Hazar’ın Sultanı Mihriban Paşa!

“Muharrem”-“Recep” qovğası – Türk seçicisi iki seçim arasında

Civil service system in Azerbaijan

Հեղափոխություններից հետո կալանավորումներից հնարավոր չէ խուսափել

Ankara saldırısının hedefi

Türkiye 20 Şubat 2016
422

Ankara saldırısının hedefi TSK’yı Suriye’ye müdahaleye zorlamak mı? Geçen hafta Münih’te ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Uluslararası Suriye Destek Grubu (ISSG) zirvesinde Suriye çapında bir hafta içinde devreye girecek bir ateşkes üzerinde anlaşıldığını söyledi.

Bu ne anlama geliyor? Kim kiminle ateşkes yapacak? Münih’te ateşkesin planlandığı bir zaman dilimi içinde Türkiye neden Suudi jetlerine üslerini açarak Irak’ta yaptığımız hatayı tekrarlamayarak Suriye’ye girmeliyiz imalarında bulundu? Dört sene beklemiş Türkiye ateşkes kararının açıklandığı günlerde neden çözümü farklı alternatiflerde aramaya başladı? Soruları Suriye içine girerek artırabiliriz. Suriye’de artık Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) dediğimiz ve netice alma ihtimali olan bir yapılanma kalmış mıdır? Esed katilinin gitmeyeceği kesinlik kazandığına göre Suriye’de Ankara’nın B planı nedir? Çok doğru ve yerinde bir kararla Suriye’de herhangi bir paramiliter yapı ile karşı karşıya gelmemek ve bu bataklıkta riske girmemek için birkaç ay önce Süleyman Şah Türbesi’ni taşıyıp Kürt bölgesine yeniden inşa eden Ankara hangi saiklerle bugün savaşmanın daha makul olduğunu düşünmektedir? Türkiye bölgedeki Kürtlerle bir uzlaşı zemini bulmadan Suriye sorunundan büyük kayıplar vermeden çıkma ihtimali bulunmuyor. Ankara komşusunda çıkan iç savaşın ilk dönemlerinde Barzani ile birlikte Suriye Kürtlerine sahip çıkıp onların yaşam haklarını garanti altına almış ya da bu tür bir organizasyona öncülük etmiş olsa bölge PKK’nın eline bu kadar güçlü bir şekilde geçmeyebilirdi. Ortadoğu’da özellikle Arap devrimleri akabinde İhvan-ı Müslim hareketi dışında kolay kolay yakın partner kabul etmeyen dış politika yapıcılarımız Suriye ekseninde doğrudan savaşa girmek hariç yapılacak her türlü hatayı ifa etmiş oldu.

Batı işin başında “ben yokum” demişti

Irak’a “demokrasi” getirmeye çalışan ve Libya’ya NATO ile müdahale edip sistem değiştirme gayretine giren Batı büyük bir hezimete uğradı. Afganistan’da bile çok uzun çabalara rağmen ülkede Taliban etkisi bitirilemedi. Batı, Suriye’ye askeri müdahale yapmayacağını, çatışmanın başladığı ilk günlerde ifade etmişti. Tanıdıkları diktatör Esed’i tanımadıkları otoriter yapılara tercih ettiklerini doğrudan ve dolaylı yöntemlerle ifade edenler bile çıkıştı.

Uzun bir süre vekalet savaşları şeklinde vuku bulan Suriye iç savaşına, kısa süre önce Rusya büyük riskler alarak dört koldan girdi ve Batı’nın büyük tepki vermemesi için iki önemli hedefi sürekli ön plana çıkarttı: 1. Suriye’ye hakim olarak asayişi sağlamak ve bir düzen tesis etmek. 2. IŞİD ile mücadele ederek örgütün yayılmasını engellemek. Batılı ülkeleri Suriye’de inşa edilecek Kürt bölgesinin garantisini aldıktan sonra Suriye’yi muhtemelen Esed yönetiminde Putin’in nüfuz alanına bıraktı. Zira yaşanabilir bir Suriye ne kadar erken tesis edilirse göçmen akını o kadar seri bir şekilde duracak ve mevcut göçmenleri geri göndermek de o kadar kolay olacak. Göçmen sorunu ile yaşamaya alışan Türkiye için bu satırların havada uçuşan ve çok karşılığı olmayan ifadeler olduğunu biliyorum. Oysa göçmen sorunu Avrupa’nın tartışmasız en güçlü ve başarılı lideri Merkel’i koltuğundan etmek üzere.

Sorun sadece yakın gelecekte alternatif bir çözüm planına dahil edilemediği için bizim algılayabildiğimizin ötesinde toplumsal kırılmalara yol açıyor. Suriye’de herhangi bir aktörün ortaya koyabileceği herhangi bir çözümü Batı satın alacaktı. Bu başarıyı Türkiye ve Suudi Arabistan göstermiş olsaydı da destek göreceklerdi, Rusya ve İran ekseni gösterdiği için de destek görüyor. Özetle Suriye sorununun göbeği ağırlıklı olarak Rusya’nın tercihleri ve Batı ile yapılacak Kürt bölgesi pazarlığı ekseninde kesilmiştir. Ankara’nın ısrarla PYD’yi terör örgütü tanıtma çabasına rağmen, üslerini açarak destek verdiği stratejik ortağı ABD’nin “biz öyle düşünmüyoruz” duruşu çok büyük sürprizler vuku bulmazsa hiçbir zaman değişmeyecek. AKP iktidarının öngöremediği Suriye sorununun bir sonucu olarak PYD artık Türkiye’nin kara komşusudur ve maalesef halihazırda aynı anda ABD ve Rusya ile iyi geçinerek Türkiye’den daha fazla küresel destek görmektedir.

