İngiltere’nin Gazprom kararının perde arkası!

Հայաստանի տնտեսական ակտիվության ցուցանիշը հունվար-մայիսին աճել է 8.6 տոկոսով

İsrail-İran kəşfiyyat müharibəsinin yeni cəbhəsi-Afrika…

Olası ABD – İran çatışmasında Türkiye’nin izleyeceği strateji ne olur?

2017 Referendumu Sonucları Senaryoları

Türkiye 12 Şubat 2017
434

2017 referendumun sonucu Türkiye’nin genel anlamda tercih edeceyi sürecin aşamalarından biridir. Bu manada sonucun “Hayır” çıkması 7 Haziran seçimlerine benzer yeni bir siyasal süreci tetikleyebilir. O zaman önümuzde AKP-MHP ittifaki ile erken seçime giden bir siyasal iktidar hamlesi gündeme gelebilir. Bahçeli zaten yeni bir erken seçim ( işi bu herhalde:) mesajını vermisti. Buna AKP içinden az bucuk direnmek isteyenler FETÖ baglantısını da gündeme getirilerek partiden atılırlar. Keza taktiksel boyutta 2002’dekine benzer bir AKP anlayısının baskanlık modeli ile modullanmış değişik versiyonunun görebiliriz bu tür seçim sürecinde..Bu noktada özellikle güneydoğuda da devletin gücü, yerel aşiretler, Barzani, islamcı Kurtçüler oluşabilecek ve yer yer PKK ile taktik ittifak kurabilecek zimni bir koalisyon da sürpriz olmayacak. Yeni erken seçim halinde muhalif cephede de milliyetçi mubazakar tabana hitab eden yeni partiler ve seçim koalisyonları gündeme gelecektir.
Buraya yeni parti konusunda bir paragraf açmam gerekir:
Kanaatımce, sadece “hayır” ve erken seçim olasılıgı degil, “Evet” halinde de milliyetci muhafazakar tabanda yeni parti kurulacak. Referendumdan ne sonuç çıkarsa çıksın iktidar mövcut yönetim anlayışının MHP’de sürmesini elzem görecek. Bu bağlamda bir yandan MHP’nin profilini daha da düşürerek Erbakan sonrasındaki Saadet’in durumuna sokmaya çalışacak. Zaten Bahçeli ile bu istikamette baya yol katedildi, Tuğrul Türkeş olayını da by kapsamda ele alabiliriz. Yeni dönemde saglık sorunları da olan Bahçeli’nin yerine muhtemelen onun da isaret ettigi yeni bir isim bulunacak ve yola öyle devam edilecek. Gerekirse MHP’ni olabildigince zayiflatıcı ve yıpratıcı yeni dinamikler devrye sokulacak. Bu noktada bir yandan muhalifler yeni parti kurmaga iyice zorlanırken, diger yandan da ülküculerin kendi arasındaki çatısma iyice kızistırılmaya calısılacak. Böylece secmenim ve ülküculerin gözünde MHP, olası yeni parti ve muhalifler tabanın ve secmenin önemsedigi söylemlerle degersizlesdirilmeye çalısılacak. Yalnız bu noktada Milli Görüsün Saadet partisi ile mükayisede ülkucu muhalifler önemli farklıları temsil ediyorlar. Bunu kısaca şoyle ifade ede biliriz : Saadet Milli Görüşün gecmişini ve statukosunu korumasını temsil ediyordu. AKP ise hem lideri, hem de ekibi ile gelecegi ve degişimi simgeliyordu. Bugun benzer bir durum MHP ve Türkiye baglamında ülkücü muhalifler için geçerlidir. Bugun ülkücu tababdan real, kaliteli ve halkta karşılığı olabilicek en az 3 lider adayı var. Bu da gelecekte dünyada ve Türkiye siyasi sahnesinde milliyetçi ruzgar ve mevcut kosullarla birlestirildiginde farklı dinamikler yararatabilir. Bu arada kurulacak yeni bir parti iktidara ulaşım noktasında önce Fazilet, olmasazsa AKP benzeri kurumsal oluşum sürecinden mi gecer, yoksa direk AKP tarzi bicimde kurulup dogrudan iktidara mi gelir ki? Şuan anda o kadarını bilemiyorum.Ama bir Fazilet süreci yasaması sürpriz olmaz bence.
CHP de kendini bir dönem Baykal’ın yapmağa calıştığı gibi söylemsel ve pratik anlamda daha sağ ve daha geniş kutlelerle barışık bir çizgiye cekecektir. Zaten CHP referendum stratejisinde Deniz Baykal, Muammer İnce ve benzerlerinin daha bagımsız hareket etmelerine izin vererek bunun işaretini veriyor.
Referendumda “Evet” çıkması da ayri bir meseledir.Öncelikle iktidarın bu oylamayı “sıfır toplamlı bir oyun” olarak gördüğü çok netdir. “Evet” çıkması için son 15 ildeki seçim deneyimlerinin üzerine KHK ve bilumumu benzeri yöntem dahil ve bütün olanakları sonuna kadar zorlayacaktır. Yoğun ve demokratikliği şimdiden tartışmaya açılan bu süreçi iktidarın asla şansa bırakmayacağı açıktır.
İkincisi, referendumda “Evet” çıkması da başka sonuçlar doğurabilir. “Evet” sonucu 2007’deki referendumuna benzer bicimde AKP’nin yeni formatda güclenmesine neden olabilecegi gibi, 2011’dekine benzer biçimde yeni başka sürecleri tetikleyebilir. Bu süreçlerden birincisi iktidarda yeni güç paylaşımları mücadelesine yolaçabilir. Bu noktada “iyi AKP-kötü/FETÖ’cü AKP”, “reisci-anti reisci”, “Menzilci-Naksibendici” ve s. paradigmalar üzerinden yeni iktidar kavgaları gündeme gelebilir. Diger bir süreç bir süre sonrasında “mevcut cumhurbaşkanlığı sistemini ihtiyaclara cevab vermediği ve tam başkanlığa gecilmesi” söylemleri ile yeni sistem degişikliği tartışmaları başlatılacak. O zamanki tartışmalarda bu kez “MHP’nin cumhurbaskanlıgı olsun direnişi” hedefe konulacak ve bu kez de HDP ile işbirliginin perspesktivinin baskanlık ve idari özerklik bağlamında öne çıkması hiç sürpriz olmayacak.
Başka bir olası süreç, Türkiye’nin 2017 referendum süreçinin 2011 yılındaki benzer ve belki daha da degişik degişik şoklara (ergenekon, gezi, çözüm süreci, darbe) neden olması tekrar parlamenter sisteme doğru evrilmesi olabilir.Doğrusu hem genel Türk tarihine, hem de modern cumhuriyete, hem de AKP iktidarının döngüsüne baktığımızda bu ihtimalı yabana atmamak gerekiyor. Malesef kriz yaşamadan doğruyu yapmıyoruz ve dahası cogu zamanda doğruyu yapmak yerine kendi önceliklerimizi “doğru” yerine kabul ettirmeğe çalısıyoruz.
Dünyada ve bölgedeki gelismeleri de dikkate alarak içinde Türkiye Cumhuriyetinin ve Türk Milletinin bekasını derin krize sokan çok daha olumsuz manzaralardan da bahsetmek mümkündür.Açıkcası bunları yazmak bir Türk aydını olarak icimden gelmiyor ve o nedenle yazmıyorum.İnsallah da bunlari yaşamak bir yana, yazmağa dahi ihtiyac olmaz..
Allah Türkiye’mizi ve Türk Milletimizi korusun….

Dr.Nazim Cafersoy

Yorumlar