İtalya’da Masonlar Amerika’da Trump dertli!

POMPEO QAFQAZ DEYƏRKƏN AZƏRBAYCANI NƏZƏRDƏ TUTUB

İran-ABŞ qarşıdurması: Regionda daha bir Suriyanın yaranma ehtimalı var?

Thomas de Waal: Karabakh peace process needs shaking up – but not too much

Dış politikada 27 Haziran mektupları…

Gündem 4 Temmuz 2016
477

27 Haziran mektupları…

ünal
30 Haziran tarihli Washington Post ilginç bir haber geçti.
Buna göre, ABD yönetimi 27 Haziran tarihinde Rusya’ya Suriye sorununun çözümünde yeni bir işbirliği planı öneriyor. ABD, bölgede El-Kaide bağlantılı Al-Nusra ve diğer cihatçı örgütlere karşı Rusya ile hedeflere yönelik istihbarat paylaşımı ve bu hedeflerin birlikte bombalanması için teklif sunuyor.

Rusya’dan ise, bunun karşılığında daha küçük ve ılımlı muhalefet unsurlarına karşı operasyon yapmayı durdurmasını, Esad rejimini de bunlara yönelik saldırılarına ara vermesi konusunda ikna etmesini istiyor. Böylelikle, ABD adeta Suriye’deki küçük muhalif grupları kolluyor.

Bu teklifin ana fikri şu: ABD’nin Suriye’deki temel hedefi IŞİD’i yok etmek. Bu hedefe yönelik harekatta ABD, Rusya, Esad rejimi ve PYD birlikte hareket ediyorlar. Ancak Al-Nusra ve benzeri cihatçı örgütler Esad rejimine karşı savaşıyor. Bu durumda Esad rejimi dikkatini sadece IŞİD ile mücadeleye veremiyor, çift düşman ile mücadele ediyor. Bu da ABD’nin planladığı ittifakın etkinliğinin bir ölçüde zayıflamasına yol açıyor.

Suriye’de Esad rejiminin sorun oluşturduğu ve artık iktidardan ayrılması gerektiği görüşü ABD’nin savunmadığı bir tutum değil. Muhalefetin bazı küçük gruplarını da bu amaçla destekliyor. Ancak bir yandan IŞİD ile savaşırken bir yandan da Esad rejimine karşı bu tutumu sürdüren ABD konunun Cenevre görüşmeleri üzerinden yönetilebileceğini düşünmüştü.

Cenevre görüşmeleri sonuç getirmedi. Dolayısıyla, şimdi sahada köklü bir strateji değişikliğine ihtiyaç var. O da, Esad rejimi dahil, tüm güçlerin dikkatlerini tek bir düşmana karşı odaklaştırmalarını gerektiriyor: IŞİD! Bunun için de, Esad rejiminin kendini yıpratan diğer tehditlerden arındırılması gerekiyor. İşte Al-Nusra ve diğer cihatçı örgütlere karşı ABD’nin Rusya ile birlikte hareket etmeye karar vermesinin nedenini de bu oluşturuyor.

Rusya başından beri Al-Nusra ve diğer cihatçı örgütlere karşı Esad rejimine yardım ediyor, ABD’yi de bu örgütlere karşı yeterince güçlü bir mücadele vermemekle suçluyordu. Yeni stratejiyle birlikte Suriye sahasında artık ABD ile Rusya arasında ciddi bir görüş ayrılığı da kalmayacak ve istenmeyen bir tırmanmanın da önüne geçilebilecek.

27 Haziran bir başka açıdan daha önemliydi. Kremlin Türkiye Cumhurbaşkanı tarafından Rusya Devlet Başkanı’na bir mektup gönderildiğini, bu mektubun Rusya’nın düşürülen uçağı nedeniyle bozulan Rusya-Türkiye ilişkilerinin normalleşmesi için öne sürdüğü özür koşulunu karşıladığını ve iki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden eski haline döndürülmesi için çalışmaların başlayabileceğini o gün açıkladı.

