeyi desteklemesi, buna karşılık Hindistan’ın da Kıbrıs Sorunu’nda Makarios’un arkasında durması iki devleti bir zaman karşıt uç kutuplarda tutmaya yetmişti.(5) İngiliz Milletler Topluluğu üyesi Hindistan, 15 Ağustos 1947 tarihinde bağımsızlığını kazandığında Türkiye hemen tanımış ve iki ülke arasında diplomatik ilişki kurulmuştur. Türkiye’nin Hindistan’da Yeni Delhi Büyükelçiliği ile Mumbai ve Haydarabad Başkonsoloslukları faaliyettedir.
Türkiye için Hindistan; büyüyen ekonomisi, geniş pazarı, askeri gücü, uzay ve bilişim teknolojisindeki üstünlüğü, sahip olduğu zengin insan kaynağı, köklü tarihi ve kültürel mirasıyla küresel bir güç olma yolunda emin adımlarla ilerleyen dost bir ülkedir. Federal devlet yapısına sahip Hindistan, 29 Eyalet ile 7 Birlik Toprağından oluşuyor. Eyaletler kendi Hükümetlerine ve Parlamentolarına sahip. 22 farklı dil kullanılmakta. Yönetim Merkezi Hükümet ve Eyalet Hükümeti arasında bölünmüştür. Birlik Toprakları ise Merkezi Hükümet’in yönetimi altında olup, Cumhurbaşkanı tarafından atanan valilerce yönetilmekte.(6) Hindistan Çin zulmünden kaçan Uygur Türklerini barındırmış, dernekleşmelerine izin vermiştir.
10-04-2013’te Ankara ziyareti öncesinde Hindistan ve Türkiye için Orta Asya ve Afganistan’ın bir ortak payda olduğuna değinen Hindistan Cumhurbaşkanı Pranab Mukherjee, Orta Asya’nın tarihi ve kültürel bağları kadar önemli bir enerji kaynağı olduğuna ve Afganistan’ın da yine aynı şekilde bölgedeki huzur ve sükûn için çok stratejik bir yere sahip olduğuna dikkat çekmişti. Cumhurbaşkanı Mukherjee, Türkiye’nin özellikle Orta Asya’daki kan bağı ve Afganistan halkı gözündeki özel yeri göz önüne alındığında Hindistan için önemli bir dost ülke olduğunu dile getirmişti.(7) Hindistan’ın Türkiye için stratejik dostluğun önemi, Hindistan’ın bir milyarı aşkın nüfusu, Hint Okyanusu’na ‘doğal’ hâkimiyeti, Arap dünyası ile Malay dünyası arasında bir geçiş noktası özelliği taşıması göz önünde bulundurulduğunda daha netleşecektir. Hindistan’ın Doğu Türkistan davasına verdiği desteğin arka planında Çin’le arasındaki jeostratejik rekabet belirleyici ve baskındır.
Buna rağmen Pakistan’la sonlanmayan/sonlandırılmayan anlaşmazlığı, yeni güvenlik konseptine göre yayılmacı çabaları, zengin etnik yapısı içerisinde Türk unsurlar kadar diğer etnik yapılara mensup Müslüman kitlelerin mevcudiyeti Türkiye ile ilişkilerinde bir sorun değil dinamizm kaynağıdır. Türkiye; Keşmir sorununun çözümünde Pakistan ile Hindistan’ı müzakere masasına oturtabilecek diplomasi geleneğine sahiptir. Aralık 2017’de temaslarda bulunmak için Ankara’ya gelen Pakistan Azad Keşmir Meclis Başkanı Şah Gulam Kadir; Pakistan ve Hindistan arasında Keşmir sorununun çözümü için herhangi bir diyaloğun olmadığını dile getirerek “Eğer Türkiye, sorunun çözümü için arabulucu rolü üstlenirse, bu iyi bir seçenek olabilir.” demişti.(8)
Coğrafyasının kaderine boyun eğen Hindistan’ı; Doğu ve Güney Afrika’dan Malaka Boğazı’na veya Malay dünyasına kadar uzanan geniş Hint Okyanusu, kendi doğal sınırlarının ötesinde küresel güçlerle mecburen karşı karşıya getiriyor. Neden mi? Çünkü Çin sadece Güney Çin Denizi’nde teritoryal hakimiyet ve bunu pratiğe geçirme yönünde agresif politikalar geliştirmekle kalmıyor, aynı zamanda çokça muhtaç olduğu enerji kaynaklarının yani petrol ve doğal gaz kaynaklarının aktarım kanalı olması yönüyle Hint Okyanusu’ndaki ‘güvenlik’ çabalarını da arttırıyor. Hindistan’da boş durmuyor. Yeni jeopolitik gelişmeler çerçevesinde dini, kültürel ve ekonomik olarak kayda değer rol oynadığı Hint Okyanusu’na komşu bölgelerdeki varlığını yeniden canlandırmanın hesabını yapıyor.(9) Ankara ve Yeni Delhi yönetimleri ticari anlaşmalarla ilişkileri perçinliyor. Örneğin Hindistan Petrol ve Gaz Komisyonu (ONGC) Videsh Limited (OVL), ONGC’nin denizaşırı araştırma faaliyetlerinde Türkiye Petrol Ofisi ile 22 Ağustos 2002’de imzalanan bir anlaşma dahilinde Libya’da %49 oranında hisse ile yüzeyde iki petrol ve gaz araştırma bloğuna sahiptir.
Geçen asrın mühim bir aliminin dediği gibi; “İşte Hindistan, İslâmın müstaid bir veledidir; İngiliz mekteb-i idadîsinde çalışıyor. Mısır, İslâmın zeki bir mahdumudur; İngiliz mekteb-i mülkiyesinden ders alıyor. Kafkas ve Türkistan, İslam’ın iki bahadır oğullarıdır; Rus mekteb-i harbiyesinde talim ediyorlar.”
Bakınız:
1- http://www.igman.tv/turk-budizmi-bogomil-izleri/
2- https://www.haber3.com/guncel/tum-dunyanin-atasi-turkler-haberi-464608
3- http://www.gazetebilkent.com/2014/08/22/osmanli-prensesi-olur-mu/
4- http://www.yenidenergenekon.com/8-hindular-ve-muslumanlar-birlikte-ingilizlere-karsi-savasti/
5- Eminalp Malkoç/ 20. Yüzyılın İkinci Yarısında Türkiye ile Hindistan’ın Siyasi İlişkileri/ http://dergipark.gov.tr/download/article-file/297711
6- http://www.mfa.gov.tr/turkiye-hindistan-siyasi-iliskileri.tr.mfa
7- http://www.turkishny.com/news/hindistan-turkiye-ile-iliskilerimiz-hizla-guclenecek
8- http://www.haksozhaber.net/kesmir-sorununda-turkiyeye-arabuluculuk-cagrisi-100400h.htm
9- https://www.aa.com.tr/tr/analiz-haber/turkiye-hindistan-iliskileri-ve-gelecek-perspektifi/809564
Ömür Çelikdönmez
Twitter:@oc32oc39

Yorumlar