Papalık Masonluk savaşında İngiliz Masonlarının Vatikan karşıtlığı!

Moskova Belediyesi Milletler Evi’nde Türk Müziği Konseri düzenlendi

Rus senatörden Yunanistan tepkisi: Türkiye tatilini seviyoruz

Yayınımız ses getirdi ‘Akın İpek’e Londra’da ev hapsi’

Hilafetçilere uyarı Avrupa’da başörtüsü yasak!

Gündem 15 Mart 2017
680

Hilafet veya Halifelik deyince, Abbasi halifesi Kaim döneminde (1031-75) Bağdat başkadılığına atanan Şafii fakihlerinden Ebu’l-Hasan Habib el-Maverdi’nin yazdığı, İslam siyaset kuramının en etkili çalışmalarından kabul edilen, ‘El-Ahkamü’s-Sultaniye-Sultanların Ahkâmı / İslam’da Devlet ve Hilafet Hukuku’ isimli eseri nedense ilk aklıma gelen oluyor. Bazılarının sandığı gibi bu kitap halifelik otoritesinin soyut bir betimlemesi değildi. Maverdi halifenin hakları, ödevleri ve seçilme yolları gibi konuları ele alarak, halifenin otoritesinin zamanın gerçeklerine uydurmaya çalışmıştı. Kamu refahının korunması için halifenin, bölgesel yönetimleri ele geçirenleri tanımak zorunda olduğunu öne sürmüştü. Maverdi’nin Hilafet/İmamet kuramı; dini ve dünyevi yetkilerin halifenin elinde merkezileştiği bir devlet yapısına vurgu yapar. Günümüzde Maverdi’nin kitabıyla ilgili eleştiriler, Hilafetin saltanata dönüştürülmesinin ideolojik aygıtı olduğuna yöneliktir. Kısacası sözde dini bir kurumun nasıl dünyevileştirildiğine güzel bir örnektir. Kıssadan hisse.
İslam coğrafyasında Hilafet tartışmalarının en yoğun tartışıldığı yer belki de Türkiye’dir. Bunun en mutlak sebebi, Türkiye’nin Hilafet’in kaldırıldığı ülke olmasıdır. Hatta Türkiye haricinde kurulup Türkiye’de de faaliyet gösteren Hizb-ut Tahrir, hilafet konferansları düzenler. Hizb-ut Tahrir Medya Bürosu tarafından organize edilen 5 Mart 2017 Pazar günü İstanbul’da ‘Dünya Hilafet’e Neden Muhtaç’ başlıklı konferans, Bayrampaşa Kaymakamlığı tarafından iptal edilmiş, Medya Bürosu Başkanı Mahmut Kar ve Osman Yıldız gözaltına alınmıştı. Hizb-ut Tahrir örgütü, referanduma ilişkin yaptığı açıklamada da “Türkiye’yi Kalkındıracak Olan Ne Parlamenter Sistem Ne de Başkanlık Sistemidir O Ancak İslam’ın Yönetim Sistemi Olan Raşidi Hilafet’tir!” demişti. (Bkz. http://www.birgun.net/haber-detay/hizb-ut-tahrir-uyelerinin-yapmak-istedigi-hilafet-konferansi-iptal-edildi-149379.html )
Hilafet Osmanlı hanedanına geçtiğinde sembolik ve siyasi kurumdu. Yavuz Sultan Selim’in askeri gücüyle Osmanlı hanedanına geçmişti. Çünkü Yavuz Sultan Selim Memluk ordusunu Mercidabık’ta yendiğinde bu zaferden sonra hızlı hareket ederek Suriye bölgesini ele geçirdi. Mercidabık savaşı sırasında son halife III.Mütevekkil’de esir alınanlar arasında idi. 29 ağustos 1516’da Halep Ulu Camii’nde ilk Cuma namazını kıldı. Bu arada hatip hutbeyi Mekke ve Medine’nin Hakimi (Hakim’ül-Haremeyni’ş-Şerifeyn )diyerek Yavuz Sultan Selim adına okudu. Yavuz Sultan Selim müdahale etti ve ‘hakim’ kelimesi yerine ‘hadim’ yani hizmetçi (Hadim’ül-Haremeyni’ş-Şerifeyn ) diye okunmasını istedi. Yavuz Sultan Selim’den itibaren Osmanlı padişahları Hadim’ül-Haremeyni’ş-Şerifeyn ünvanını da taşıdılar. Yavuz Sultan Selim Mekke ve Medine’nin koruyucusu olarak Abbasi halifesini ve mukaddes emanetleri İstanbul’a getirtti. Halife III. Mütevekkil, Ayasofya Camiinde yapılan törenden sonra Eyüp Sultan Camiinde Yavuz Sultan Selim’e kılıç kuşattı ve hil’at giydirdi. Bu merasim İstanbul’a gelen El Ezher uleması ile Osmanlı ulemasının katılımı ile yapıldı.

