Rusya: ABD, Türkiye ile askeri teknik işbirliğimizden vazgeçtirtmeye çalışıyor

Afganistan Türklüğü ve Türk Dünyasının Büyük İmtihanı

Rusya’nın anadil dersleri politikası faciası

ABD heyeti, Ankara’da İran yaptırımlarını görüştü

Boşnak katili Avrupa’da faşizmin ayak sesleri!

Gündem 13 Mart 2017
914

Hollanda ile yaşanılan krizde unutulan bir ayrıntı var. Hollanda, tüccar-sömürgeci bir ulusun kozmopolit atmosferi ve önemli araştırmacıların enerjileri neticesinde Doğu (Şarkiyat/oryantalizm) çalışmalarında öncü bir konuma gelmiş bir ülke. Bizi bizden daha iyi tanıdıkları söylenebilir. Daha biz, “-dandini dastana danalar girsin” tekerlemesini söylerken, Hollandalılar, 16. y.y.ın sonunda ve 17. Yüzyılın başında Arapça kitap basımı yapabiliyordu. İki Hollandalı Thomas van Erpe (1584–1624) ve öğrencisi Jacob Golius (1596–1667), Arapça dil bilgisi kitabını ve doğru filolojik kurallara dayalı bir metnin ilk edisyonunu yayımlamıştı. Hollanda 17. asrın başlarında Hollanda–Hind şirketi yoluyla Doğu Hind adalarını (Endonezya) istila etmişti. İslam’ı tanıma konusunda ilk ciddi bilimsel girişimler Hollanda’nın Utrecht Üniversitesi’nde Doğu dilleri profesörü olan Adrien Reland (ö. 1718) tarafından gerçekleştirildi ve o 1705 yılında Latince İslam Dini adlı kitabını yayınlamıştı. Hollandalı oryantalist Snouck Hurgronje, 1884-85 yıllarında kıyafet ve isim değiştirip (Abdülgaffar adını alarak) bir yıl süreyle Hicaz’da yaşadı, özellikle hac mevsiminde İslam coğrafyasının dört bir yanından gelen Müslümanlar üzerinde son derece hassas gözlemlerde bulundu. Gözlemlerini gerek Batı’daki meslektaşlarına yazdığı mektuplarda, gerekse 19. Yüzyılın İkinci Yarısında Mekke isimli iki ciltlik kitabında bir araya getirmişti. O döneme kadar ağırlıklı olarak Kur’an merkezli yürüyen Oryantalist çalışmalar, Hurgronje’nin uyarılarından sonra ‘Sünnet/Hadis’ alanına kaymıştır. 1899- 1906 arası sömürge hükümetine Müslüman politikası konusunda danışmanlık yaptı. Yüzlerce örnek vermek mümkün, örneğin Hollanda’nın Leiden Üniversitesi Türkiye Çalışmaları Bölümü var. Sadece Türkiye’yi değil tüm İslam coğrafyasını karış karış taradılar, derleme yaptılar, Müslümanları ve İslam’ı tanımlayan bazı kavramları geliştirdiler. Öyleki İslam’ın nasıl anlaşılması gerektiğini onlar belirledi. Fundamentalist dediklerinde anlaşılması gereken aşırı İslamcılardı. Önce aşırı İslamcıların zihniyet ve yol haritasını şekillendiren fikirleri empoze ettiler. İlk kullandıkları Arabistan Vehhabiliği oldu. Akılcı değil nakilci din anlayışını kendi çıkarları açısından elzem buldular, dini bir ideolojiye dönüştürdüler. Allah adına insanları katleden, zulmeden bedevilerle oluşturdukları Müslüman imajından İslamofobi çıkarmak, onlar için çocuk oyuncağıydı.

Avrupa’da iki önemli fobiden söz edilebilir; Turcophobia ve İslamofobi. Türk düşmanlığı, Türk karşıtlığı ya da Türk fobisi, Anti-Turkism ya da Turcophobia, Türklere, Türk kültürüne, Osmanlı İmparatorluğu’na, Türkiye’ye ve Türk halklarına karşı olan düşmanlık olarak tanımlanır. Türk düşmanlığı her zaman sadece Türk halklarına karşı değil, Balkan Müslümanlarına, özellikle Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar ve Torbeşlere de yönelir. Nitekim Boşnaklar ve Arnavutlar bu fobinin canlı tanığı ve kurbanı oldu. Hatırlarsak Hollandalı Komutan Thom Karremans kendisine sığınan 25 bin mülteciyi ve şehri Sırplara teslim etmişti. Ratko Mladiç komutasındaki VRS (Bosna Sırp Cumhuriyeti Ordusu) birlikleri Srebrenitsa’ya girdiğinde Mladiç kameralara şunları diyordu: “Bugün 11 Temmuz 1995. Sırplar için kutsal bir günün yıl dönümünü kutlamadan önce Sırp Srebrenitsa’dayız. Bu kenti Sırp milletine armağan ediyoruz. Osmanlı’ya karşı gerçekleştirdiğimiz ayaklanmanın anısına, Türklerden öç alma vakti gelmiştir.” (katil Mladiç’in Türk dediği ise Bosnalı Müslümanlardı) 10000 kişiyi esir alan askeri grup Mladiç’in emriyle esirleri öldürmeye başladı. 5 gün süren katliamda 8372 kişi öldürüldü.

