PREZİDENT KİMİN TƏRƏFİNDƏDİR?

Nikol Paşinyan Ermənistanın Saakaşvilisi ola biləcəkmi ?

Rus senatör: Türkiye en doğrusunu yaptı, altını ABD’de bulundurmak çok tehlikeli

Devleti Okumak

Kasım Süleymani’nin Gizemi ve Irak’taki Rolü

İran 4 Ekim 2016
851

Kasım Süleymani’nin Gizemi ve Irak’taki Rolü
Kasım Süleymani, Afganistan’dan Filistin’e bir dizi Ortadoğu meselesinde son 10 yıldır gündeme gelen bir isim. Ancak bu kişinin hayatına ve söz konusu meselelerdeki muammalı rolüne dair ayrıntılar pek azdır. New Yorker dergisinde Dexter Filkins imzasıyla 30 Eylül’de çıkan “The Shadow Commander” (Gölge Komutan) başlıklı makale, Süleymani’nin hayatı ve özellikle Irak’la Suriye’de oynadığı role dair son zamanların en kapsamlı yazısı.

Wall Street Journal gazetesi de geçtiğimiz günlerde Süleymani’ye atıfta bulundu ve onu, Türk Milli İstihbarat Teşkilatı’nın müsteşarı Hakan Fidan ve Suudi Prens Bandar’la birlikte bölgesel gelişmelere yön veren üç istihbarat şefi arasında saydı.

Süleymani’ye dair bilhassa Irak’taki icraatı bağlamında çok daha fazlası söylenebilir. Buna ABD güçlerine karşı savaşan silahlı gruplara verdiği destek de dâhil.

İlk Tecrübeler

İran Devrim Muhafızları’nın özel birimi Kudüs Gücü’ne komuta eden Süleymani’nin askeri kariyeri, İslam Devrimi’nin ilk yıllarında başladı. Süleymani ilk muharebe tecrübesini, Batı İran’ın Mahabad bölgesinde silahlı Kürt isyancıların bastırılmasında yer alarak kazandı. Harekâtta önemli bir komuta görevine sahip olmasa da Süleymani’nin burada edindiği düzensiz savaş tecrübesi, onun Devrim Muhafızları’ndaki yükselişine zemin hazırlayan önemli bir aşamaydı.

İranlı Kürtlerin bastırılmasından sonra Süleymani, 1980’de patlak veren İran-Irak savaşına hemen başından itibaren katıldı ve memleketi Kerman’dan bizzat toplayıp eğittiği askerlerden oluşan bir birliğin komutanı olarak görev yaptı. Irak ordusunun Huzistan eyaletinde işgal ettiği toprakların geri alınmasını sağlayan bir dizi harekâtta yer alan Süleymani, hızla terfi etmeye başladı ve neticede 41. Tarallah Tümeni’nin komutanlığına getirildi.

Süleymani, sekiz yıllık İran-Irak savaşındaki harekâtların çoğuna katıldı. Ayrıca, Ramazan Karargâhı tarafından Irak toprakları içinde icra edilen çeşitli düzensiz savaş operasyonlarının yönetilmesi ve örgütlenmesinde yer aldı. İşte bu esnada, Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’e muhalif Iraklı Kürt liderlerle temas kurdu. Aynı şekilde, Saddam rejimine karşı İran’ın yanında savaşan Iraklıların oluşturduğu Bedir Örgütü’yle de bu dönemde ilişki geliştirdi. İlk başta Bedir Tugayı olarak adlandırılan bu yapı, sonraları Bedir Birliği ismini aldı. 1991 Körfez Savaşı’nın başlarında Saddam’a karşı bir de Şii ayaklanması patlak verdi. Ayaklanma sırasında Bedir güçlerinin silahlı eylemlerini planlayıp yöneten kişilerden biri de Süleymani’ydi.

Şii isyanı bastırılınca, Süleymani komutasındaki 41. Tümen, Güney İran’a gönderildi. Tümene verilen görev, Kerman, Sistan-Belucistan ve Horasan eyaletlerinde bir dizi çöllük bölgeyi ele geçiren uyuşturucu çetelerinin dağıtılmasıydı.

