Rus uçakları Suriye’de kimyasal saldırı provokasyonuna hazırlanan teröristleri imha etmiş

Rus ve Ukraynalı Papaz kavgasında Türkiye taraf mı?

Azərbaycan Sarkisyanın B planından lazımınca istifadə edə bilər

Uluslararası Kudüs Konferansı’nda neler yaşandı?

Garantiler’e Veda mı Devam mı?

Gündem 17 Haziran 2017
417

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide Kıbrıs Konferansı’nın 28 Haziran’da İsviçre’de Crans-Montana’da yapılacağını söylemiştir. Hatırlanacağı üzere ilk Cenevre zirvesi 9-12 Ocak 2017’de gerçekleşmiş ve daha sonra 19 Ocak’ta müsteşarlar seviyesinde devam edip GKRY’nin uzlaşmaz tutumlarından ötürü çökmüştür.
Söz konusu sürecin belki de en çarpıcı konusu BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Eide’nin Crans Montana için Ortak bir Belge hazırlayacağı meselesidir. Hatta, 11 Haziran’da Rum Sözcü Vekili Viktoras Papadopulos’un, belge 28 Haziran’a kadar hazır olamazsa “Cenevre’ye gidemeyiz” dediği Alithia gazetesince duyurulmuştur. Rum iddialarına göre ortak belge ağırlıklı olarak Güvenlik ve Garantiler konusunda olacağı şeklinde iken Eide tüm konuların içereceğini ifade etmiştir.
Bilindiği üzere, Güvenlik ve Garantiler konusunu GKRY’nin bir önşart meselesi olarak koyma çabası mevcut süreci tıkayan gelişmelere eklenen bir unsur olmuştur. Bu durum, gerek KKTCi gerekse TC makamlarınca kabul görmemiştir. Ancak BM Genel Sekreterinin süreci devam ettirmek adına devreye girmesi üzerine, taraflar 4 Haziran’da BM Genel Sekreteri ile New York’ta yemek yemişler ve süreci devam ettirme niyetlerini yinelemişlerdir. Nitekim 28 Haziran’da II. Cenevre zirvesi gerçekleşecektir.
Bilindiği üzere, Kıbrıs müzakere sürecinde sıklıkla karşılaşılan GKRY tezlerinden biri de Lefkoşa Antlaşmaları olarak tarihe geçen 17 antlaşmadan belki de en önemlisi Garanti andlaşmasını kaldırma girişimidir. Her şeyden evvel “Kıbrıs Cumhuriyeti” anayasası ilk olarak “Kıbrıs Cumhuriyetinin kurulmasına dair andlaşma, İttifak Andlaşması ve Garanti Andlaşmasına bağlı olarak oluşturulmuş anayasanın hukuksal statüsünü belirtmesi ile farklı bir statüye sahiptir. Yetkileri kısıtlı devlet modeli olmasına rağmen temeli iki toplum eşit egemenliği üzerine kurulu bu devletin güvencesi ise Garanti andlaşması temelinde oluşturulmuştur. Nitekim, “Kuruluş andlaşmasının 7. Maddesinin 2. Bendi ile anayasanın 181.maddesi de değiştirilmeyecek hükümler içerisinde yer almıştır. Anılan hükümlere göre, Zürih andlaşmasında kabul edilen birtakım temel hükümlerin değiştirilmesi söz konusu edilmeyecektir. Bu temel hükümler arasında özellikle Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı yardımcısının durumu(anayasanın 1. Mad), Kıbrıs Cumhuriyetinin resmi dilleri(anayasanın mad3/1-2), gibi konulardan 1960 İttifak ve Garanti Andlaşmalarının anayasal güçte olduğunu gösteren 181.madde hükümlerine kadar birçok hüküm yer almıştır”(Pazarcı, 1998). Dolayısıyla bu hükümler fundamental yani değiştirilmesi mümkün olmayan maddelerdir. “Zürih ve Londra Antlaşmaları ise ulusal bir devlet değil , iki uluslu bir devlet yaratma amacı kabul gördüğü” belirtilmektedir(Zyphern,1965). Bu bağlamda, “Garanti antlaşması ise ulusal grup hakkının teminatı” olarak değerlendirilmektedir (Tzermias,1960). Bu önem, “Garanti anlaşmasının ve bu paralelde anayasanın iradesi, devletin bir ulusal grubun çıkarlarının temsilcisi olmasının engellenmesi” açısından gelmektedir(Arsava, 2004).
Oysa uluslararası hukuk “garanti antlaşması gibi sürekli bir karaktere sahip bir andlaşmanın tek taraflı feshinin mümkün olmadığını bunun tarafların uzlaşması ile olabileceğini ortaya koymaktadır”(Zietschman,1938). Zira, Garanti antlaşması sadece adadaki iki halkın güvencesini teminat altına almakla kalmaz , ayrıca taraf ülkelerin uluslar arası çıkarlarını da korur. Bu bağlamda, Türk-Yunan ilişkilerinde kurulan Lozan dengesinin Kıbrıs’taki uzantısı olarak da görülebilir. Peki Kıbrıs Türk tarafı garanti antlaşmalarının sürekli yapısını korunması adına izlediği tutum KKTC ve TC ile ayni midir?
Rum tarafında çıkan Politis gazetesi iddialarına göre(14 Haziran 2017);