İki mektubun ya da açıklamanın aynı tarihe gelmesi tesadüf dahi olsa, bazı çevrelerde Türkiye-Rusya normalleşmesine ABD’nin de kolaylaştırıcılık yaptığına dair güçlü bir inanç var. Ne de olsa, Suriye’de yeni bir strateji platformu oluşturulurken, bunu zedeleyebilecek her türlü engelin önüne geçmek gerekiyor. Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkilerin de bu bağlamda genel Batı-Rusya stratejik dengelerini olumsuz etkilememesi beklenir.

Suriye’deki yeni yaklaşıma biraz daha yakından göz atacak olursak, bu stratejinin Esad rejimini güçlendireceğini, Rusya ve Şam’ın Suriye problemi ile ilgili olarak daha kuvvetli bir pozisyon kazanacaklarını görmemek mümkün değil. Her ne kadar ılımlı ve küçük muhalefet gruplarının “korunması” gibi yorumlanabilecek bir formülden söz ediliyorsa da, bu küçük gruplar Esad rejimine karşı Al-Nusra ve diğer cihatçı gruplar kadar etkili değiller. Dolayısıyla, etkili grupların zayıflatılması, ardından da IŞİD belasının bertaraf edilmesinden sonra, Rusya ve Şam’ın küçük muhalif gruplarla baş etmesi hiç de zor olmayacak.

ABD’nin planındaki zayıf halka da aslında işin bu yönü. Ancak ABD için varsa yoksa öncelik IŞİD olduğu için bu pek önemsenmiyor.

Peki, Türkiye bu resmin neresinde? Esad rejimini başlıca düşman ilan eden ve ona karşı savaşan irili ufaklı tüm örgütleri destekleyen Türkiye’nin Suriye’de bir strateji değişikliği sonunda ABD ile Rusya’nın yakınlaşmasını ve bunun sonucunda Şam’ın sahada daha güçlü bir konuma gelmesini hoş karşılaması pek beklenemez. Ama yapacak birşey de yok.

Türkiye’nin dış politikasındaki tıkanıklıklar genelde Suriye sorunuyla birlikte yoğunlaştı. Şimdi bir yandan İsrail ile ilişkilerin normalleştirilmesi başlatılırken, bir yandan da buna paralel şekilde Rusya ile ilişkilerin normalleştirilmesi için adımlar atılırken, bu dış politika hamlelerinin daha geniş bir perspektifte desteklenmesi, güçlendirilmesi gerekiyor.

Türkiye Suriye’de Esad rejimi, Rusya ve PYD ile husumet içindeydi. “Düşmanlarımızın azaltılması” bağlamında Rusya ile ilişkiler yeniden düzeliyorsa, bu gelişme Esad rejimine yönelik haykırışlarımızın da yatışması sonucunu doğurabilir. Bu durumda Türkiye’nin Suriye’deki düşmanlarını azaltan eleğin üzerinde sadece PYD kalıyor.

Türkiye, PYD ile IŞİD karşıtı ittifakını şimdilik sürdüren Esad rejiminin Suriye’de kartlar yeniden dağıtılırken bu örgüte karşı gerçek tutumunu belirleyeceğini umuyor olabilir. O zaman Esad rejimiyle Türkiye’nin Suriye’li Kürtler konusunda ortak bir anlayış içine girebileceklerini de umuyor olabilir.

Oysa hem Türkiye kamuoyu, hem dünya kamuoyu 28 Haziran tarihinde Türkiye’nin bağrını yakan IŞİD terör saldırısı sonucunda artık Türkiye’nin de gözlerinin açılmasını umuyor. IŞİD’in ne kadar büyük bir tehdit oluşturduğunu anlamasını bekliyor. Bunun daha fazla can yanmadan gerçekleşmesini ve mücadelenin buna göre sürdürülmesini istiyor. Olur mu acaba?

Buruk ve acılı günlerden geçiyoruz. Yine de Bayramın huzur ve barış getirmesi dileklerimle…
Ünal Çeviköz

Yorumlar