Süleymani, hiçbir üniversite veya askeri okuldan mezun olmadı. Ancak düzensiz savaş harekâtlarına komuta ederek ve çölde savaşarak edindiği tecrübe ve uzmanlık, onu Kudüs Gücü’nün başına taşımaya yetti. Kudüs Gücü’nün uzmanlık alanı ise İran sınırları dışında icra edilen silahlı operasyonlar.

Irak’ta Kurulan İlişkiler

Süleymani, Kudüs Gücü’nün faaliyet ve sorumluluk alanını hem geliştirdi hem genişletti. Birliğin dokunaçları, Afganistan, Irak, Tacikistan gibi komşu ülkelerin yanı sıra dünyanın uzak köşelerine de uzandı ve askeri konuların yanı sıra diplomatik alanı da etkilemeye başladı. Neticede Süleymani,- diplomatik teamüle aykırı bir şekilde- Irak ve Afganistan konularında ABD’yle yürütülen iş birliği temaslarında tek yetkili hâline geldi. İran’ın Irak’a atadığı sefirleri neden askeri ve güvenlik tecrübesine sahip kişiler arasından seçtiği belki de böylece açıklık kazanıyor. Nitekim hem mevcut Büyükelçi Hasan Danaifer hem selefi Hasan Kazımi Kumi, Devrim Muhafızları geçmişi olan ve İran güvenlik yapısında geniş tecrübeye sahip kişilerdir.

Süleymani, yıllar içerisinde Irak’ta her meşrepten siyasetçi ve partiyi kapsayan geniş bir ilişkiler ağı kurmayı başardı. Bunun temelinde, İran-Irak savaşı sırasında Kürt ve Bedir önderleriyle kurulan tanışıklık vardı. Geçmişte İran’la bağlantısı olmayan Şii grupları da bu ilişkiler ağına katan Süleymani, bunu özellikle iki kişinin yardımıyla başardı: Kudüs Gücü ve İran İstihbarat Bakanlığı’nın etkili ismi Ebu Mehdi El Mühendis ve eskiden Bedir’in genelkurmay başkanlığını ve liderliğini yürütmüş olan Irak’ın mevcut Ulaştırma Bakanı Hadi El Amiri. Süleymani, Irak’ta kimi Sünni şahıs ve gruplarla da ilişki halinde olduğunu açıkça belirtmiştir. Bunların arasında en dikkat çekici isim, Irak Meclis Başkanı Usame El Nuceyfi. Nitekim Nuceyfi, Sülyemani’nin annesinin ölümü üzerine Tahran’da düzenlenen bir taziye toplantısına da katılmıştır.

Yukarıda belirtildiği gibi, Kudüs Gücü komutanının Irak’taki faaliyetleri hem askeri hem siyasi konuları kapsıyor. Irak’ın 2003’teki işgalinden sonra Süleymani, ABD güçlerine karşı savaşan hem Sünni hem Şii silahlı gruplara destek verdi. Siyaset sahnesine gelince, Süleymani’yle doğrudan veya dolaylı yollardan anlayış birliği yahut da ilişki kurmamış herhangi bir Sünni veya Şii oluşumun Irak hükümetinde yer alması oldukça nadirdir. Süleymani’nin bağları ve koordinasyon faaliyetleri, Irak’ın farklı etnik ve dini kesimlerini temsil eden etkin toplumsal grupları da kapsıyor. Bunların arasında dini topluluklar, medya organları ve sivil toplum kuruluşları yer alıyor.

Yardımlaşmayı Etkinleştirmek

Süleymani’nin Irak’taki etkinliği, bu noktaya nasıl gelindiği sorusunu doğuruyor. Bu bağlamda altının çizilmesi gereken birkaç nokta var.

Birincisi, ABD Irak’ı işgal ederken savaş sonrası dönemde destek alabileceği muhalif unsurlarla bir ilişki ağı kurmadan harekete geçti. Buna karşın İran, 30 yıl boyunca kapsamlı ilişkiler oluşturmak için çalışmış, kimi Iraklı gruplara ev sahipliği yaparken İran dışındaki Kürt, Şii ve Sünni oluşumlarla bağlar kurmuştu. Süleymani, mevcut ilişkileri kullanıp güçlendirdi ve bu ağı, farklı grupların ortak menfaatleri üzerinden Tahran’a bağlamayı başardı. ABD ise işgal öncesi ortak çıkarlar temelinde benzer bir ağ kurmaya dönük görünür bir çaba göstermedi ve yalnızca askeri gücüne güvendi.