Türkiye: 1960’ta Kıbrıs Cumhuriyeti kurulurken oluşturulan garantörlük anlaşması aynen kalsın. Adada kalacak Türk askerinin gerekli olup olmadığı ya da tamamen çekilmesi konularında karar vermek için geçiş süreci olsun.
KKTC: Türkiye sadece yeni federal Kıbrıs’taki Türk kurucu devletinin garantörü olsun. Kıbrıs Türk devletinin meclis çağrısıyla çok ciddi güvenlik ihlalleri durumunda Türkiye adaya müdahale edebilsin. Belirli birkaç yıllık sürelerde, adadaki yabancı askerlerin varlığı ve çekilmeleri konusu gözden geçirilsin. Askerin çekilmesi için belirli bir mühlet olmasın.
Yunanistan: Garantörlere adaya tek yanlı müdahale hakkı veren garantörlük anlaşması lağvedilsin. Türkiye, Yunanistan ve yeni Kıbrıs dostluk anlaşması imzalasın ve adadaki askerlerin tümü çekilsin yerine çokuluslu polis gücü gelsin.
Rum yönetimi: 1960’tan bu yana uygulanan garantörlük sistemi lağvedilsin. Anlaşma BM Güvenlik Konseyi’nin özel bir kararıyla garanti altına alınsın. Türkiye, Yunanistan ve yeni Kıbrıs, adayı dış tehditlerden korumak için dostluk anlaşması imzalasın. Adaya belirli bir süre çokuluslu polis gücü gelsin.
Bu argümanların Cenevre öncesinde Rum tarafınca ortaya atılması, GKRY’nin izlediği kara propagandanın neticesi olarak değerlendirilebilir. Zira bugüne kadar TC’nin garantiler konusunda geri adım atılmayacağı ve tüm adanın korumasının ayni şekilde devam etmesi yönünde ortaya koyduğu görüş, defaten hükümet yetkililerince vurgulanmıştır. O halde KKTC makamları buna karşı net tutumu var mı? Maalesef KKTC Cumhurbaşkanlığı seviyesinde yapılan açıklamalarda garantilerin tabu olmadığı vurgusu daha önce yapılmış ancak buna rağmen Rumların sıfır asker sıfır garanti söylemine karşı çıktıkları vurgulanmıştır.
GKRY ve Yunanistan’ın izlediği yol tıpkı Girit’te olduğu gibidir… Hatırlanacağı üzere, büyük Helenizm yaratma uğruna, Yunanlılar devamla Girit içine gerilla güçleri göndererek Türkleri katletmekte ve kaos ortamı yaratmaya çalışmaktaydılar. Dünyaya ise bu kargaşanın esas sebebinin Girit’te bulunan Osmanlı askerinden ötürü olduğunu vurgulamaktaydılar. Nihayetinde, Avrupa devletleri Osmanlıya baskı kurarak askerini çekmesini ve Girit’e çok uluslu Avrupa gücünü konuşlanmasına müsaade etmesini istemişlerdi. Sonuçta Osmanlı bu baskıları kabul edip, çok uluslu Avrupa gücünün adaya konuşlanmasına onay vermişti. Şimdi ayni senaryolar karşısındayız. Girit Avrupa garantörlüğü tescilinden 10 yıl sonra 1913’te tek yanlı olarak Yunan toprağı ilan edilerek, hem adanın Türk-İslam hâkimiyetine son verilmiş, hem de Girit Türklüğünün tüm egemen yetkilerini elinden alınmıştır. Tüm bunlar, Osmanlı’nın adadaki Türk halkın eşit egemen varlığının korunması yönünde aldığı Avrupa garantisi sonucunda gerçekleşmiştir…
Rum-Yunan’ın bu tutumu hiç değişmedi. Halen Batı Trakya Türklüğünün Lozan ve sonrasında gerçekleştirilen Protokol(1968) gereği öngörülen meşru yasal haklarına rağmen AB toprağı olan Yunanistan’dan azınlık haklarını dahi alamadıkları gibi.
O halde garantiler veya güvenlik konusunda ne olmalı? Türkiye ve KKTC’nin bu süreçten sonra yapması gereken savunma nitelikli hava ve deniz üslerini KKTC’de kurması yoluna gitmesidir. Zira GKRY halen aşırı silahlanma ve profesyonel ordusunu güçlendirme peşinde hareket ederek askeri nitelikli ikili antlaşmaları sürdürmekte ve adeta bölgenin askerileştirilmesine önem vermektedir. Hem de bunu Türkiye’ye karşı yaptığını açıkça dile getirerek, Helenizm çıkarlarını koruma adına gerçekleştirmektedir. Bu nedenle Garanti antlaşmalarının hiçbir şekilde mevcut halinde öngörülen hükümlerinden sapmadan ve Zürih’deki dokunulmaz hak statüsünün anayasal düzen ile korunması şerhi ile sürdürülmesi gerekmektedir. Zira bölgesel barış ve güvenliğin Türkiye’nin öncülüğünde ancak korunabileceği, Kıbrıs’ta ise bunun TSK’nin etkin ve fiili varlığının sürdürülmesi ile mümkün olduğu unutulmamalıdır. Anavatan Türkiye’nin bu konuda Kıbrıs Türkleri yanında olacağı kanaati yüksektir. Kısaca, Rum-Yunan talepleri doğrultusunda, Garantilerin mevcudiyetinin kaldırılması Kıbrıs Türklüğünün sonuna imza koymak manası ile eş olacağından buna müsaade edilmeyeceği değerlendirilmektedir. Haklarımıza sahip çıkma zamanıdır. Esen kalın.
​​​​​​​Dr. Emete GÖZÜGÜZELLİ

Yorumlar