Ankara patlamasının hesabını Suriye’de mi sormalı?

Peki, tüm bunlar vuku bulurken Ankara’nın ortasında onlarca askeri şehit eden terör saldırısını kim ya da kimler gerçekleştirdi ve asıl hedefleri neydi? Saldırının öncelikle Türkiye’den ziyade TSK’ya karşı yapıldığını düşünüyorum. Bir güç TSK’nın kimyasını bozmak istiyor. Bu kanlı saldırıyı yapanın iki farklı hedefi olabilir. Suriye’ye girme Suudi jetleri seni koruyamaz. Seni evinde bile vururuz. İkinci tehdit ya da motivasyon ise tamamen aksi istikamette olabilir: “Bakın evinde vurduğumuz TSK hâlâ sınırı aşıp Suriye’ye müdahale etmiyor.” Türkiye kamuoyu Suriye’ye müdahaleye karşı AKP’nin tabanı dahil olmak üzere büyük ölçüde bu belaya bulaşmamaktan yana. Bu tür saldırılarla gizli bir güç TSK’nın kışlasında sabırla beklemesini sorgulatmak istemiş olabilir.

Neresinden bakarsak bakalım TSK’yı hedef alan ve doğrudan Suriye sorunu ile alakalı bir saldırı olduğu anlaşılıyor. Halbuki terör saldırısının sorumlusu istihbarat ve güvenlik güçleridir. Terörist dışarıdan gelmiş olsa bile sorun Türkiye’nin içindedir. Periyodik olarak yedi ay içinde bir büyük terör saldırısına maruz kalarak kitleler halinde insan kaybına uğrayan Türkiye, Suriye’ye girme planlarından önce terörle mücadele ve istihbarat denklemini gözden geçirmek zorundadır. Bugün Türkiye’de şehirlere bomba taşıyan herhangi bir terörist sahte bir MİT kimliği gösterip kendisini durduran polis memurlarını tersleyerek yoluna devam edebilir mi? Bu sorunun yanıtı üstüne kafa yormamız gerekiyor. Altüst edilen emniyet teşkilatı ve güvenlik sistemimizin bedellerini ödüyor olabilir miyiz? Reyhanlı, Diyarbakır, Suruç, Ankara miting ve Ankara askeri personel katliamları düzenli olarak büyük saldırılara maruz kalan bir güvenlik yapısı ile karşı karşıya olduğumuzu göstermiyor mu? Bu kadar büyük güvenlik zaafları karşısında kimse istifa etmez ve suçu üzerine almazken TSK’yı Suriye’ye büyük bir maceraya sürme hesabı bu ülkenin yararına olabilir mi? TSK’nın üstünde kamuoyu baskısı oluşturmaya çalışan havuz medyası yazarlarının niyetleri beni büyük şüpheye sevk etmiş, patlamanın üstünden henüz birkaç saat geçmişken ordunun Suriye’ye girmesi gerektiğini savunmaları ülke adına kan dondurucu bir niyet beyanı olarak kayıtlara geçmiştir. Kürt devletini nihai sınırlarına ulaştırmak isteyen, düşürülen uçağı nedeni ile Ankara’dan intikam almayı planlayan, Türkiye’nin bölgesel güç olmasını ebediyen tarihe gömmek isteyen bütün aktörler Suriye’de savaşa giren Türkiye ile aynı anda hesaplaşmaya çalışacaktır. TSK, Suriye’de çarpışırken içeride PKK’nın senelerdir beklediği ayrılıkçı planlarını ifa etmesi için bulunmaz bir fırsat oluşabilir.

Kendisine yönelik en ufak saldırı karşısında cümlede iki kere NATO ifadesini kullanan Ankara, başta daha önce Müslüman Kardeşleri ortada bırakan, Suudi Arabistan olmak üzere kendisini yarı yolda bırakma ihtimali olan hiçbir aktörle maceraya girmemelidir. AKP karar alıcılarının kafasındaki Suriye savaşının nihai hedefi nedir? Ankara hangi müttefiklerle kime karşı ne kadar savaşmayı planlamaktadır? Rusya ve İran’ın müdahalesi karşısında ve aynı ülkelerin enerjimizi kesmeleri durumunda ne yapmayı planlamaktadır? Suriye sorununda maalesef Türkiye, diktatör Esed’den daha yalnızdır. İleride Türkiye tarihini yazacak olanlar şu ifadeleri kullanacak. AKP iktidarı Suriye sorununda öyle büyük hatalar yaptı ki ülke tarihi Suriye sorunu, öncesi ve sonrası olmak üzere fiilen ikiye bölünmüş oldu. Türkiye tarihinin en önemli kırılma noktası Suriye sorunudur. Atılacak her adım geri dönüşü ve telafisi mümkün olmayan hadiseleri tetikleme potansiyeline sahip olduğu hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir.

Prof. Dr. Savaş Genç Fatih Ünv., Uluslararası İlişkiler

Yorumlar