20 Günlük Protesto ve Afganistan Türklerinin Geleceği

Rusya: ABD, Türkiye ile askeri teknik işbirliğimizden vazgeçtirtmeye çalışıyor

Afganistan Türklüğü ve Türk Dünyasının Büyük İmtihanı

Rusya’nın anadil dersleri politikası faciası

Abdülhamit’ten Erdoğan Erdoğan’dan Hitler çıkarma operasyonu!

Gündem 1 Kasım 2016
881

Bunalımlı bir dönemde tahta çıkan Abdülhamid; Osmanlı İmparatorluğu’nun 34. padişahı ve 113. İslam halifesidir. Batı’ya karşı dengeci, Doğu’ya karşı Panislamizm politikasını geliştirmiş, ülke içinde mutlakıyeti (monarşiyi) güçlendirmişti. İngiliz, Rus, Alman ve hatta ABD istihbaratlarının “Divide et impera” yani ‘böl ve yönet’ stratejilerine mukavemet noktasında güçlü bir muhbir ağı oluşturduğundan, Osmanlı tahtında kaldığı yıllar, ‘istibdat dönemi” damgasını yemiştir. Hatta bununla yetinilmemiş, Albert Vandal adlı bir Fransız yazar, Ermeni isyanlarını bastırdığı için ‘Kızıl Sultan’ yaftasını yapıştırmıştı.

Başta İngiltere ve Fransa olmak üzere Avrupa kamuoyunda Abdülhamid’in kan dökücü bir padişah olduğu propagandası başlatıldığında Jön Türkler, destek vererek Osmanlı İmparatorluğunu parçalayan sürece en büyük katkıyı sundular. Ancak ona Kızıl Sultan diyenlerden Süleyman Nazif yıllar sonra; “Padişahım gelmemişken yâda biz / İşte geldik senden istimdada biz / Öldürürler başlasak feryada biz / Hasret olduk eski istibdada biz” dizeleriyle pişmanlığını dile getirmişti. Ne derece doğru bilmiyorum ama Mustafa Kemal Atatürk’ün de; “Abdülhamid’in idare tarzı azami müsamahadır’ dediği rivayet edilir. (Bkz. Mustafa Armağan, Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı (5 Nisan 2007). “Atatürk’e Göre II. Abdülhamid Han”. delinetciler.org. )

Cumhurbaşkanı Erdoğan için II. Abdülhamit diyenler olduğu gibi II. Atatürk diyenler de var. Aslında her iki yakıştırmanın kolektif bilinçaltında ‘diktatör’ yaftasının izlerini görmek mümkün. Sureti haktan görünüp yüceltme refleksinde bulunanlar bilerek veya bilmeyerek, günümüz Avrupa’sında, ABD medyasında ayyuka çıkan ‘diktatör Erdoğan’ karalamalarına tıpkı yüz yıl önceki Jön Türkler gibi alet oluyor, emperyalistlerin değirmenine su taşıyor. Bunu yaparken önce övüyorlar sonra sövüyorlar. Sonraki aşama belli dövmek! Abdülhamit’ten Erdoğan Erdoğan’dan Hitler çıkarma operasyonu aslında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Saddam’laştırmak.

Neden bunları yazıyorum? 676 sayılı kararnameyle, Dicle Haber Ajansı (DİHA), JİNHA, Azadiya Welat Gazetesi, Yüksekova Haber Sitesi ve Gazetesi, Evrensel Kültür ve Tiroj dergisinin de aralarında olduğu 15 basın kuruluşu kapatıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Bürosunca yürütülen soruşturma kapsamında Cumhuriyet gazetesi yönetici ve yazarları hakkında ”FETÖ ve PKK terör örgütlerine üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında, şüpheliler hakkındaki bazı suçlamalar” kamuoyu ile paylaşıldı. (Bkz. http://aa.com.tr/tr/turkiye/cumhuriyet-gazetesine-yonelik-sorusturmanin-detaylari-ortaya-cikti/676090 ) Türkiye’nin iç meselesi gibi görünen bu adli tasarrufun, küresel medya ve güç odakları tarafından bir anda Türkiye ve Erdoğan aleyhtarı kampanyaya dönüştürülmesi, önümüzdeki günlerde ‘Erdoğan’ın Saddamlaştırılması’ senaryosunun bir parçası olduğu izlenimi veriyor.