O nedenle Turcophobia ve İslamofobi; Avrupa ve ABD’de aşırı sağ grupların ideolojisini oluşturur. Almanya, Belçika, Bulgaristan, Çin, Polonya, Ermenistan, ABD, İsveç, Danimarka, Fransa, İran ve Rusya gibi ülkelerde Türkler, ırkçı saldırılara uğrar. Son Almanya ve Hollanda’da yaşanan son olaylarda bu saldırılar, gerçek yüzlerini göstermesi açısından önemli. İslamofobi, “İslam korkusu” demektir. Müslümanlara ve İslam dinine karşı sürdürüle gelen ön yargı ve ayrımcılıktan kaynaklanır. Müslümanlara karşı duyulan irrasyonel nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve kin besleme anlamındadır. ‘İslam korkusu’ anlamına gelen ‘İslamofobi’ kavramı, özellikle Batı dünyasında yaygın şekilde kullanılan ve Müslümanlara karşı ayrımcılığı meşru görme durumunu ifade eden yapısıyla, “Anti-Semitizm” tanımlamasında ‘karşıtlığı’ vurgularken sözkonusu Müslümanlar olunca ‘korku’yu öne çıkarması, Batı’nın insan hakları, demokrasi, çokkültürlülük vb. söylemleri ile eylemleri arasında ne kadar derin mesafeler olduğunun açık bir delilidir. (Bkz. http://www.islamophobiaeurope.com/tr/2015-avrupa-islamofobi-raporunu-insanligin-dikkatine-sunabilmek/ )

Yabancı düşmanlığı, ayrımcılık ve ırkçılığın, 11 Eylül sonrasında, din ekseni ve İslam karşıtlığı (İslamofobi) ile yeni bir boyut kazandığı günümüzde bu yöndeki söylem ve uygulamalarda artış olduğu gözleniyor. Batı Avrupa ülkelerinde yaşayan Türk toplumu bu ülkelerdeki Müslüman nüfusun önemli bir bölümünü oluşturmakta ve bu olumsuz eğilimlerde doğrudan etkilenmekte. IŞİD terörünün Avrupa ülkelerinde yol açtığı panik, Avrupa halklarının kolektif bilinçaltında Turcophobia ve İslamofobi’yi tam gaz körüklüyor. 2015 yılında Avrupa’da yaşanan iki önemli gelişme, bütün Avrupa kıtasındaki Müslüman karşıtı ırkçılığın artmasında önemli rol oynadı. Öncelikle Suriye krizinin derinleşmesiyle ortaya çıkan sözde ‘mülteci krizi’ Avrupa genelindeki Müslüman karşıtı ırkçılığı büyüttü. İkinci olarak 2015 yılında Paris’te yaşanan terör saldırıları, Avrupa genelinde İslam ve İslamofobiyi ön plana çıkardı. (Bkz. www.islamophobiaeurope.com – http://www.kafkassam.com/avrupa-turklerini-zor-gunler-bekliyor.html )
Avrupa’da yükselen aşırı sağcı eğilimler, Avrupa’nın sonunu hazırlıyor. Avrupa Birliği gibi makro milliyetçi bir çizgiden Felemenk, İngiliz, Cermen, Fransa, İspanyol, Portekiz, İtalyan eksenli mikro milliyetçiliğe kayış, geçiş söz konusu. Geçmişte bunun Avrupa’da iki açılımı, Faşizm ve Nazizm oldu. Yahudi düşmanlığı tavan yaptı. Birinci ve İkinci Dünya savaşları yaşandı. Belki olay ilk etapta, Türk Hükümeti ile Avrupa hükümetleri arasındaki seçim tartışmaları gibi görünse de arka planda ve tarihsel temelde şarkiyat yani oryantalist araştırmaların oluşturduğu perspektif var. Avrupa faşizminin ayak sesleri duyuluyor.

Ömür Çelikdönmez
Twitter:@ oc32oc39
omurcelikdonmez@hotmail.com

Yorumlar