İkincisi, Irak’ın hem Şii hem Sünni İslamcı partileri ile İran İslam Cumhuriyeti arasında güçlü bir ideolojik bağ mevcut. Bu bağ nedeniyle taraflar birbirileri için yaptıklarını milli bir menfaatten önce dini bir görev olarak görüyor. Dolayısıyla, söz konusu ilişkilerin büyük bölümü, yardımlaşma mantığı çerçevesinde ele alınarak yorumlanmalı.

İdeolojik bağlar, İslam Devrimi’nin İran’daki zaferine kadar uzanıyor. İranlılar, devrim sonrası yeni anayasayı hazırlarken, Iraklı Şii din adamı Muhammed Bekir El-Sadr’ın öğretisini benimsedi ve anayasayı bu temelde şekillendirdi. Irak’ta günümüzde de faaliyette olan İslami Dava Partisi’nin kurucusu ve ruhani önderi olan Sadr da takipçilerine “büyük başarı” diye tabir ettiği devrimi sürdürme çağrısı yapardı. Öte yandan, Sünni Müslüman Kardeşler hareketinin ideolojisi de İslami rejimin ne şekilde evrileceği konusunda teorik katkılar sağladı.

Üçüncüsü, Irak’ta uzun yıllar süren baskıcı Baas devri noktalanırken Saddam’la birlikte tüm devlet kurumları da çöktü. 2003’te son bulan rejimin ardında bölünmüş, tabakalar halinde bir Irak toplumu kaldı. Bunun sonucunda, farklı toplumsal kesimler hem birbirine karşı hem çeşitli çete ve aşırı gruplar karşısında sığınacak yer ararken ulusal, bölgesel ve uluslararası menfaatler de ayrıştı. İşgal ve isyan yıllarında çoğu komşu ülke ve bölgesel güç, Irak’a kapısını kapatırken İran tam tersine kapılarını açtı. Pek çok alanda tezahür eden bu hamlenin perde arkasındaki yöneticisi de Süleymani’ydi.

Irak ekonomisini ayağa kaldırmak için yardım eden İran, iki ülke arasında inanç turizmini teşvik etti. İran ve Irak vatandaşları, pasaport veya başka bir resmi belge olmaksızın iki ülke arasında seyahat imkânına kavuştu. Bu serbesti, inanç turizmi tekrar resmi kurallar gerektirecek yoğunluğa ulaşana dek sürdü.

İran ayrıca Irak’ta yeni kurulan dini partileri madden destekledi ve yaygınlaşmaları için çaba sarf etti. Yukarıda da belirtildiği gibi İran, Irak’ın çeşitli bölgelerinde Amerikalılara karşı savaşan silahlı gruplara da yardım etti. Öte yandan, Irak’ta İran himayesinde hükümet kurulunca, ülkede istikrarın sağlanması için ABD’ye destek sağladı.

Sonuç olarak, görünen o ki Süleymani’nin nüfuzu, şahsı ve görevini fazlasıyla aşan bir durumu yansıtmaktadır. Bu nüfuz, Irak toplumuyla hükümetini İran’a bağlayan derin kurumsal ilişkilere dayanmaktadır. Irak’ın 1980’deki saldırısı, ikili ilişkileri bozmuş ve İran’ı böyle bir olayın tekrarını önlemek için harekete geçirmiştir. İran, Irak’tan gelebilecek tehditleri bertaraf etmek istemiş ve bunu sağlayacak koşulları yaratmaya gayret etmiştir.

Iraklılar ise ne İran’a saldırmalı ne de İran’ın vekilliğine soyunmalıdır. Irak, karşılıklı menfaate dayanan bağları dengeye oturtmalı ve İran’ın müdahalelerine izin vermeyerek makul bir siyasi ilişkiyi sağlamalıdır.

Ali Mamouri, dini konular üzerine uzmanlaşmış bir araştırmacı yazardır. Mamouri, İran ve Irak’ta dini okullarda ve ayrıca İran üniversitelerinde eğitmenlik yapmıştır. Yazarın dini konularda ve Ortadoğu’da toplumsal dönüşüm ve mezhepçilik üzerine yazdığı bir dizi makale, her iki ülkede yayımlanmıştır.

Ali Mamouri
www.al-monitor.com

Yorumlar