Nasıl vermesin? İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Cumhuriyet gazetesine yapılan operasyon, son kapatılan basın kuruluşları ve Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanlarının tutuklanmasının, Türkiye’de hükümet ve Cumhurbaşkanı’nın uyguladığı baskı ve yasakların giderek derinleştiğinin kanıtları olduğunu belirtti. (Bkz. .http://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-37828318 ) Uluslararası Af Örgütü Avrupa Direktörü John Dalhuisen’ın, “Bugün Türkiye’nin tek kalan ana akım muhalif gazetesine mensup gazetecilerin ve personelin gözaltına alınması, süregelen biçimde tüm eleştirel sesleri sistematik bir şekilde susturma girişiminin bir parçasıdır. Hafta sonu medya organlarının kapatılmasıyla birlikte, bu, darbe sonrası Türkiye’nin canlı medya ortamını bir çöle çeviren tasfiyenin en son dalgasıdır. Medya organlarını kapatarak, olağanüstü yetkilerin açık bir şekilde kötüye kullanımına son verilmeli ve hâlihazırda tutuklu yargılanan 130’dan fazla gazeteci derhal serbest bırakılmalıdır” sözleri de bu kampanyanın bir parçası değil mi? (Bkz. http://amnesty.org.tr/icerik/2/2008/turkiye-son-gazeteci-gozaltilari-acik-bir-sekilde-gucun-kotuye-kullanimidir )

Türkiye’yi eleştirmek ve karalamak için sıraya girenler arasında kimler var bir bakalım. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Thorbjorn Jagland, Türkiye’nin çok sayıda davayla karşılaşabileceğini söylerken, Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü Kati Piri, “Ülke neden 20 yıl geriye götürülmek isteniyor, anlamıyorum” dedi. Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Thorbjorn Jagland, Cumhuriyet yöneticilerinin ve yazarlarının gözaltına alınması konusunda Türkiye’nin pek çok davayla karşılaşabileceğini söyledi. Türkiye’nin idamı geri getirme planını eleştiren Yeşiller Partisi Eş Başkanı Cem Özdemir, Türkiye’nin demokrasi adı altında bir çeşit modern diktatörlüğe dönüştüğünü söyledi. (Bkz. https://tr.sputniknews.com/avrupa/201610311025565529-ozdemir-turkiye-modern-diktatorluk/ ) Almanya’da yayımlanan gazetelerde Türkiye’deki basın özgürlüğüne yönelik baskılar ile idam cezasının geri getirilmesi tartışmaları eleştirilirken, “Erdoğan diktatör olmadan önce frenlenmeli” yorumu ağır basıyor. Dün Cumhuriyet gazetesine yapılan baskının hemen ardından Fransız Le Monde gazetesinde Erdoğan hakkında uyarıcı sert bir başyazı kaleme alındı.

Avrupalılarla paslaşmayı seven Amerikalılar, tekeden süt çıkarmada sırayı kimseye kaptırmak istemiyor. Suriye ve Irak politikalarına takoz koyan Türkleri ellerinden gelse bir kaşık suda boğacaklar. Bu nedenle ellerine geçen her fırsatı kazanca dönüştürmek çabasındalar. Cumhuriyet gazetesine düzenlenen baskın ve göz altıların da aralarında bulunduğu Türkiye’de muhalefet medyasına uygulanan devlet baskısı, Amerika Dışişleri Bakanlığı’nın birinci gündem maddesi olmasının nedeni de bu çaba. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü John Kirby, Türkiye’de muhalefet medyasına uygulanan resmi baskıda artış gözlemlendiğini ve bunun da Amerika’yı “derinden kaygılandırdığını” söylüyor. (Bkz. http://www.basnews.com/index.php/tr/news/308665 )