Osmanlı Devletinin son zamanlarında Araplar, Osmanlı Hilafetini İslam dünyasında kötülemek için İngiliz müsteşriklerinin yol göstermesiyle ‘Hilafetin Kureyşliliği’ meselesinin gündeme taşımışlardı. Cumhuriyeti kurucu kadroları; Hilafetin İngiliz kuklası bir organa dönüşmemesi için ilga ettiler. Bir kavle göre Hilafet makamı, TBMM’nin ya da Cumhuriyetin şahsı manevisinde mündemiç oldu. Zaten Halife İslami ıstılah ve teamüllere göre belirlenmiyordu. Hilafetin kaldırılmasından yarım asır sonra Türkiyeli sağcı muhafazakâr İslamcı kesim, aşırı tepki verdi. Hatta öyle ki bu kesimin önde gelen isimlerinden Kadir Mısıroğlu 28 Mayıs 2016 tarihinde yaptığı bir konuşmada Kurtuluş Savaşı’na ilişkin olarak “Beni tefe koyarlar ama keşke Yunan galip gelseydi. Ne hilafet yıkılırdı. Ne şeriat yıkılırdı. Ne medreseler lağvedilirdi. Ne hocalar asılırdı. Hiç biri olmazdı” dedi. Mısıroğlu’nun bu sözleri sosyal medyada tepki çekti ve gündeme oldu. (Bkz. http://t24.com.tr/video/kadir-misiroglunun-34keske-yunan-galip-gelseydi34-sozleri-sosyal-medyada-gundem-oldu,3375 ) Maalesef günümüzde Yunan İşgalini Milli Mücadeleye tercih edenlerin sayısı hiçte az değil. En kötüsü düşünme melekelerini dumura uğratan enformatik dezenformasyonun İngiliz kaynaklı olduğunu bilmemeleri. Çünkü akıl hocaları Kadir Mısıroğlu’nun 7 Eylül 1983 tarih ve 18158 numaralı kararla birlikte Türk Vatandaşlığından çıkarıldığında, İngiltere’den siyasi iltica talep etmesinden haberdar değiller. (Bkz. Yücel Bulut/ 11-15- 2014 / http://www.ortadogugazetesi.net/makale.php?id=17797 )

Avrupa Birliği uyum süreci ve dinler arası diyalog etkinliklerine yönelik eleştiriler karşısında, “-Avrupa’da özgürlük var, eşitlik var, demokrasi var, medeniyet var. İster şalvarını giy ister çarşafını giy. İster sakal bırak ister sarık sar kimse kimsenin inancına karışmıyor. Türkiye’deki laik Kemalistler Müslümanlara zulmediyor!” diyenlere kötü haberim var. Artık eski özgürlükçü, hoşgörülü Avrupa yok. Her Avrupa ülkesinden ayrı bir zulüm ayrı bir kısıtlama haberleri geliyor. Kiminde kurban kesmek, kiminde erkek çocuklarının sünnet edilmesi, kiminde ezan okunması, kiminde çarşaf giyilmesi yasak. Avrupa kendisini Müslümanlardan ayrıştırmada çok başarılı. Avrupa ülkelerinde Müslümanlara yönelik ayrımcı uygulamalara yenisi eklendi. Lüksemburg merkezli AB Adalet Divanı iş yerlerinde çalışanların “görünür bir biçimde dini, siyasi, felsefi sembolleri taşımaları” hakkında Belçika ve Fransa’dan yapılan iki başvuruyu karara bağladı. Mahkeme, bir işverenin kıyafet yönetmeliğine aykırı şekilde giyinen çalışanlarına dini sembol taşımalarını yasaklamasının ‘doğrudan ayrımcılık olmayacağına’ hükmetti. (Bkz. http://tr.euronews.com/2017/03/15/is-verenlerin-dini-sembolleri-yasaklamasi-ayrimcilik-degil ) Takke düştü kel göründü. Avrupa’dan aşırılan ödünç kavramlarla İslamcılık yapanların yolu buraya kadarmış. Demek neymiş Laik Kemalistler Avrupalılardan çok kötü değilmiş! Demek neymiş “Ürümesini bilmeyen it, sürüye kurt getirirmiş.” Akıllı olun!

Ömür Çelikdönmez
Twitter:@ oc32oc39
omurcelikdonmez@hotmail.com

Yorumlar