Amerikalılar Avrupalılar neyse de İranlıların da bu süfli koroya katılmasına ne demeli? İran İslam Cumhuriyetinin sesi radyosunun sitesi ‘parstoday.com’da yer verilen bir yorumun; “Erdoğan aile başkanlığına doğru hareketinde muhalefeti susturma girişimleri” başlığıyla aktarılması, İranlıların bu kumpasta yer aldığını göstermez mi? İranlı analist ve Türkiye uzmanı Seyid Ali Gaememagami, “Erdoğan Başkanlık sistemini kurabilmek için MHP oylarına ihtiyacı vardır. Buna göre, MHP’nin idamın yeniden getirilmesi karşılığında başkanlık sistemine destek verecek. Ancak böyle bir karar Türkiye’nin Tamamen AB’den dışlanmasına sebep olacak. Bu sefer Erdoğan hükümeti komşu ülkelere karşı militarist ve saldırgan politikalar izlemekle birlikte AB’yle de çekişme ve gerginlik yaşayacak. Türkiye halkıysa büyük bir kayıplar yaşayacak.” yorumunda bulunuyor. Avrupalı ve Humeyni’nin büyük şeytan dediği Amerikalı yetkilerden farklı düşünmediği anlaşılmıyor mu_? (Bkz. http://parstoday.com/tr/news/turkey-i45439-erdo%C4%9Fan_aile_ba%C5%9Fkanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1na_do%C4%9Fru_hareketinde_muhalefeti_susturma_giri%C5%9Fimleri )

Yine İran patentli ‘tasnimnews.com’da Mısır hükümetinin hakim ortağı El-Ahram Vakfı’nın sahibi olduğu el-Ahram gazetesinde yine Türkiye ve Erdoğan aleyhtarı bir yorumun yer alması düşündürücü değil mi? El-Ahram Gazetesi analisti Mustafa El-Said, Recep Tayyip Erdoğan’ın Irak ve Suriye topraklarına girmekte ısrar ederek ve iki ülkenin egemenliğini görmezden gelerek, geniş çaplı bölgesel bir savaşı körüklediğini iddia ediyor. (Bkz. http://www.tasnimnews.com/tr/news/2016/11/01/1227794/erdo%C4%9Fan-geni%C5%9F-%C3%A7apl%C4%B1-b%C3%B6lgesel-bir-sava%C5%9F%C4%B1-k%C3%B6r%C3%BCkl%C3%BCyor ) Yine İran kaynaklı bir başka site ‘tr.abna24.com’; Mısırlı Arap yorumcuyu aratmayacak bir haberi servis ediyor ve diyor ki; “Erdoğan Musul’dan Halep’in kuzeyine kadar geniş çaplı bir bölgeyi işgal etmek istediğini açıkladıktan sonra, Irak’ın kuzeyinde ve Suriye’de bölgesel bir savaşı tetiklemiştir ve geniş çaplı patlamalar meydana gelebileceği konusundaki uyarılar artmıştır.” (Bkz. http://tr.abna24.com/service/important/archive/2016/11/01/789076/story.html )

Demek istediğim o ki; büyük lokma yemeli ama büyük laflar edilmemeli. Özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisini yalnızlaştıran ve ötekileştiren, sözde tarihi şahsiyetleriyle benzeştiren yalakalara dikkat etmesi gerekiyor. Çünkü bu tür yakıştırmalar hiç te iyi niyetli değil. Adamların işi gücü Abdülhamit’ten Erdoğan, Erdoğan’dan Hitler çıkarma operasyonu! Aslında Hitler değil Saddam çıkarma eylemi. Sonrasında ise Saddam’ın başına gelenleri Türkiye’ye uyarlamak. Allah uyuza tırnak vermesin! Neler yapmazlar…

Ömür Çelikdönmez
Twitter: @oc32oc39
omurcelikdonmez@hotmail.com

Yorumlar